29 Ocak 2016 Cuma

LiLiTH

Yeni aldigim bilgiyi paylasmak istiyorum. Bilgiyi acilan goz ekranindan okudum ancak harflerin karsisinda yazili olan acilimlari uyaninca unuttum. Okuduklarimdan aklimda kalanlari birlestirip okunabilecek sekilde duzenledim.

L:
i:
L:
i
T:
H:

Bu sekilde yazili olan Lilith isminin her harfinin karsisinda acilimi yaziliydi. Onlari hatirlamiyorum. Geriye kalan kisim cok ilgincti.



Dunya uzerinde iki farkli soydan gelen insanlar varmis. Lilith ve Lucifer'den dogan soy. Adem ve Havva'dan dogan obur soy.
Bu iki soy bildigimizin aksine erkek tarafindan degil, disi tarafindan takip ediliyormus. Yani Lilith'in soyu ve Havva'nin soyu diye. Bu soylar arasinda binlerce yildir bir savas varmis. Beyaz ve Siyahin savasi. Havva'nin soyu iyi, isik olan taraf. Lilith'in soyu, karanlik tarafmis.

Lilith ve Lucifer'den gelen soy su an karanlik taraf olarak bilinen ve binlerce yildir Dunya'nin hakimiyetini ellerinde bulunduran hepimizin de bildigi kok ailelermis. Bunlar, kendilerini tanri soyu olarak gordukleri gibi; Havva'dan gelen soya ise vasifsiz koleler olarak bakiyor ve  onlarla hicbir zaman kendini esit gormuyorlarmis.

Binlerce yildir bu iki soy arasinda bir savas var. Bu savas sona ermek uzere.

Sonra Yin yang sembolu de resim olarak goruntuye geldi. Bilgiyle ilgisini cikaramadim.



Bilgi dogrumu degil mi bilmiyorum. Arastirma yapmak icin tesvik edici olabilir. Ben kendim de arastirma yaptim ve bu konuyla ilgili bir cok bilgi oldugunu gordum. Bazilarini asagida ayri ayri paylastim.

Ibranicede Lilith kelimesinin anlami: Gecenin canavari, Karanligin Kralicesi ve Firtina Tanricasi imis. Yine ibranicede Lilith disi bir seytan ve Adem'in ilk esi olarak geciyormus.

Bazi kaynaklara gore; Lilith'in Lucifer'in esi oldugu yazili. Lucifer'in Sirus gezegeninden gelen bir seytan tanri oldugu ve Lilith ile iliskisinden dolayi, cennet diye cagrilan, ust boyuttan kovularak dunyada hapsolmaya ve yasamaya zorlandigi anlatiliyor. Boylece Lilith seytan tanrisi Lucifer'le evlenerek, seytan kralicesi unvanini aliyor ve ikisi kendi soylarini olusturuyorlar.


Lilith'in sembol hayvani ise Baykus'mus. Burda aklima ormanda, kayadan yapilmis buyuk bir baykus heykelinin onunde rituel yapan malum grup geldi. Hep merak etmistim neden "baykus" diye.


Baska bir hikayede; once Adem ve Lilith yaratiliyor ayri ayri ama Lilith Ademi red edip Lucifere asik olunca ve onunla olunca; Adem cok uzuluyor. Onu yaratan Tanri, bu sefer Adem'in kaburgasindan ( dnasindan) baska bir disi yani Havva'yi yaratiyor. Lucifer yaratilmis Lilith ile birlikte oldugu icin cezalandirilip cennetten atiliyor. Boylece o ve Lilith dunyada yasamak zorunda kaliyorlar. Dunya yasami boyunca dunyadaki hakimiyeti elinde tutmak icin ugrasiyorlar.

Bazi kaynaklarda da, Lilith-Isis-Diana-Athena ve Inanna'nin hep ayni kisi oldugu anlatiliyor. Lilith ve Adem dunya topragindan yapiliyor ve kole olarak kullanilmak isteniyor. Lilith kole olmak istemiyor ve meleklerden Lucifer'e asik oluyor. Onunla birlikte olan Lucifer bu davranisindan dolayi cennetten atiliyor. Adem'e ikinci es olan Havva yaratiliyor. Lilith ise Lucifer'le birlikte yasiyor. Her iki cifttende ayri soylar olusuyor. Bir sekilde Lucifer ve Lilith'den olan soy kendilerini daha ustun ve tanri olarak gordugu icin, soyunu insan soyundan ayri tutuyor ve koruyorlar. Lucifer kendini kral, Lilith ise kralice olarak ilan ediyor ve boylece krallik sistemini baslatmis oluyorlar. Bu da krallik sisteminin neden hep belirli ailelerin elinde oldugunu ve bu ailelerin hangi soydan oldugunu acikliyor olabilir.

Tamda su aralar yayinlanmaya baslanan Lucifer adli bir dizi geldi aklima. Bu diziye mutlaka bir goz atin derim. Cunku bu mitlerin arkasinda gizli olan bazi gercekler var ve bu gercekler insanlardan gizleniyor. Bunun yaninda da sanki hepsi gercekmis gibi filmlere dizilere konu edilerek bu karakterler parlatiliyor. Hepsinin planli bir amaci olduguna inaniyorum.

Akla su sorular geliyor;

Ozgurluk heykelindeki kadin acaba Lilith mi?
Bu muzik videolari bize gerekli isaretleri veriyor mu?
Tarot kartlarindaki rahibe Lilith'mi?
Sumer tanricasi Inanna Lilith mi?




 
Biz daha ne dogru ne yanlis bilmiyoruz ama Lilith'in cocuklarinin kendilerini cok iyi bildigi kesin.

Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

 Yararlandigim Kaynak Linkler:

https://answers.yahoo.com/question/index?qid=20090601152851AArZ2fb

http://petragrail.tripod.com/lilith.html

http://www.urbandictionary.com/define.php?term=Lilith

http://www.bitterwaters.com/Lilith.html

http://perdurabo10.tripod.com/id165.html

23 Ocak 2016 Cumartesi

Kayip Cocuklar- Kasyopya Deneyi


Bir kac gun once uyanmaya yakin haldeyken (Teta hali)bir cumlelik bilgi aldim.
"Her yil 1 milyon cocuk ortadan kayboluyor. Bunlara ne oldugunu niye merak etmiyorsunuz?"
Bunu duydugum anda benim aklimdan gecen cevap; bu cocuklarin malum grup tarafindan kacirilip bazi rituellerde kullanilip, gida olarak tuketildigi idi. Bu tamamen o anda benim aklimdan gecen bir cevaptir. Bana aitti. Dogrusu nedir bilmiyorum ama bu konuya dikkatim cekildigine gore, arkasinda onemli seyler olmali.

Bu konuda hicbir fikrim olmadigi icin arastirma yapmaya basladim. Buldugum bilgiler gercekten gelen mesaji dogruluyordu. Her yil milyonlarca cocuk, arkasinda hicbir iz birakmadan ortadan kayboluyor. Her ulke icin ayri ayri sorgulama yapildiginda ulke basina yillik kayip cocuk sayisi on binlerden yuzbinlere ulasabiliyor. Bunlarin cok azi olu yada diri olarak bulunuyormus. Peki hic bulunamayanlara ne oluyor?

Sadece Ingiltere'de ve Abdde her 40 saniyede bir cocuk kayboluyormus. Sadece abddeki yillik kayip cocuk sayisi 800.000'i buluyormus.

Internette Turkce ve ingilizce sorgulama yapildiginda bircok detayli bilgi bulabilirsiniz. Hepsini yazmak istemedim.

http://facts.randomhistory.com/missing-persons-facts.html

http://abcnews.go.com/US/missing-children-america-unsolved-cases/story?id=19126967

http://www.slate.com/articles/news_and_politics/explainer/2007/01/800000_missing_kids_really.html

David Icke'ye gore bu cocuklarin cogu malum grupca kaciriliyor, satanic ritullerde kurban olarak kullaniliyor. Zenginlere kotu amaclar icin satiliyor veya devletlerin gizli zihin kontrol programlarinda
denek olarak kullaniliyor.
http://www.illuminati-news.com/Articles/35.html

Ben arastirma yaparken 'Kasyopya Deneyi" adinda bir yazi buldum. Cok ilginc geldi ve paylasmak istedim. Cunku oldukca ilginc bir yazi. Isteyenler "Kasyopya Celseleri"nin tamamini internetten bulup okuyabilir. Ben sadece kayip cocuklarla ilgili bolumunu aldim buraya.

Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com




KASYOPYA DENEYİ
 
Kasyopya deneyi Laura Knight Jadczyk adında bir amatör tarihçinin kullandığı bir isimdir. Hikayeye başından başlayacak olursak Laura empati yeteneği yüksek, ruhsal olarak hassas ama aynı zamanda sorgulamacı bir kişilik olarak dünyadaki kötülüğün nereden geldiğini anlama çabası içine girer. Bitmek bilmez bir okuma zevki olduğundan pek çok bilgiyi gözden geçirir, sorgulamacı zihniyle sentezler yapar.

Tarih ve ruhsal konulara merakı onu geçmişte yaşanmış yıkımlara ve bu yıkımların insan üzerine etkisini araştırmaya götürür. İlk kitabı olan “Nuh” da bu anlayışla yazılmış bir kitaptır ve temelde Einstein’den Velikovsky’e kadar pek çok bilim adamının görüşleriyle beraber Mircea Eliade gibi tarihçilerin teorilerini de içerir.

Laura’nın hayatında dönüm noktası diyebileceğimiz anlardan biri hipnotizma öğrenip, geçmiş yaşam terapisi, yapışık ruhların temizlenmesi terapisi gibi terapiler yapmaya başlamasıdır. Bir şüpheci olarak onun bu terapilere yaklaşımı şudur: 

Hipnozla geçmiş yaşam veya ruh temizliği terapisi yaptıktan bir süre sonra bu tarz şeylerin gerçek olup olmadığını düşünmeyi bıraktım. Gerçek ya da sahte olduklarına dair elimde bir kanıt yoktu. Belki de insanlar psikolojik sorunlarını yapışık ruhlara, geçmiş yaşamlarına bağlayıp kendilerini kandırıyorlardı. Benim için önemli olan terapinin bu insanların üstünde iyi bir etkisi olması, kendilerini rahatlamış hissederek ayrılmaları ve sorunlarını çözmüş olmalarıydı..

Buna bağlı olarak hayatının sonraki aşamalarında hem bilgisi hem de çevresi oldukça genişler. Başka bir dönüm noktası Frank Scott ile tanışmasıdır. Frank ruhsal tabirle bir kanaldır yani ruhsal enerji onun üzerinden geçip dünyada anlamlı bir mesaja çevrilebilir. Frank bunu çocukluğundan beri yapmaktadır ve bazıları buna kadersel bir buluşma diyebilir. Frank’in diğer bir önemi Laura’yı uzaylı gerçekliği ile tanıştırmasıdır. Laura şüpheci biri olarak UFO’ların varlığına inanmayı uzunca bir süre reddeder ama sonunda hipnoz sırasında bir hasta, kaçırılması ile ilgili bir anıya erişir ve hemen ardından Laura bir UFO görür. Hatta bu hipnoz celsesinin yapıldığı sırada da evin üstünde bir UFO belirmiş ve bir sürü insan tarafından gözlenmiş, rapor edilmiştir.

Laura UFO’yu gördükten sonra radyasyon zehirlenmesi geçirir. Besledikleri köpek birden ölür. Bunların hepsi UFO’nun bıraktığı radyasyonun etkileridir. Laura hasta yatağındayken Frank ona UFO’larla ilgili bir sürü kitap getirip onun konuya olan ilgisini artırır. 

Laura iyileştikten sonra çeşitli soruların cevabını bulmak üzere yüksek bilgi düzeyine sahip varlıklarla iletişim kurmak ister. Yine de sorgulamacı kişiliğini elden bırakmak istemediğinden şu an New Age çevrelerinde yapılan hipnotik kanallamaya karşıdır. Araştırmalarında en iyi yöntemin bilinçli zihni ve sorgulama yeteneğini bırakmasını gerektirmeyen metod olduğunu, bu metodun da Ouija tahtası olduğunu görür. 

