23 Aralık 2024 Pazartesi

KOZMİK DEĞİŞİM

 

                 


2025 yılında başlayacak enerji değişimi, dünyada ve üzerindeki varlıklarda kozmik bir değişimi başlatacak. Dünyanın titreşimi yükselecek ve bu bizim zamanı daha kısa hissetmemizi sağlayacak. Bu hıza bağlı olarak çok hızlı değişimlere ve gelişmelere tanıklık edeceğiz. Dünya bu değişimin 30 yıl etkisinde olacak ve 2050 li yıllara gittiğimizde dünyanın yeni durumu, şimdikinden çok farklı olacak. Ekonomik, politik ve coğrafi değişimler; insanın yaşam şeklini ve düşüncesini çok değiştirecek. İnançlar değişecek. Nüfüs artışı yavaşlayacak. Bazı ülkelerin sınırları küçülecek bazılarının sınırları genişleyecek. Yüzlerce yıl önce yapılan karanlık planların temel taşları 1930’lardan beri döşeniyor. Çok yol aldıkları için ve de ülkeler arasında birlik olmadığı için bu saatten sonra geriye dönüş yaptırmak oldukça zor. Ortadoğudaki tüm ülkeler, parçalanacak. Turkiye’nin üzerinde de çok kötü oyunlar oynanacak. Malesef şu anki işbirlikçi yöneticileri yüzünden Turkiye ileride çok büyük sıkıntılar yaşayacak. Ancak zorlu koşullar sonrasında sınır genişlemesi olabilir. Atatürk’ün bir kanallık sırasında gösterdiği haritada, Turkiye; Suriye ve Irak sınırına doğru genişlemişti. Bunun 2030-2050 yılları arasında olması muhtemeldir. Ancak bu genişleme bir tuzak; amaç ülkeyi parçalamak. 


Şu an dünyada farklı realiteler arasındaki makas açılıyor. Bazı insanlar üçüncü boyut realitesini yaşıyor. Bazıları 4.boyut realitesini yaşıyor ve bazıları da 5.boyut realitesini yaşıyor. Bu realiteler arasındaki enerji perdeleri genişlediği için insanlar arasında kopmalar çok yaşanıyor. Çünkü alt realiteden kopanlar, yarattığı bir üst realitesinde, yeni frekansına uygun ilişkiler ayarlıyorlar. Böylece geride bıraktığı realiteye dışardan bakmayı sadece gözlemci olmayı tercih ediyorlar. Bu doğal bir süreç ve ilerlemek gerekiyor. Bize eşlik edemeyenler geride kalırlar ve kendi frekanslarına uygun realitelerinde yaşamaya devam ederler. 


Çok fazla insan, etkisinden çıkamadığı eski inanç programlarına takılı kaldıkları için haliyle geçmişte yaşıyorlar. Geçmişte yaşayan insanlar, An’ı kaçırırlar ve şimdide yaşamadıkları için dünyadaki yeni enerjilere ve bilince rezone olmakta zorlanıyorlar. Bu insanların beden yoğunlukları yüksek olur ve kendilerini daha ağır hissederler. Haliyle titreşimleri düşük olduğu için, bağışıklıkları zayıf oluyor ve hastalıklara da daha meyilli oluyorlar. 


Dünyanın akışına, doğaya rezone olamazsak, hayattan kopuk yaşarız. Gizli bir yalnızlık, boşluk hissi ve köklenememe sorunları başlar. Bu yüzden gerektiğinde, bakış açımızı, inançlarımızı, yaşam şeklimizi değiştirmekten korkmayalım. Hayatımızda hiçbirşey kalıcı değildir. Herşey değişkendir. Herşey farklı koşulllarda ve formlarda dönüşerek var olmaya devam ediyor. Kendimizi yenilemeyi ve dönüştürmeyi hedeflemeliyiz. Sınırları kaldırmalıyız.


Birşeylerin zamanı dolduğunda ve değişim kapıyı çaldığında, insanoğlu değişmek istemezse, elinden akıp giden şeye aşırı tutunur. Bu yüzden de bütün dünyada şu an, dinler ve ırkçılık çok ön planda. Birlik bilincine ters düşen bu iki program, önümüzdeki yıllarda kötü izler bırakarak yavaş yavaş sayfalarını kapatacaklar. 


Enerji spiral şeklinde hareket eder. Bu bir çarka benzer. Sürekli dönerek başladığı yere geri döner. Bütün varlıkların yaşam döngüsü, mevsimler, insanların, ülkelerin ve gezegenlerin döngüsü de aynıdır. Başlangıc, büyüme, gelişme, ilerleme ve son…Sonra herşey yeni baştan başlıyor. Spiral şeklindeki bu hayat çarkı, bize belli aralıklarla aynı şeyleri yaşatarak, öğrenme gerçekleşmişmi diye bizi test eder. Öğrenme tamamlanmışsa ilerleme devam eder. Öğrenme gerçekleşmemişse; tekrarlarla öğrenmeye çalışırız. Buna göre; hayatımızdaki tekrar eden döngülere yeniden bakarsak; neyi öğrenemediğimizi bulup, onu değiştirerek ilerleyebiliriz. 


Ülkemizin ve başka ülkelerin de benzer döngülerine bakarsak; hangi konularda test edilebileceklerini görebiliriz. Dünyanın geçmişteki binlerce yıllık döngülerini araştırdığımızda; bizi gelecekte daha çok doğal afetler, su yükselmeleri, volkanik patlamalar ve şiddetli depremler bekliyor. Çünkü yarattığımız bahçede, ektiğimizi biçme zamanımız geldi. 


Dünyada değişecek bilinç sıçramalarına bağlı olarak; toplumsal hareketlilik, ayaklanmalar, hak aramalar, reform ihtiyaçları artacak. 2050’ye kadar çok şey değişmiş olacak. Teknoloji hayatımızı ele geçirecek. Ruhsal ve fiziksel olarak olumsuz etkileneceğiz. Uzayan ömürler bize huzur getirmeyecek. Sadece doğayla rezone yaşayanlar, bu süreçleri daha rahat atlatacaklar.


Sevgiler,

Aasma Estefan


aasmaestefan@gmail.com

7 Şubat 2023 Salı

Bilimden Uzaklaşan Milletlerin Sonu Karanlıktır

 




Bilimden Uzaklaşan Milletlerin Sonu Karanlıktır:

Yaşadığı herşeyin sebebini Allah’a veya kadere bağlayan insanlar; İsra:13 derki; ‘’Biz her insanın kaderini, kendi çabasına bağlı kıldık.’’ Yani sizin hayatınız bir boş tarla gibidir. Oraya neyi ekerseniz, hasat zamanı da onu biçersiniz. Gül ekerseniz; gül toplarsınız, dikenli çalı ekerseniz; onu toplarsınız diyor. Birbirine düşman, farklılıkları hep kaşıyan, ayrımcılık yapan, öfke, nefret, intikam duygularını besleyen, bilimden uzaklaşıp, gericiliği ön planda tutan bir toplumun ektiği negatif tohumlar elbetteki negatif olarak biçilecektir. Dışımızda olanlar, içimizde olanların projeksiyonudur. 

Topraklarımızın çoğu, deprem hatları üzerindedir. Bunu bilelim ve en az bir deprem bilimcisi kadar kendimizi bilgilendirip, hazırlayalım. Çocuklarımıza da bunu iyi öğretelim. Yaptığımız olumlu-olumsuz tüm seçimler, bizim kaderimizi belirliyor. Yaşadıklarımızın sebebini ve suçunu yaratıcıya atmayalım. ‘’Bu sizin fıtratınızda var, kaderinizde var, ne yapalım…’’ diyenlere de kulak asmayalım artık. Çünkü kandırılıyoruz. 9 şiddetindeki bir deprem Japonya’da can almıyorsa ve 7 şiddetindeki bir deprem ülkemizde on binlerce can alıyorsa, oturup düşünmek lazım nerde yanlış yapıyoruz diye. Bunu, bilimden uzaklaşmaya değil de kadere bağlıyanlara soralım..Bu durumda yaradan Türkiyede yaşayan insanları felaketlerle neden cezalandırıyor? 

Artık aklımızı başımıza alıp düşünme zamanı. Neyi yanlış yapıyoruz? Yaptığımız hangi seçimlerin sonuçlarını yaşıyoruz? Neden bunlar hep bizim başımıza geliyor? Hangi derslerimizi almıyoruz ki milletçe bu trajedik olayları tekrar tekrar yaşıyoruz? İş başa düştü. Biz değişmeden sistem değişmeyecek. Ayrıştırıcı değil, birleştirici politikalara yönelelim artık. Ülke olarak bizi ancak birlik beraberlik kurtaracaktır. Din satanlara değil, bilimi destekleyenlere güç verelim artık. 

Atatürkümüz’ün de dediği gibi. ‘’En hakiki mürşit ilimdir’’. 20 yıllık kova burcu dönemi, bize bunu acı bir şekilde öğretecektir. 

Bireysel yada milletçe olsun, yaşadıklarımızın tek sorumlusu biziz. Allah akıl vermiş bize, sorgulayalım kullanalım diye. Onu kullanmazsak,birileri bizi istediği gibi güder. Ev alırken arazi alırken deprem koşullarına göre sorgulamasını iyi yapalım. Zemin kontrolünü, binalardaki malzeme kontrolünü kendi imkanlarımızla yaptırıp emin olmalım. Mütahitlerin sözlü-yazılı güvenceleri bizim için yeterli olmamalı. Sistemin rüşvet çarkı üzerine döndüğü bir ülkede para verip her türlü sağlamlık belgesini alabiliyorlar. Kendimizi düşünmüyorsak bile çocuklarımız için yapmalıyız bunu. Dinle değil, bilimle ilerleyebiliriz ancak. Tüm felaketleri kadere bağlayan yöneticileri değiştirmedikçe ülke olarak kaderimiz de değişmeyecektir. Çünkü seçimlerimiz, yaşayacağımız olayları (kaderimizi) belirliyor.

İnsanoğlu doğanın bir parçasıdır. Doğayı kendimize göre ayarlamaktan vaz geçmeliyiz. Kendimizi doğaya göre ayarlamalıyız. Onun koşullarına göre, ona zarar vermeden, kendimize yaşam alanları yapmalıyız. Yoksa yine, ektiğimizi biçeriz. 


Atatürk’ün sözleriyle yazımı bitiriyorum.

‘’Türk milletinin yürümekte olduğu terakki ve medeniyet yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müsbet ilimdir. Bunun içindir ki milletimizin yüksek karakterini, yorulmaz çalışkanlığını, doğuştan zekasını, bilime bağlılığını, güzel sanatlara sevgisini, milli birlik duygusunu, her zaman ve her türlü vasıta ve tedbirlerle besliyerek geliştirmek milli ülkümüzdür.’’

   

Sevgiler!

Aasma Estefan

18 Aralık 2022 Pazar

Vazgeçtiğin Kadar Kazanırsın

 

Bazı insanlar; çok güçlü, zengin ve fazla mal sahibi olmak için ömürlerini tüketirler. Onlar madde dünyalarını genişletirken, içlerindeki manevi dünyalarını küçültürler. Diyebilirsiniz belki, insan hem zengin, varlıklı olup hem de manevi tarafını güçlendirebilir. Malesef bu ikisi bir arada pek olmuyor. Çünkü maddesel tüm hazların kaynağı egodur. Egolar, insanın zihniyle-kalbi arasına perde çekerler. Böylece o kişi kendi gerçek varlığından kopuk yaşar. Biz buna ‘ilizyonda kaybolmak’ diyoruz. Elbette yaşamak için çalışmak ve para kazanmak zorundayız. Ancak öylesine bir denge kurmalıyız ki, madde dünya bizi kontrolü altına almamalı ve dünyaya  niçin geldiğimizi unuttturmamalı. Ruhsal gelişmemizin sağlıklı olmasi için hayatı, her anlamıyla dengede yaşamayı öğrenmeliyiz. 

Hepimiz şu soruları kendimize sormalıyız:

-Bizim için maddi kazançların bir sınırı var mı? 