Ouija tahtası üzerinde harfler olan ve birden fazla kişinin hareketiyle mesajların alındığı bir tahtadır. Her ne kadar bizim kültürümüz olayı ruh ve cin çağırmaya kadar indirgemişse de tahta diğer kültürlerde sık sık bu tarz mesajlar almak için kullanılmıştır. Bu tahtanın tehlikeli olduğu, ruhsal ele geçirilmeyi tetiklediği de tipik Hollywood propagandasından ibarettir.

Ouija tahtasıyla yapılan sistemde Frank kanaldır, Laura da tahtada ona yardımcı olur. İkisi ellerini planşet denilen işaretçinin üstüne koyar ve Laura sorular sorar, cevap olarak gelen harfleri tek tek yazıp birleştirdikten sonra mesajı alırlar. 

Başlarda gelen varlıklar hep ölmüş ruhlardır ve spatyom ya da 5. yoğunluk dediğimiz yere gidemedikleri için dünyada kalmışlardır, bilgi sahibi birisinin onlara yardım etmesini bekliyorlardır. Laura ve Frank 2 yıl boyunca bu tarz varlıklarla konuşur, onlara sahip oldukları bilgilerle yardım ederler ama 2 yıl sonra beklenmedik bir şey olur. Bundan sonrasını Laura anlatsın:

16 Temmuz 1994 günü her hafta Cumartesi öğleden sonra yaptığımız gibi oturduk. Uzaydan gelen Shoemaker-Levy kometinin Jüpiter’e çarpması haberi için çok heyecanlıydık, bu çok nadir görülen bir olaydı. Darbeler sonraki 7 gün boyunca sürecekti, ben de bunların dünyada gözlemlenebilecek etkilerini çok merak ediyordum. 

Deneyimize yeni bir element daha ekledik, Reiki sembolleri. Bana ekin çemberlerini hatırlatıyorlardı. Bir süre ekin çemberleri hakkında düşündüm. Bu sembolleri de tahtanın altına koysak ne olurdu? Koyduk ve bir süre isimlerini tekrarladık. Sonunda yorulmaya başladık, hiçbir şey olmuyordu. 

Oturup kahve içmeye, sohbet etmeye başladık. Benim kafamda Bob Lazar’ın bahsettiği insanların uzaylılar için taşıyıcı olduğu konusu vardı. İçimde soru giderek büyüdü, neden Bob Lazar böyle bir şey demişti? O sırada elimiz planşete hafifçe değiyordu. Soru içimde büyüdükçe büyüdü ve birden planşet oynamaya başladı. Bu daha önce hiç deneyimlemediğimiz, yavaş yavaş daire çizerek yapılan bir oynamaydı. Şaşkınlıktan hemen elimizi çektik.

Frank’e sordum: Bunu sen mi yaptın?

“Hayır, parmağını tekrar koy bakalım ne olup bitiyor.” dedi.

Bir sızlama hissi kafamın arkasından başladı ve tüm kolumu sardı. Planşet yavaşça spiral çizmeye başladı. Biz her zaman yaptığımız şeyi yaptık ve Merhaba dedik.

Planşet yavaşça ve kararlıca Merhaba yazdı. Bu çok da alışıldık bir şey değil aslında. Genelde gelen bütün varlıklar biz Merhaba dediğimizde Evet derlerdi. Her varlığın tahtaya alışması için biraz zaman geçmesi gerekiyordu. Açılış garip olsa da olacaklara hiçbirimiz hazırlıklı değildik.

S: Bize mesajınız var mı?
C: Doğal olarak geleni sürdürün. 
S: (L) Ne anlamda?
C: Çalışmanızı sürdürün.
S: (L) Adınız nedir?
C: Mukpeor.

Bu da garip bir isimdi. Bundan önce gelen ölü ruhlar hep John, Dave, Anna gibi isimlerle geliyorlardı. Bazen hava atmak için mitolojik isimler seçip kendine Agamemnon ya da Aquila diyenler vardı ama bilinen hiçbir bağlantı olmayan  bir isim pek sık karşımıza çıkmıyordu. Uzaydan gelen birkaç ziyaretçimiz olduğu için sonraki en mantıklı soru belliydi:
S: (L) Başka bir gezegenden misiniz?
C: Sizin bakış açınızla dünyadışı, evet.

Bu da garip bir cevaptı. Aslında değiller ama bizim bakış açımızla öyle görünüyorlar. Diğer gelip giden uzaylı ziyaretçiler Galaktik Federasyona ya da Kozmik Kardeşliğe bağlılardı. O yüzden sonraki soru:

S: (L) Grubunuzun adı nedir?
C: Korsas.
S: (L) Neredensiniz?
C: Kasyopya (Kraliçe Takımyıldızı).
S: (L) Bu takımyıldız nerede?
C: Oryon yakınında.
S: (L) Oryonluların 'kötü adamlar' olduklarını duymuştum. Oryon grubu kötü mü?
C: Bazıları kötü.

Bir sürü kanallanan uzaylı varlık Orion’un çok kötü şeyler yaptığını söylediğinden bu kesinlikle bir test sorusuydu. Kasyopyalıların hemen atlamamaları da önemli bir noktaydı. O günlerde bir arkadaşım Ra bilgileri kitaplarını bana getirmişti. Orada iyi ve kötü varlıkları ayırt etmek için başkalarına hizmet ve kendine hizmet terimleri vardı. O yüzden sonraki mantıklı soru:

S: (L) Kendinize mi, yoksa başkalarına mı hizmet ediyorsunuz?
C: Ben her ikisine hizmet ediyorum.
S: (L) Felsefeniz nedir?
C: Bir.
S: (L) Bu akşam neden burada bulunuyorsunuz?
C: Kehanet.
S: (L) Ne tür kehanetler?
C: Tornadolar/Florida ' birkaç tane. Ayrıca Teksas ve Alabama.
S: (L) Ne zaman?
C: Güneş Terazi'deyken. 
S: (L) Hangi gezegendensiniz?
C: Karkosa.(Celselerde yanlış yazılmış, Laura “Amazing Grace” kitabında düzeltiyor.)