-Belli bir noktada durabiliyor muyuz? 

-Ya da kazandıklarımızın bir kısmını, ihtiyacı olanlarla paylaşabiliyor muyuz? 

Tibet rahiplerinin yaşam tarzlarına baktığımızda; görürüz ki, hepsi tek tip kıyafet giyerler ve inzivalarla; maddesel hazlardan, egolardan kendilerini arındırırlar. Tüm çabaları, kendi iç dünyalarını zenginleştirmektir. Bunu da, bağımlılıklarından kurtularak, sahip olduklarını başkalarıyla paylaşarak ve yardım ederek sağlamaya çalışırlar. Çünkü bilirler ki, kazanmak için önce kaybetmeleri gerekir. İnsan birşeylerden vazgeçmeden, kazanamıyor.

-Peki biz, kazanmak için nelerden vazgeçebiliriz? 

-Çok sevdiğimiz şeylerden vazgeçme cesaretini kaçımız gösterebilir? 

-Mesela, Alakır vadisine yerleşen aktivist karı-koca gibi şehir yaşamlarına, paraya, makama, arabaya, veda edebilir miyiz?

İnsan doğarken yanında birşey getirmez. Ölürken de yanında birşey götürmez. Varlıklı da olsak, fakir de olsak hepimiz bir kefenle toprağa veriliriz. Bu durumda, neden ömrümüzü çok fazla varlık sahibi olmak için tüketiriz ki? Çocuklarımıza ve torunlarımıza varlıklı bir yaşam bırakmak için zamanımızı ve sağlığımızı feda etmek ne kadar doğru? Hazıra konan çocuklarımız, emek vermeden elde ettiği bu kolay yaşamın kiymetini bilecekler mi? Bunları, bireysel-içsel degerlendirme mekanizmamızdan sorgulatmak lazım.

Ruhun dünyadaki yolculuğu sonlandığında, bu boyuttan ayrılır ayrılmaz, ilk hatırladığı şey; doğarken yapmak istedikleri ve ayrılırken yapamadıklarıdır. Kaçan fırsatlar için üzülür ve hatta bazı ruhlar yeniden geri dönmek ve eksiklerini tamamlamak isterler. Bir çok ÖYD (Ölüme yakın deneyim) yaşayan insanlar hep bu tarz şeyler soylerler. Bu yüzden de komadan çıkan veya ÖYD yaşayan çoğu insanın, geri döndükten sonra hayata bakış açısı değişir. 

Bırakabilme ve vazgeçebilme durumumuz, bilinç seviyemizle doğru orantılıdır. Bilinç düzeyi gelişmemiş insanların maddi kaygıları ve arzuları yüksek olur, paraya ve güce taparlar. Para ve güç yaşamımız için bir araç olmalı ama asla hayatımızın tek amacı olmamalı. Çünkü dünyada mal biriktirmek için değil, ruhsal gelişmemiz için bulunuyoruz. 

Kişi bilinç olarak tamamlanmaya doğru ilerledikçe, maddesel hazlardan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlıyor. Paylaşmayı ve yardım etmeyi seviyor. Daha içe dönük yaşıyor ve kişisel gelişimiyle ilgileniyor. Eşyalarını azaltıyor, evini sadeleştirip küçültüyor, bağımlılıklarını azaltıyor. Önceleri merkezinde egoları ve başkaları varken, bu sefer kendi merkezine sadece kendini koyuyor. Böylece kendi varlığını değerli kılmaya başlıyor. Sonrasın da da ruhu nereye aitse, onun için geriye dönüş yolculuğu başlıyor. 

Yaziyi, Muhyiddin İbn Arabi'nin sözü ile bitiriyorum. 

"Anladım ki bütün bu yolculuk, kendimden kendime imiş."


Sevgiler!

Aasma Estefan

Aasmaestefan@gmail.com

4 Mart 2022 Cuma



Bana gelen birçok soruya cevap olarak bu yazıyı hazırladım. 

En çok sorulan soru: 3. Dünya Savaşı Çıkacak mı?

Mahserin dort atlisi aktif oldu:Hastalık, savaş, kıtlık, dogal felaketler


Ben Ukranya savaşının kısa sürede biteceğine inanmıyorum. Ülke kontrolü ele geçirilip, yönetimi değiştirilse bile abd ve nato üyelerinin kışkırtmaları ve silah yardımlarıyla; sokak çatışmalarının, ayaklanmaların aylarca belkide yıllarca devam edeceğini düşünüyorum. Putin’in haritasında önümüzdeki zamanlarla ilgili astrolojik göstergeler sıkıntılı biraz. Onun güç ve statü kaybedebileceğini söylüyor. Bu da bu işgalin kendisinin beklediği gibi olmayacağını gösteriyor. O hedefine ulaştığını söyleyecektir ama gerçekte öyle düşünmeyecektir. Rusya’nın ekonomik yaptırımlarda, sanıldığı gibi çok fazla etkileneceğini düşünmüyorum. Çünkü 2014’ten beri bu günlere hazırlık yapıldığına inanıyorum. Çin ve kendisine yakın bazı ülkelerle ticaretini daha da geliştirecektir. Bu ticarette para yerine ürün değiş-tokuşu yöntemi, altin veya kripto para kullanılabilir. Yeraltı kaynaklarından elde ettiği gelirlerinde artış olacağını görüyorum. Kendilerini 2,3 yıla kadar yeniden toparlarlar. Yalnız ülke içinde dış güçlerin örgütlediği; protestoların ve ayaklanmaların artacağını öngörüyorum. Putini yerinden etme organizasyonları olabilir. Çevresine ve sağlığına dikkat etmeli. Muhalif bir liderin başa gelmesi durumunda; ülke abdnin arka bahçesine dönüşecektir.  

Emperyalistlerin Turkiye planları çok daha kötü. Binlerce kilometre uzaklıktaki ülkelerle değil, yanı başımızdaki komşularımızla organize olmalıyız. Gerekirse Nato'dan cikmaliyiz. Nato artik savunma organizasyonu degil, Dunya'yi kana bulayan bir orgut.