Bu cevaptan sonra bu sefer farklı tipte bir varlıkla karşı karşıya olduğumuzu anladım. Bundan önce iletişim kuran hiçbir varlık zihnimizi okuyamamıştı ama bu Kasyopyalılar benim okuduğum bir şiire gönderme yapıyorlardı.

 
S: (L) Başka ne olacak?
C: Seattle gömülüyor; Japonya eğiliyor; Misuri sallanıyor; Kaliforniya parçalara ayrılıyor; Arizona yanıyor.
S: (L) Bunların hepsi ne zaman olacak?
C: Denver Havaalanı skandalı.
S: (L) Denver havaalanı skandalı mı?
C: Yeni havaalanı. Büyük, büyük, büyük skandal. 
S: (L) Ne tür bir skandal?
C: Hükümet.
S: (L) Tam olarak nedir?
C: Göreceksiniz. Dallas havaalanı gizli üs; Orlando da. Miami de.
S: (L) Denver havaalanının kehanetlerle ilişkisi nedir?
C: Denver, hükümeti ele veriyor. Dikkat edin. İyi bakın.
S: (L) Bize söyleyecek başka neyiniz var? 
C: Montana Deneyi'nde insan üretimi. Oradaki tüm insanlar zararlı radon gazına maruz kalıyor. 
S: (L) Bu nasıl oluyor?
C: Buna zorlanıyorlar. Güvenmeyin. İhmal etmeyin. ABD kötü bir komploya ortaklık ediyor. 
S: (L) Komploda kim var?
C: Konsorsiyum.
S: (L) Konsorsiyumun üyeleri kimler?
C: Hepsi.
S: (L) Hepsi kim?
C: Hükümet ve diğerleri.
S: (L) Diğeri kimler?
C: Bilinmiyor.
S: (L) Diğerinin kim olduğunu neden söylemiyorsunuz? 
C: Kim olduğunu biliyorsunuz. 

Bunların hepsi çok ilginçti, sonunda tahtada harf aramak için dönüp dolaşmayan ve iyi cevaplar veren bir varlık çıkmıştı karşımıza.Ben de şansımı denemek istedim:

 
S: (L) Bob Lazar uzaylıların insanları taşıyıcı olarak tanımladıklarını iddia etti. Bu ne anlama geliyor? 
C: Sonra kullanmak üzere saklama. 
S: (L) Ne için kullanma?
C: %94'ü.
S: (L) Neyin %94'ü?
C: Tüm nüfusun.
S: (L) Ne demek istiyorsunuz?
C: Hepsi taşıyıcı; %94'ü kullanılacak. 
S: (L) Ne için kullanılacak?
C: Tüketim.
S: (L) Yani yemek için mi?
C: Tamamen tüketim.
S: (L) Tüketim derken neyi kastediyorsunuz? Sindirilme mi?
C: İçerikleri için tüketim. 
S: (L) Ne için?
C: Yeni ırk. Önemli. Proje yaklaşık 13 yıl içinde tamamlanmış olacak. 
S: (L) İnsanlar neden tüketiliyor?
C: Beden parçaları için kullanılıyorlar.
S: (L) Anlamıyoruz. İnsanlar parçaları için nasıl kullanılabilirler?
C: Reprototip. O fıçılar gerçek. Kayıp kişiler çoğunlukla oraya gidiyor, özellikle kayıp çocuklar. 

Bu cevapla ben şoka girdim. Bu tarz bilgiler hangi acımasız gerçeklikten bize geliyorlardı? Ne çeşit bir varlık bize bunları anlatıyordu? O an bağlantıyı koparma ve devam etme arasında gidip geldim.

S: (L) Herhangi bir korumamız var mı?
C: Biraz.
S: (L) Kendimizi ve çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz?
C: Onları bilgilendirin. Gerçeği çocuklardan saklamayın. 
S: (L) Gerçek bizi nasıl korur?
C: Farkındalık korur. Bilmezlik tehlikeye sokar. 
S: (L) Çocuklara neden böyle korkunç şeyler söyleyelim?
C: Bilmeleri gerekiyor.

Bu kadar korkunç şeyleri çocuklarıma anlatma düşüncesi bile beni korkutmaya yetmişti. Ama yine ikiye bölünmüştüm. Herşeyden çok nasıl bir varlığın bunları söyleyebileceğini anlamaya çalışıyordum. Karşılaştığımız negatif varlıklar böyle şeyler söylemekten çok iyilik ve güzellikle konuşuyor, daha sonra nasıl yanlış anlaşıldıklarından bahsediyorlardı. Kötülüğe bahane bulmak artık kötülüğün temel bir göstergesi olmuştu ama şimdi karşımızda o kadar kötü bir varlık vardı ki kötü şeyler söylemeyi bile umursamayacak bir kötülük düzeyine erişmişti. Ya da bana doğruyu mu söylüyordu, beş çocuk annesi bir kadını, çocuklarını korumak adına daha fazla soru sorması için kışkırtıyor muydu?

Birden farkına vardım ki her ne kadar dünyanın tehlikeli bir yer olduğunu kabul etmesem de çocuklarımı dışarıdaki tehlikelere karşı korumak için onlara devamlı böyle şeyler söylüyorum.

S: (L) Bu projenin amacı nedir?
C: Bu gezegende yeni bir hayat.

Uzaylıların bizim duygularımızla beslendiğine ilişkin bir teorim olduğundan bunu bir test sorusu olarak koymaya karar verdim. Eğer bizden besleniyorlarsa besleniyoruz diyecek değillerdi herhalde.

S: (L) Uzaylılar bizim duygularımızı ve enerjilerimizi kullanıyorlar mı?
C: Doğru; bedenlerinizi de. Her yıl %10 oranında daha fazla çocuk alınıyor.

Kayıp çocuk meselesini bırakmayacaklardı anlaşılan. Bir anne olarak titreyen bir sesle sordum:

S: (L) Acı çekiyorlar mı?
C: Biraz.
S: (L) Hepsi acı çekiyor mu?
C: Bazıları. Tamamen bilinçli haldeyken çocukların organlarının parçaları çıkarılıyor. Önce böbrekler; sonra ayaklar; sonra çene masanın üzerinde inceleniyor; dil kesiliyor; kemiklere kuvvet testi yapılıyor; patlayana kadar kalp kasına basınç uygulanıyor.
S: (L) Bize neden böyle korkunç şeyler anlatıyorsunuz? 
C: Konsorsiyumun yaptığını bilmeniz gerekiyor. Bu çoğunlukla kızılderili çocuklarına yapılıyor. 
S: (L) Neden böyle şeyler yapılıyor? 
C: Oryonlular ve onların insan ortakları, yeni bir ırk yaratmak ve bu ırkı insanlığın geri kalanı ile birlikte kontrol etmek üzere büyük bir çaba harcıyorlar. 
S: (L) Ruhlara ne oluyor? Bu proje yalnızca fiziksel mi?
C: Fiziksel. Ruhlar devam ediyor. 
S: (L) Ruhlar nereye gidiyor?
C: Çoğunlukla buraya geri dönüyorlar. 
S: (L) Bir kısmı başka yerlere mi gidiyor?
C: Bazıları diğer gezegenlere gidiyor. 
S: (L) Bu projeden kim sorumlu?
C: Konsorsiyum. 
S: (L) Bu iğrenç!
C: 'İğrenç' subjektif. 
S: (L) Fakat tüm bunlar çok korkunç. 
C: Hislerinizi anlıyoruz, fakat herşey sizin perspektifinize uymaz.

O an anladım ki bize söylenen şey ne kadar kötü ve korkunç olursa olsun, büyük ihtimalle doğruydu. Ama yine nasıl bir varlık böyle doğruları söyler ki?

S: (L) Bunlar dünyaya neden oluyor?
C: Karma.
S: (L) Ne tür bir karma bunu getirebilir?
C: Atlantis.
S: (L) Atlantisliler bunların başımıza gelmesine neden olacak ne yaptılar?
C: Şu anda bunu yanıtlayamayız.
S: (L) Bizi ne koruyabilir?
C: Bilgi.
S: (L) Bu bilgiyi nasıl elde edeceğiz?
C: Şu anda bu kaynaktan size veriliyor. 
S: (L) Ne tür bir bilgiyi kast ediyorsunuz?
C: Bu bilgiye sahipsiniz. 
S: (L) Bize söylediğiniz bilgiler bizi nasıl korur?
C: Büyük bir savunma sağlar.
S: (L) Ne tür bir bilgi savunma sağlar?
C: Sadece hakkında bilgi sahibi olmak psişik bir savunma sağlar. 
S: (L) İnsanlara bunu nasıl söyleyelim? Ve kime söyleyelim?
C: Diğerlerini yalnızca dolaylı olarak bilgilendirin. 
S: (L) Nasıl?
C: Yazın.
S: (L) Aramızdan herhangi biri kaçırıldı mı?
C: Hepiniz.
S: (L) Kaç kere?
C: F___-57; S___-56; Laura-12.
S: (L) Neden Laura diğerleri kadar kaçırılmadı? (Laura gülüyor)
C: Sona ermedi. (S___ gülüyor.)
C: S___ geçen ay kaçırıldı.
S: (L) Bizi kim kaçırıyor?
C: Diğeri.
S: (L) Grubun adı nedir?
C: Çeşitli isimler.
S: (L) Hepimiz aynı grup tarafından mı kaçırılıyoruz?
C: Çoğunlukla.
S: (L) Bize ne yaptılar?
C: Sahte anılar verdiler. Çocuk olarak kalmanızı sağladılar. Okulda başağrısı ve mide bulantısı geçirmenize neden oldular. 
S: (L) İmplant yerleştirdiler mi?
C: Evet.
S: (L) Nerede?
C: Kafada.
S: (L) İmplantlar ne için?
C: İnceleme cihazı.
S: (L) Neyi inceleme?
C: Ruh bileşimi.
S: (L) Yaptığımız ritüellerden herhangi biri daha fazla kaçırılmamıza karşı koruma sağlıyor mu?
C: Belki. Enerji alanları olan bazı kristaller. Bilginiz varsa korumaya ihtiyaç duymazsınız. 
S: (L) Bu bilgiyi nasıl elde ederiz?
C: Bilinçaltınızın derinliklerinde. 
S: (L) Bu bilgiyi ne zaman elde ettik?
C: Doğumdan önce.
S: (L) Koruma için yapabileceğimiz başka herhangi birşey var mı?
C: Öğrenin, meditasyon yapın, okuyun. 
S: (L) Şu anda yapmamız gerekeni yapıyor muyuz?
C: Şimdilik. Uyanmanız gerekiyor. Şimdi gitmeliyim. Gitmeliyim. 

 
Laura’nın yazısından bu kadarı bize yeter. Biz hikayemize dönelim.

Bu celseden sonra deneyin adı belli oluyor, Kasyopya Deneyi. Tamamen ruhsal bir olaya neden deney dendiğini merak edenler olabilir. Vereceğimiz cevap Kasyopya Celselerinin Ra Bilgileri ve Şafağı Getirenler gibi kaynaklarla birlikte diğer kanallamalardan farklı olduğudur. Gerek Don Elkins, gerek Barbara Marciniak mesajların daha doğru gelmesini sağlamak için zaman, enerji ve hatta hayatlarını feda etmişlerdir. Laura’nın deneyinde de ortada daima sorgulayan bir zihin olduğundan verilen her cevap sorgulanmış ve genelde mutlak gerçek olarak değil, ilham kaynağı olarak kullanılmıştır. Bir açıdan bakarsak Celselerin Mozart’a gelen ilhamdan bir farkları yoktur ama başka bir açıdan bakarsak celseler evrenin ve dünyanın şu an içinde bulunduğu durumun sırlarını içerir.