Aylar önce bir eğitim yayınında, 3.Dünya savaşı olacaksa; balkanlardan başlar demiştim. Ukrayna-Rusya savaşının sadece bir kıvılcım olduğunu düşünüyorum. Fragman gibi düşünebiliriz. Bundan sonra olacaklar; dünyada kurulacak yeni düzenin yapı taşlarıdır. Güç dengeleri batıdan doğuya kayacak. Politikada ise; güç, aşırı sağ ve din ekseninden sol eksene kayacak. Bunu engellemek için  çabalıyorlar. Büyük değişimlerden önce büyük yıkımlar olur.

Ülkeler toplu bir dünya savaşına mı girer yoksa savaş, bazı ülkelerle sınırlı mı kalır, bilemem ama savaşlar dönemine girdik. Zaten artık savaş yöntemleri de değişti. Emperyalistler kendi çocuklarını savaştırmaktan kaçınıyorlar. Satın alınmış liderlerle, dünyanın çeşitli yerlerinden kiraladıkları paralı askerlerle, istediklerini savaştırıp, ekran karşısında film izler gibi izliyorlar. Onbeş-yirmi seneye kadar bu işleri robotlarla, insansız araçlarla halledeceklerdir. İnsanların kullanım süresi dolacak. 

En çok sorulan ikinci soru: Turkiye’de Neler Olacak?

Turkiye’de şu anki yönetim kadrosu gittiğinde, ülkede herşey normale dönmeye başlayacaktır. Cumhuriyetimizin kuruluş dönemindeki ayarlarına yavaş yavaş geri döneceğiz. Tüm iç ve dış düşmanlarımızın, ülkemizle ilgili planları suya düşecek. Ancak millet olarak son yirmi senede yaşananlardan büyük dersler almış olacağız. Elimizdekilerin kiymetini bilmeye baslayacagiz. Daha önceden de yazdığım gibi; 2023’te yönetimin değişeceğini düşünüyorum. Ancak şimdiki liderin yaptığı hataların ve ekonomik çöküntünün iyileştirilmesi 2025’i bulur. İstanbul, Ankara gibi belediyelerin; tarıma, üreticiye, çiftçiye verdiği destekler gibi bir yapı, 2023’ ten sonra tüm Türkiye’de uygulanacak. Ülkemiz yeniden kendi kendine yeten bir ülke olma yolunda ilerleyecek. Köylüler yeniden Ulusun efendisi olacak. 

Bizler, Yurtta barış, dünyada barış ilkesi gereği; hiç bir savaşın tarafı olmamalıyız. Özellikle de komşularımızla iyi ve dengede ilişkiler kurup, kendi ülkemizin yaralarını sarmak için uğraşmalıyız. 

Ülkemiz yirmi yıldır planlı olarak çöküşe hazırlandı ve tepside başka ülkelere sunuldu. Adalarımız gitti. Topraklarımız karış karış yabancılara peşkeş çekildi. Askerlerimiz emperyalist çıkarlara yem edildi. Tüm kurumlar ve fabrikalar satıldı. Ahlaki değerlerimiz yerle bir edildi. Kurucumuza hergün hakaretler dizildi. Milliyetçilik’ maskesini kullanan hükümet ortağından hiç ses çıkmadı. Lütfen oy verdiğiniz liderlerin neler yaptığını süzgeçten geçirin. Futbol takimi tutar gibi parti tutmayın. Sorgulayın, söylemlerini ve eylemlerini takip edin ona göre oy verin. 

Eğitimsiz ve niteliksiz politikacıların ürettiği yanlış politikalar ülkemize ve ekonomimize çok zarar verdi. Kurtuluş savaşından çıktığımız dönemdeki gibi bir haldeyiz. Farklılıklarımıza aldırmadan birlik olup, yeniden ‘Biz’ olmayı öğrendiğimizde; ülkemizi yeniden inşa edip ayağa kaldırırız. Umutluyum…tünel çıkışındayız ve ışık görünmeye başladı. 


Sevgiler,

Aasma Estefan

21 Mart 2021 Pazar

Kadınların Uyanışı



Karanlık; içindeki ışığa teslim olmadan önce, hayatta kalabilmek için son şansını kullanıyor ve daha da saldırganlaşıyor. Şu an dünyanın her tarafında, kadınlara karşı yapılan saldırıların artmasının sebebi; gelmekte olan ışığın ve değişimin doğum sancılarıdır...Eril enerji, gücünü kaybetmekten çok korkuyor ve bu korku onları daha da hırçınlaştırıyor.

Bütün dünya bundan sonra kadınların; uyanışını, yükselişini, isyanlarını ve yeniyi inşa edişlerini konuşacak. Bu özgürlük savaşçılarının haykırışları, sokaklarda ve evlerde yankılanacak. Eril enerji tarafından kendilerine takılan zincirleri tek tek kıracaklar ve kol kola girip güçlenerek ayağa kalkacaklar. En çok hangi ülkelerde dişil enerji bastırılmışsa; ilk patlamalar, ilk doğumlar, oralarda başlayacak.

İnsanlık, bir kez daha kadının; doğuşuna ve yükselişine tanıklık edecek. Ama bu sefer ‘cadı’ yada şeytan diye diri diri yakılamayacaklar, asılamayacaklar. Çünkü bu sefer daha güçlüler ve  yalnız değiller...Arkalarında; yakılan, asılan ataları da var. 


Hazırlanın...kadının hikayesi önce Ay’a, sonra yıldızlara ve gökyüzüne yazıldı. Şimdi de; dağa, taşa, suya ve toprağa yazılacak. 

Şu an milyonlarca kadın, çeşitli yollardan, kendi varlığına uyanmak için birçok eğitimler alarak; şifacılık, bilgelik ve yaratıcılık yeteneklerini uyandırıyorlar. Zamanı geldiğinde bu kadınlar ortaya çıkacaklar ve gereken değişimi başlatacaklar. Kadın; sadece bir anne, bir eş, bir kızkardeş değil...bütün yaratılış hikayesinin başladığı yerdir. Hak ettiği yeri kendi eliyle yeniden inşa edecektir.