Laura sadece ilham kısmını alarak bir kitap yazdı: Dünya’nın Gizli Tarihi ve Sağ Çıkmanın Yolları. Kasyopyalılar kitabın yazılışı sırasında onu yönlendirse de genelde kendi araştırmalarına dayanan bir kitap bu. Laura’ya göre deneyin %10’u celselere, %90’ı yapılan araştırmalara dayanıyor. Tabii başka kitapları da var. Bazıları celseleri temel alarak yazılmış, bazıları araştırmaları ama hepsinin ortak özelliği sorgulamacı bir zihinle yazılmaları ve gerçeği arayan insanlara alternatif ve sağlam bir teori sunmaları.

Deney devam ettikçe celseler, ekin çemberleri, uzaylı kaçırılmaları, göksel felaketler, tarihsel gerçekler, ruhsal gelişim, fizik yasaları, genetiğin sırları, dünyada meydana gelen değişimler ve politika gibi bir sürü alana dokundu ve hepsinde ciddi araştırmalar yapılarak 1992’den günümüze kadar hazırlanan süreçte ortaya kiminin beğenmeyeceği, kiminin korkup kaçacağı, kiminin de “işte cevap budur” diye kucaklayacağı bir tablo çıktı.

Kasyopyalılarla yapılan kontak “çalışan bir hipotez” olarak başladı. Hala da öyle devam ediyor ve öyle devam edecek çünkü Kasyopyalılara göre onlar kanıt sunarsa bizim inanıp inanmama özgür irademizi elimizden almış olurlar. Çalışan bir hipotez diyoruz çünkü kanıtlanmasa da günümüzde varolan tüm sorunları detaylı bir biçimde sebepleri, sonuçları ve süreciyle açıklıyor. Diğer dinlerin ve kanallanan malzemelerin aksine de sorgulanmaya dayanacak kapasiteye sahip gerçeklerle insanların karşısına çıkıyor. Bir insan yeterince açık fikirli ise ve görünmeyeni görebiliyor ise Kasyopya Deneyi’nden öğreneceği pek çok şey olabilir. 

Deneyin içeriğinden bahsedersek temelde kanallanan üç ana materyali birbiriyle karşılaştırıp sorgulayarak başlıyor. Bunlar Ra bilgileri serisi, Şafağı Getirenler ve Kasyopya Celseleri. Bunun dışında Val Valerian’ın Matrix serisi, Gurdjieff’in 4.yol öğretisi, Mouravieff’in Gnosis serisi, Carlos Castaneda’nın Don Juan ile konuşmaları, Arabi’nin futuhat’ı deneyde ve pozitif bilimlerden, özellikle psikolojiden gelen terimler deney sırasında kullanılan materyaller arasında.

Deneyin ana amacı 2012 yılında geleceği varsayılan ve Dalga olarak tabir edilen makro-kozmik kuantum sıçraması sırasında insanları belirli bir objektiflik seviyesine getirmek. Bu sayede insanlarınYükselişi gerçekleştireceğine ve dünyada hüküm süren kendine hizmet varlıklarının engellenmesinin sağlanacağına inanılıyor. 

Kasyopya Deneyi, Bilim ve Mistisizmin evliliğinden oluşmuş, ikisini birleştirerek sistematik olarak bilgiyi toplayan, analiz eden ve objektif olarak yorumlayan, daha sonra da gerçekliğimizin doğasını açıklayan mantıklı teoriler üretmeyi amaçlayan bir deneydir.

Laura ve kocası Ark dünyadaki varlığımızı derinlemesine keşfetmek için günde saatlerce çalışıyorlar, tıpkı yıllardır yaptıkları gibi. Bu onların yolculuğu, görevi, işi. Mümkün ve ihtimal dahilinde olan teorilerini doğrulamak ve/veya geliştirmek için devamlı bilimsel ve ruhsal araştırmalar yapıyorlar.

Bu deney “İnanç”larla ilgili değil. Bütün insanlar için ortak olarak varolabilen en objektif Doğruyu aramak ve bizi bu Doğruya ulaşmaktan alıkoyan kişisel, subjektif inanç ve varsayımları engellemekle ilgili.

Açık bir zihin için gereken en önemli şart hepimizin kişisel ve kültürel inanç ve varsayımlarımızın bizim gerçekliğimizi algılayışımızı etkilediğini farketmektir. Daha ilk andan itibaren devamlı bir farkındalıkla bu varsayım ve inançların gerçeklik algımızı etkilediğini anlamalı, eğer objektif gerçekliğe ulaşmamızı engelliyorlarsa bu yanlış algıları azaltmaya çalışmalıyız. Böylece sadece görmek istediğimiz şeyleri değil, gerçeği tüm çıplaklığıyla görebiliriz. Böylece gerçekliğin ne olduğunu öğrenmiş oluruz. Bu çok önemli çünkü bilmediğimiz şey bize zarar verebilir.

Kasyopya Deneyi’nin sonuçlarına göre Bilgiyi ve Farkındalığı her boyutta, her konuda, her alanda aramak yalanları gerçeklerden ayırt etmek için en iyi yöntem.

Okurdan isteğimiz Gerçeği arama sürecinde açık ama şüpheci bir zihne sahip olması. Bu sitenin amacı eğer Türkiye’de bu süreci gerçekleştirmek isteyen ama Kasyopya Deneyi’ni anlayacak İngilizce’ye sahip olmayan insanlar varsa onlara yardım etmektir. 

Bu süreç göründüğü kadar basit değil, saldırılarla karşılaşılabilir, en sevdikleriniz size ihanet edebilir, bütün dostlarınız kaybedip bitme noktasına gelebilirsiniz. Kesin konuşamıyoruz çünkü bu süreç herkes için farklı. Yine de genelde insan bir süre sonra kendini yalnız bulabilir.

 
Ama biz buradayız, kendimiz bir sürü saldırı atlattık, hala saldırıları yaşamaya devam ediyoruz. Eğer açıkça yardımızı isterseniz size bu süreçte yardım etmekten şeref duyarız. 

Sizin anlamanız gereken şey şu ki siz dünyayı değiştiremezsiniz. Dünya isterse kendini değiştirir. Siz de isterseniz kendinizi değiştirip dünyaya bakış açınızı değiştirebilirsiniz. 