Bütün kadınlara ve içindeki kadını uyandıran erkeklere; sevgiler...saygılar

Aasma Estefan

Aasmaestefan@gmail.com

12 Aralık 2020 Cumartesi

2021-Bilim Kurgu Çağına Giriş

2021-Bilim Kurgu Çağına Giriş




GENEL BAKIŞ:
2021, değişebilenler için hızlı ilerleme, değişemeyenler için yeniden resetlenme (arınma) şansı getirecek. 2021 yılının ilk altı ayı, 2020 gibi sorunlu geçecek. Sanki 2020'nin devamı gibi olacak. Ancak ikinci yarısında, biraz daha yumuşama var. 2021'de de en büyük sorunumuz olan koronayla uğraşmaya devam edeceğiz. Eski yazılarda da belirttiğim gibi, en az üç yıl kadar uğraşacağız bu hastalıkla. Aşıyı çözüm olarak görmüyorum ben. Çünkü virüs mutasyon geçirerek devam edecek ama etkisi giderek azalacak. Tek çözüm kendi bağışıklık sistemimizi güçlendirip, virüslerle savaşmasını sağlamak olacak. Önümüzdeki yıllarda belirli aralıklarla başka virüslerle de uğraşacağız. Hayvan etinden insanlara bulaşan hastalıklarla uğraşacağız. Bedenimize iyi bakmayı öğrenmemiz lazım. Çünkü; salgın hastalıklar, cilt sorunları, genetik hastalıklar, kısırlık çok görülmeye başlanacak. Nüfusu azaltmak istiyorsanız, düzenli olarak salgın hastalık, savaş, terör üretirsiniz. Kabalin dünya politikasıdır bu.

Bilinçlenen insanlar, zamanla ilaçlara ve aşıya karşı olan güvenini kaybedecekler ve alternatif şifa yollarına yönelecekler. Aşıya karşı direnenlere yaptırımlar gelebilir. 

Dünyada yavaş gerçekleşen bir kutup kayması var ve bu kaymalar, manyetik sarsıntıları tetikliyor. Dünyamızda depremler, seller, volkanik patlamalar şiddetini arttırarak devam edecek. İklimler değişecek, bunun da bazı zorlayıcı sonuçları olacak. Gıda sıkıntısı ve temiz içme suyu sorunu yaşayabiliriz...Önlemlerimizi alalım diye doğa insanoğlunu uyarıyor. Yüksek katlı lüks apartmanlardan çıkıp kırsal alanda tek katlı sade evlerde yaşamak akıllıca bir adım olacaktır. Yaşadıklarımız, yaşayacaklarımızın yanında henüz bir fragman sayılır. Tabiatla uyum içinde, onun kurallarına göre yaşarsak kazanırız.

Biz insanlık olarak, barış içinde yaşamayı, her canlıyı ve doğayı korumayı öğrenene kadar, zorluklarla savaşacağız, acı çekeceğiz. Burada zorunlu bir dönüşüm var. Yeni enerji bize diyor ki: Ya sev, ya terk et!

ÖNÜMÜZDEKİ 20 YIL
Dünyayı zor zamanlar bekliyor. Şimdiye kadar yaptıklarımızın bedelini doğa bize yavaş yavaş ödetecek. Önümüzdeki yirmi yıl boyunca, ülkeler, insanlar ve tüm dünya taşıdığı karmaların içinden geçecek…Karmik arınma olmadan ışığı göremeyeceğiz. Bireyler; tüm gölgeleriyle yüzleşerek arınırken, ülkeler de arınmak için tüm gölgeleriyle yüzleşecek ve içinden geçecekler. Irkçılık, radikal dincilik, modern kölelik ve diğer tüm adaletsizlikler kendini göstere göstere, can acıta acıta geçip gidecek hayatımızdan. Bizden çalınan haklarımızı savaşarak direnerek geri alacağız. Dünya genelinde, ırkçılık ve dinlerle ilgili terör saldırıları, din ve mezhep savaşları olabilir. Dinler dönemi yavaş yavaş kapanacak. Sınırlı inançlarımız birer birer yıkılacak. Hem de bir daha geri gelmemek üzere. 

Dijital bir nesil geliyor. Bizler onların zekasına, yaratıcılığına, bakış açılarına ve yeni dünyayı inşa edişlerine hayran kalacağız. Onlar sisteme karşı ayaklanacaklar ve bütün haklar için savaşacaklar. Ne kadar zor olursa olsun, geri çekilmeyecekler. Fransa ihtilaline benzer ayaklanmalar bütün dünya ülkelerinde çıkabilir. Eski enerji, yeni enerji çatışması var. Her iki taraf da direnecek. Her ülke kendi iç sorunlarıyla, siyasi, dini, hukuki ve sosyal ayaklanmalarla, uğraşacak. Çünkü önce kendi içlerinde dönüşmeleri lazım. Ülkelerin başlarında bulunan, otoriter ve aşırı ırkçı yönetimler beş-on seneye kadar yavaş yavaş yerini ve gücünü, daha halkçı, doğayı, insanı ve hayvanı koruyan; sosyalist yönetimlere bırakacak. Yeni ve genç liderler ile kadınlar yönetimlerde daha çok yer alacaklar. Kadınların her alanda yükselişi muhteşem değişimler yaratacak. Güç ve zenginlik batıdan doğuya kayarken; bunu engellemek isteyen bazı ülkeler, her yolu deneyecekler ama eninde sonunda kaybedecekler. Abd'de bundan sonra ve özellikle de 2024'ten itibaren 2034'e kadar ki süreçte çok büyük değişimler olacak. Büyük bir negatif enerji birikti, patlaması an meselesi. Başka ülkelerle uğraşacak halleri kalmayacak.



Kapitalist sistemin sömürü düzeni, her alandan, elini eteğini çekene kadar, çöküş, değişim, dönüşüm,  etkileriyle devam edecek. Geçen yıllarda yazdığım yıllık yazıları okumanızı öneririm. Orda yazdıklarım hala geçerli. Aynı şeyleri her yıl yeniden yazmak istemiyorum.Uzun bir süre yıllık yazı yazmama gerek olmasın diye bu uzun dönem yazısını yazdım. Daha sonradan kısa eklemeler yapmak benim için daha kolay olacaktır.