Ama dünya üzerinde yeterince insan kendini pozitif bir yönde geliştirip objektifliğe ulaşırsa dünya da kendini değiştirmeye karar verebilir. Bizim amacımız dünyayı değil kendimizi geliştirmek ve sonuçları gözlemlemektir.

Bunun anlamı dünyada yaşanan kötülüklere pozitif olarak bakmak değil, bu kötülüklerin nedenlerini sorgulamak, amaçlarını anlamak ve o amacı boşa çıkarmak için kendi hayatınızı düzenlemek. Kasyopyalıların geldiklerinden beri devamlı tekrarladıkları en önemli sözle bu yazıyı bitiriyoruz:

Bilgi korur, bilgisizlik ve umursamazlık tehlikeye atar.
 
 

21 Ocak 2016 Perşembe

2016 ve 2017'de Turkiye ve Dunyada Neler Olacak?

2016 ile ilgili ongorulerimi gecen sene yazmistim.
O yazim bu yilin sonuna kadar hala gecerlidir. Bugun yazacaklarim eklemedir ve ozellikle 2016'nin Mart ayindan itibaren 2017 ve sonrasi icin olan ongorulerimdir. Cok olumsuz olanlari, moral bozuklugu olmasin diye yazmayi biraktim. Artik daha cok pozitife odakli olamaya calisiyorum ki daha cabuk gerceklessin.

Bahardan sonra, (herkesin bildigi malum ulklerin adlarini tek tek yazmiyorum. Kisaca onlara ben karanlik taraf diyorum.) karanlik taraf, kusatilmis Turkiye uzerinde bildigi tum taktikleri uygulayacaktir. Insanlari korkutmak, umitlerini kaybetmek ve barisa engel olmak icin bastakilerle beraber kaosu surdureceklerdir. Bunun icin isid ve pkkyi ustumuze salacaklar. Guneydoguda olanlar, provaydi. Esas vurusu batida ve buyuk sehirlerde baslatacaklar. isid ve pkk ayni safta hareket edebilir. Cunku patronlari ayni. Zaman zaman savasiyorlarmis gibi bir kac taktik uygulayabilirler ama aldanmayin. Ikiside ayni babanin cocuklaridir. Bitislerini hizlandiracaklar. Buda yetmezse bir suredir denedikleri ama basaramadiklari alevi- sunni catismasini hortlatabilirler tekrar. 12 Eylul darbesini cok iyi bilenler bu taktiklerin hic degismediginide bilirler.

Kilicdaroglu ve Bahceli'nin gidisini gormustum hala gerceklesmedi. Ona sasiriyorum. 2016 bitmeden neler olur kimbilir..Bir senede cok sey degisebilir...ulkelerin yonetimleri bile degisebilir..

Su an doguda olanlarin hepsi uygulamada olan bir planin parcasidir. Oradan goc edenler hep batidaki buyuk illere yerlesiyorlar. Sehirler, koyler bosaltiliyor. Kime teslim edilecek acaba?

Rusya ucaginin dusurulmesi olayi tamamen bir tuzakti. Turkiye tuzaga dusuruldu ve Suriye-Irak pastasindan el cektirildi. Aslinda iki super ulkenin arka planda anlastigi bir plandi bu. Kucuk ve parayla alinip satilabilen liderlerseniz eger; elden ele, ayaktan ayaga dolastirilan bir top olursunuz. Sonunda da oyun alaninin disina firlatilirsiniz. Geriye elinizde kendi ulke sinirlari icinde hirsizlik ve mehdicilik oynamak kalir.

Karanlik taraf; Suriye, Irak ve Turkiye'de cakilacak. Planlari altust olacak. isidi muslumanlarin ustune saldirtmaya devam edecekler. Arada sirada da kendi ulklerine saldirtacaklar ki patron olduklari anlasilmasin.

Hepsi bitecek, uc bes seneye kadar tarihe gomulurler. Doguda yasayanlar pkkden destegini kesecek. Siddetten ve boluculukten beslenenleri zor gunler bekliyor.Yeni gelenler ve uyanan bilincler birlikten baristan ve sevgiden yanalar. Humanist, hayvansever, doga sever ve sanatseverler. Siddeti, savasi, kaosu, boluculugu ve ayrimciligi tanimiyorlar. Onlari kimse kandiramayacak.

Terore destek veren devletler ve kisiler ifsa olacak. Yargilamalar baslayacak. Cok gizli bilgi ve belgeler ortaya cikacak bu iki senede. Oyleki bazi ust gorevdeki insanlar istifa etmek zorunda kalabilir.

Halkta inanilmaz bir farkindalik artisi goruyorum. Sistemlere karsi guc birligi goruyorum. Ozellikle hastaliklarla tedavide ilaclarin bir etkisi olmadigini, bulasici hastaliklarin insan yapimi viruslerle bulastirildigini, su-hava-gida ve asi yoluyla zehirlendigimizi anlayan insanlarda buyuk bir artis goruyorum. Bio-enerji ile tedavi merkezlerinin devlet destegi alacagini goruyorum. Bitkilerle tedavide hizli bir artis goruyorum. Hastalik tedavisinde sadece dna kodlamalariyle iyilesilebileceginin kesfini goruyorum. Down sendromlu cocuklar daha anne karnindayken dnalari duzeltilerek tedavi edilebilecegini goruyorum. Insanlar arasi dayanismayi ve sevgiyi goruyorum. Hayvanlara karsi sevgi ve duyarliligin artisini goruyorum. Dogayla ozdeslesen ve sevgide bulusan milyonlarca genc goruyorum. Et yemeyen cocuklarda ve genclerde artis, sistem disi kisisel egitimin arttigini goruyorum. Hayvan haklarinda iyilestirme ve yeni duzenlemeler goruyorum. Emperyalizmin ve zenginlerin cokusunu, alt tabakadakilerin yukselisini goruyorum. Buyuk sirketlerin ve bankalarin kuculdugunu goruyorum. Kisacasi kaybedecek cok seyi olanlarin kayiplarini, kaybedecek birseyi olmayanlarin ise yukselisini goruyorum. Holografik telefonlar ve bilgisayarlar gordum. Artik yakinlarimizin yanindaymisiz gibi holografik beden seklinde gorunup konusabilecegiz internet sayesinde. Dunyanin her tarafinda, politika, egitim sistemleri ve saglik sistemlerinin degisecegini goruyorum. Paranin cokusunu gordum. Takasla alisverise donus baslayacak.Yasli neslin cok fazla kanser vakalariyla gocunu gordum. Eski enerji temizligi diyelim buna. MR ve XRay gibi radyasyon yayan vucut tarama sistemlerine gerek kalmayacak artik. Direk beyne baglanan bilgisayarlarla veya bedene yerlestirilen kamerali haplarla her hastalik gorulebilecek. Insanlar 1950'den beri klorla ve floridle zehirlendigini ogrenecek. Dis ve kemik hastaliklarina sebep olan klorlu suyu icmeyi red edecekler.
Dunya disi varliklarin ziyaretleri kameralara yansiyacak ve ortbas edilemeden dunya bilecek. 11 eylul olayinin arkasindaki gercekler ortaya cikacak.