21 Aralıkta başlayacak 20 yıllık bir süreçte, teknoloji ve bilimde yüzyıllık bir ilerleme yaşanacak. 2021 Bilim Kurgu Çağı'nı başlatacak. 2041 yılında uçan arabalarla yolculuk yaptığımızı görmüştüm. Gezegenler arası yolculuklar kolaylaşacak. Çünkü bazı devletlerin uzun zamandır zaten bu yolculukları yaptığını öğreneceğiz. Bir ülke, üçgen ve yuvarlak tepsi şeklinde çok hızlı hareket eden metalik uçan araçlarla Ay ve Mars'a yıllardır yolculuk yapıyor. Oralarda üsleri var. 1950'li yıllardan beri bu ülkenin  hava kuvvetleri dünya dışı ırkların yardımıyla uzay teknolojisini çok geliştirdi. Çok hızlı uçan metalik gemilerle ve robot teknolojisi ile günümüzün en az 50 yıl ilerisindeler. Şu an kullandığımız uçaklar, haberleşme ve diğer bir çok teknoloji: onların sahip olduğu gizli teknolojilerinin yanında ilkel kalıyor. Elon Musk'ın bu gizli teknolojilerinden; kullanım dışı olanlarının, ufak ufak insanlığın hizmetine, yeniymiş gibi sunması, için görevlendirildiğini düşünüyorum. Dünyanın yörüngesine mekiklerle astronot gönderme şovu sadece insanları kandırmak, meşgul etmek için. Zaten Nasa'nın görevi gerçekleri gizlemek ve perdelemektir.

SOSYAL YAŞAM:
Önümüzdeki yirmi yıllık dönemde insanların bakış açısı ve sosyal yaşamları çok değişecek. Minimalist yaşam şekilleri daha çok benimsenecek. Pahalı lüks evlerden, eşyalardan, materyalist yaşamlardan uzaklaşılacak. Karavan satışları artacak. Küçük evlerle, az eşyayla doğa içinde, şehirlerden uzakta yaşamak, doğal tarımla geçimini sağlamak, yeni tarz bir yaşam modeli olacak. Meslekler değişecek. Teknolojiye bağlı yeni bir çok meslek ortaya çıkacak. Çoğu insan evinden çıkmadan, internet üzerinden çalışabilecek. Üniversitelerden alınan diplomaların (herkeste olduğu için) işlevi kalmayacak. Yetenek ve becerisi olan insanlar daha kolay iş bulacak. Teknolojinin iş hayatımıza getirdiği kolaylıklar nedeniyle şehirlerden uzaklaşmak çok daha kolay olacak. Köylere ve doğa içine yerleşim artacak. Uyanmış insanlar, sistemden çıkarak şehirlerden uzakta kendilerine yeni yaşam alanları kuracaklar. Beşinci boyut enerjisine uygun yaşam şekli bu şekilde ortaya çıkacak. 

Robot polisler, robot aşçılar, robot öğretmenler, robot şoförler, robot temizlikçiler görmeye başlayacağız etrafımızda. vb. Hologram teknolojisi eğitimde, iletişimde, sosyal ilişkilerimizde, sağlık ve iş hayatımızda öne çıkacak. Virtual gözlüklerle, sınıftaymışız gibi ders yapabileceğiz. Toplantılarımızı, ordaymış gibi yapabileceğiz. Gözlere takılan merceklerle internete direk düşünceyle bağlanabileceğiz. Yanımızda cep telefon taşımak zorunda kalmayacağız.

Havayla ilgili felaketler artabilir. Kuraklıklar, bize kıtlık ve içme suyu sıkıntısı yaşatabilir. İleride iklim koşullarından dolayı gıda sıkıntısı başladığında evlerde 3D çıktılarla istediğimiz sebzeyi, eti, üretme olanağımız olacak (Ne kadar sağlıklı olacağı ayrı bir konu). İnsan klonlama, yapay organ üretme kolaylaşacak. Yaş ömrümüz uzayacak ama teknoloji, ilişkilerimizi de dijital ortama taşıyacak. Hologram teknolojisiyle ev ziyaretlerimiz, oraya gitmeden, dünyanın her yerinden kendi evlerimizden yapılabilecek. İnternet üzerinden tanışan insanlar, özel gözlüklerle evden çıkmadan görüşüp, birbirlerinin bedenine dokunuyormuş gibi hissedebilecekler. Bir koltuk gördüm, bazı kablolarla ve gözlükle uzanıyorsunuz, gitmek istediğiniz gezegene, ülkeye, tarihi yerlere gidiyorsunuz. Sanal da olsa gerçekten orda gibi hissedeceksiniz.
 


Evimiz, herşeyi yaptığımız dijital yaşam alanımız olacak. Hologram teknolojisiyle dünyanın heryerinden doktorlardan sağlık servisi alabileceğiz. Kişinin bedenine, sorunlu organına uygun, kişisel ilaçlar üretilecek ve bu ilaçlar taşıyıcı çiplerle sadece bedenin ihtiyacı olan yere götürülecek. Böylece o  ilacın bedenin diğer bölümlerine olan yan etkileri sıfırlanmış olacak. Bedenimizde, dışarıya sağlığımızla ilgili veri akışı yapacak küçük robotlar dolaşacak. Beyin hasarına bağlı bazı hastalıklar, beyne yerleştirilen çiplerle iyileştirilecek. Kanser hastaları için kullanılan ışık ve kemoterapi yöntemleri ortadan kalkacak. Sadece kanserli hücreleri tepsit edip onları yok eden, robotik çipler yerleştirilecek bedene. Böylece öyle yada böyle çipler hayatımıza sağlık yoluyla girmiş olacak. Gençleştiren, hücreleri yenileyen ışık yatakları olacak. Çok hızlı giden uçaklarla dünyanın en uzak yerine bir kaç saatte ulaşabileceğiz. Fosil yakıtlara bağımlılık bitecek. Güneş ve rüzgar enerjisi kullanılacak. Benzinle çalışan araçlar yasaklanacak. Elektrikli taşıtlar kullanılacak. Arabaların boyutu küçülecek. İlişkiler daha mesafeli ve uzaktan olacak. Cinsiyetsizlik artacak. Üçüncü bir cinsiyet her ülke tarafından kabul edilecek ve yasalar buna göre düzenlenecek. Resmi evraklı evliliklerin önemi kalmayacak. Yasalar, birlikte yaşayan çiftleri aile olarak kabul edip, haklarını yasalarla düzenleyecek. 

Bütün bunlar, sistemin bize sunacağı bir yaşam şeklidir ama bu insanların uyanışını hızlandıracak. İnsanlar iki gruba ayrılacak. Sistemin içinde olanlar, sistemden çıkanlar. Sistemden çıkan herkes, teknolojiyi hayatında en aza indirerek doğayla yaşamaya başlayacak. Yerel yönetimli komün yaşamlar çoğalacak. 

Teknolojinin gelişmesi ürkütücü gelmesin. Yirmi yıl once bugünkü kullandığımız teknolojiyi hayal bile edemezdik. Ama geldiğimiz noktada durumdan çok memnunuz ve severek kullanıyoruz. Şu anda bazı ülkelerde, robot garsonlar ve robot resepsiyon görevlileri zaten kullanılıyor. Sürücüsüz araçlar deneniyor. Uçan arabalar üzerinde çalışılıyor. Teknolojinin ilerlemesi, doğal olarak zaten gerçekleşiyor. Sadece astrolojik verilere gore bakıldığında bu surecin çok hızlanacağını görüyoruz bundan sonra. Gençler ve şimdiki çocukların ilerde en çok seveceği şey, bu teknolojik gelişmelerdir. Gelecek zaten onların.

Her şey gibi teknolojinin de iyi yanları ve kötü yanları vardır. Hangi amaçla kullandığımız önemli. Çocukları şimdiden telefonlardan ve ipadlerden uzak tutamıyoruz. Onların büyümüş halini düşünün. Bence insanoğlunun, kaybettiklerinin kıymetini anlaması ve tamamen yüzünü doğaya dönmesi için böyle bir donemden geçmesi şart.

Benim akaşık kayıt sorgulamalarında gördüğüm ama anlamlandıramadığım bir görüntü vardı. Sokakta gaz maskesiyle gezen bir erkek gördüm. Etraf sarımtırak, kül gibi bir toz bulutuyla kaplıydı. Sadece bir kaç insan dışardaydı. Ancak ben o tozun nükleer bombadan kaynaklandığını sanmıyorum. Başka birşeydi. Küller uçuşuyordu havada. Volkanık patlama etkisi olabilir belki. Hangi ülke olduğunu bilmiyorum, zamanını görmedim.


Aasmaestefan@gmail.com

23 Ağustos 2020 Pazar

Agustos 2020- Genel Degerlendirme







2020'nin İkinci ve Son Karanlık Dönemindeyiz.

19 Aralık 2019 yazımda belirttiğim gibi;
https://aaşmaestefan.blogspot.com/2020/03/mart-2020-değerlendirme-yazısı.html
2020, iki defa tüm karanlığımızın içinden geçip, eski bizi terk edip yeni bizi doğuran bir yıl olacak. İki kere sıfırlanacağımız bir yıl. Ben 2020'yi iki bölüme ayırmıştım. ilk altı ay ve son altı ay. Birinci altı ayımız bitti. Haziranda ikinci altı ayımıza girdik. Birinci dönemde bütün dünya olarak hastalıkla yüzleştik. İkinci dönemde ne yaşayacağız bilemiyorum ama 'sudan gelecek tehlikelere dikkat' ve de toplu ruh göçleri olacağı bilgisi gelmişti. Dünya su anda çok yüksek derecede pozitif ve negatif enerjiye maruz kalıyor. Bir taraftan ışık, var gücüyle insanları uyandırmak için uğraşırken, karanlık taraf ise; var gücüyle uyanışı engellemeye çalışıyor. Çatışan bu iki zıt enerji arasında kalıp da dengesini bulamayan insanlar kaosta kalıyor ve fiziki, ruhsal açıdan kötü hissediyorlar. Artan kalp hastalıkları, öfke patlamaları ve aniden ortaya çıkan ölümcül hastalıklar, bu yüzdendir. Bedenler, oluşan baskıyı kaldıramıyorlar ve bu yüzden eski enerjiye takılı kalmış bazı ruhlar, gitmeyi seçiyorlar.

Tarih, Tekerrürden ibarettir. Alınmayan Tüm Dersler Tekrar Eder:

Bu sözler, doğru söylenmiş sözlerdir ve her dönem için geçerlidir. Önemsenmelidir.
Yaşanılan olaylardan ders alınmadığı zaman olaylar farklı zamanlarda tekerrür eder. İlahi plan derki; bu dersi atlayamazsın, sonraya erteleyemezsin..illa da öğrenceksin...Sen öğrenene kadar ben bu dersi sana yeniden yaşatırım.
Öğrenilmeyen derslerin tekrarı; hem bireyler için, hem ülkeler için, hem de dünyanın tamamı için geçerlidir. Var olan her zerrede, mikrodan makroya, öğrenme sistemi aynıdır.
Geçmişe doğru baktığımızda, dünyada belli aralıklarla, büyük acılar yaşatan olaylar olmuş. Bunlardan bazıları; doğal felaketler, salgın hastalıklar, savaşlar, ihtilaller, haksızlıklar, ırkçılık, ayrımcılık vb.dir. Farklı zamanlarda tekrarlanan bu olaylar, insanların farklı bilinçleri yüzünden farklı şekilde sonuçlanabiliyor. Yaşanan sonuçlar; her seferinde insanlığın evrimleşmede, öğrenmede ve toplumsal bilincin ilerlemesinde geldiği noktayı gösteriyor. Yani tekerrür eden şeyler aynı olsa bile, zaman ve bilinç farklılığı; olayların gidişatını ve bizim tepkilerimizi değiştiriyor. Eskiden, aynı olayın etkileri çok kötü iken; şimdi daha üst bilinçte olduğumuz için bizi daha az etkiliyebiliyor. Almamız gereken dersleri öğrendiğimizde tekrar döngüsü duruyor ve bir sonraki öğrenme sürecine geçiyoruz.
Bir dönem kadınlar, taslanıp, lanetlenip, cadı diye yakılıyordu. O zaman yaşanan bu olay şimdi farklı şekilde tekerrür ediyor. Din üzerinden kadınlar aşağılanıyor, köleleştirilip evlere kapatılmak isteniyor. Hergün kadınlar öldürülüyor, şiddete, tacize, tecavüze maruz kalıyor. Zaman farklı ama 'Kadın düşmanlığı' hala aynı. Görünen o ki bu konuda pek de ilerleme olmamış. Bu yüzden, kadınlarla ilgili tam iyileşme hali olana kadar, acı olayları yaşamaya devam edeceğiz. Çünkü bu konuda ne kadar iyileştiğimizi, dersimizin ne kadarını aldığımızı insanlık olarak anlamamız gerekiyor.

Türkiye'de Kurtuluş Savaşı Koşulları Tekerrür Ediyor:

Biz, millet olarak, 'Kurtuluş Savaşı' öncesinde yaşanan tüm kötü olaylardan gerekli dersi alamadığımız için, o muhteşem 1919 ruhunu hazmedemediğimiz için; ülke olarak, bugün yeniden hasta yatağında kıvranan 'kanserli bir adama' dönüştük. Topraklarımız satılmış, fabrikalarımız kapatılmış, ordumuz dağıtılmış, ekonomimiz batmış, tarım ve hayvancılık yok edilmiş, adalet yok edilmiş ve eğitim sistemi çökertilmiş. Ahlaki çöküş ve yozlaşma zirve yapmış. Ülkeyi, dış güçler, tuzakla tehditle yönetiyor. Yöneticiler, teslim olmuşlar ve her emre boyun eğiyorlar. Osmanlı devletinin çöküş dönemi bir kere daha tekerrür ediyor. Atatürk tarafından bize altın tepside sunulan haklarımızın, cumhuriyetimizin, kıymetini bilmedik. Birileri gelip bunları tek tek elimizden aldı. Karanlık yeniden ülkenin üstüne çöktü.

Kurtuluş:
Bizler, milletçe bir kere daha birlik ve beraberlik içinde olmayı öğrenene kadar bu hasta yatağından çıkamayacağız. İyileşmek için tek ilaç; sevgi, barış, birlik, beraberlik ve kardeşliktir. Atatürk'ün çizdiği yoldan gidip, Cumhuriyetimizi, 'kuruluş' ayarlarına geri döndürmektir. Başka kurtuluş yolu yoktur.

Doğduğun Coğrafya Kaderindir:

Doğduğumuz coğrafyada, alınacak toplumsal derslerin her biri, oranın parçası olduğumuz için bizi de etkiler.
Bireysel olarak yaşayacağımız dersler, doğduğumuz aileyle alacağımız dersler, doğduğumuz ülkeyle  alacağımız dersler ve dünya ile birlikte toplu alacağımız dersler bütün olarak 'kader' denilen yazılım programımızı oluştur. Bu derslerin tamamı öğrenilene kadar, tekerrür döngüsüne takılırız. Bunun için yüzlerce yıl, yüzlerce yaşam gerekse bile...

Corona ve Etkileri:
Dünyayı etkileyen bu virüs, bir yalan yada oyun değildir. Gerçekten bir virüs var ve normal gripten biraz daha etkili. Hasta edebilir ama öldürme oranı düşük. Bağışıklık sisteminiz zayıfsa coronayı ağır geçirirsiniz, güçlüyse kolay atlatırsınız. Tıpkı kışın geçirdiğiniz grip gibi. Virüs en az üç yıl alanımızda olacak ve hayatımızı çok değiştirecek. İnsanlık bir şekilde bu virüse de, diğerlerinde olduğu gibi bağışıklık kazanacak. Zamanla mutasyon geçirerek yeniden ortaya çıkabilir ama yine de  atlatılabilinecek. Daha ileriki yıllarda da benzer virüslerin ortaya çıktığına tanık olacağız. Bu yüzden sağlığımıza dikkat etmeliyiz ve bedenimize iyi bakmalıyız. Bedenimiz' hepsiyle başa çıkar..Yeterki biz ona iyi bakalım.
Corona hastalığı, bazı ülke yönetimleri tarafından, insanları kontrol altında tutma ve yeni baskıcı kuralları kabul ettirmek için kullanılacak. Batmış ekonomilerin ve çökmüş bütün sistemlerin sebebi olarak gösterilecek.

Her Serde Bir Hayır Var:
C
oronanın olumsuz etkilerinin yanısıra, hayatımıza çok şey kattığını da gözardı etmeyelim. Hor kullandığımız bedenimize bakmayı ona iyi davranmayı öğretti bize. İlahi sistem, birbirlerinin sorunlarına kulak asmayan ülkeleri, aynı sorunla uğraştırarak, aynı şeyleri yaşatarak uyardı aslında. Birlik olun, birbirinizin sorunlarına kulak asın yardımlasın, birbirinize yardım edin, hiçbir ülke güvende değildir dedi. Koca dünya, bir köy kadar küçüldü ve herkes aynı duygularda,yaşam şeklinde birleşti. Pandemi süreci, eskiye ait çalışmayan herşeyi bize bir çırpıda gösterdi. Kıymetini bilmediğimiz herşeyin aslında ne kadar önemli olduğunu gördük. Kısıtlanmış özgürlüklerimizi farkettik. İhlal edilen haklarımızı farkettik ve onları geri almak için savaşacağız.
Önümüzdeki yıllarda insanlar güçlü ve zenginler tarafından kullanıldığını, değersizliştirildiklerini anlayacaklar, uyanacaklar ve bireysel isyanlar, kitlesel isyanlara dönüşecek. İnsanlık ayağa kalkıyor...Uyanışımızı başlattığı için, ilerde bu virüse çok teşekkür edeceğiz.

Sevgiler!
Aasma Estefan
Aasmaestefan@gmail.com