Siber saldirilarda artis ve politik skandallar, dunya disi varliklarla temasi belgeleyen belgeler ifsa olacak. Bazi ulkeler dunya disi varliklarin varligini ve yillardir temas halinde olduklarini aciklamak zorunda kalacak. Bundan sonra gokyuzunde ufo gozlemleri cok artacak.

Vatikanin cokusunu goruyorum. Dinler gozden dusecek.
Yeni ucak sistemleri kesfedilecek. Yer cekiminden kurtularak daha hizli ucan ucaklar geliyor. Kisa zamanda cok uzak mesafeler gidilebilecek.

Kuresel bir ekonomik cokusten sonra, yeni ekonomik sistemleri goruyorum. Basini Rusya-Cin ve Hindistan cekecek. Hukumetler daha sosyalist programlar hazirlamak zorunda kalacak.

2016 ve 2017 de dogal felaketlerde cok artis olabilir. Dikkatli olmak lazim. Sicakliklarda ani degisimler olabilir. Yaz ortasinda kis, kis ortasinda yaz gibi. Mevsimlerden ilkbahar ve sonbahari artik cok kisa yasayacagiz, Nerdeyse yasamiyor gibi olacagiz. Kistan yaza, yazdan kisa atlayacagiz. Kislar, mini buzul cagi gibi yazlar ise col sicaklari ile gececek. Sellerden cok zarar gelecegini gordum.

Kadin ve cocuk siddeti cok artacak. Cunku onlarin haklarinin iyilestirilmesi icin yasal duzenlemeler gerekiyor. Bunun gerekliligini gosterecek aci olaylar yasanacak. Ozellikle okula giden cocuklarin durumunda uzucu gelismeler olabilir.

Uyanis oyle bir hizla oluyorki, sevgi tum acilari silip supurecek. Farkindaliklarin artmasi, somurucu zalim liderlerin gidisini hizlandiracak. Dogada ve dogal yasam hizla artacak. Koylere, daglara gocler baslayacak cunku online egitim ve online is imkanlari artacak. Insanlarin dnalari giderek daha cok aktif olacak.

Dunya uzerinde yasamis medeniyetlerle ilgili cok fazla kanit ortaya cikacak bu iki uc senede. Su altindaki medeniyetlerin bulunusu, bazi adalarin batisi bazi adalarin ortaya cikisi, bize gecmisimizle ilgili cok bilgi verecek. Tarih degisecek ve okul kitaplarina yansiyacak. Insanlar ogrendikleriyle sok olacaklar. Cunku mitoloji diye bildikleri herseyin aslinda gercek oldugunu anlayacaklar ve tepki ile ogrenmeye merak artacak. Bu yillar sirlarin, yalanlarin, maskelerin dususunu hizlandiracak. Kuraklik susuzluk olacak, icme suyu sikintisi yuzunden deniz suyunu aritacak yeni kesifler bulunacak.

2016 yaz aylarinda haklari icin savasan halklar, gencler dikkat cekecek. Tarihi gokkusagi cocuklari yazacak. Ekonomik cokusu durdurmak icin bazi ulkeler savas cikarma girisimlerinde bulunabilirler. Gumus elementinin degeri artacak.

TSK'ya dikkat.Degisim var.

2016'da gemi kazalarinda, ucak kazalarinda, maden kazalarinda ve fabrika kazalarinda artis goruyorum. Bunun yaninda her alanda inanilmaz teknolojik buluslar bekliyorum. 2019'a ulastigimizda geldigimiz noktaya inanamayacagiz.

Bu iki sene icin en guzel ongorum; su an baslayan hizli degisimdir. Farkindalik inanilmaz olcude artiyor. Muthis bir uyanis var tum dogada ve canlilarda. Gencler ve cocuklar inanilmazlar..onlari tum sevgimle kucakliyorum.

2014 Agustos'tan beri ayni enerjideydik. 2016 Mayis'tan itibaren yeni enerjiyi alacagiz. Bu enerji daha fazla depresif durumlara sebep olabilecek. Zeka seviyeleri yukselecek. Perde dahada incelmeye baslayacak, buda cok farkli goruntuler ve aciklanamayan seyler gormemize sebep olabilecek. 2016 yili, bir sayfanin kapanisi, yeni bir sayfaya baslama yilidir. Akil ve aydinlanma yilidir. Aklini basina almak icin dusunme, idrak etme ve anlama yilidir. Eksik parcalari birlestirme ve tamamlanma yilidir. Dogruyu ve yanlisi ayirt edip karar verme yilidir. Yukselis icin son yildir. 2017'deki degisime hazirlik yilidir. Saflari belirleme yilidir. Ya karanlikta kalacaksiniz yada Isiga kosacaksiniz. Karar sizin.

Gunes 2017'de dogmaya baslayacak Anadaolu'nun ve Dunya'nin ustune. Karanliklar aydinlanacak... Bekleyenler, inanin buna deyecek.


Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com

18 Ocak 2016 Pazartesi

DÜNYA'NIN MANYETİK ALANI DEĞİŞİYOR

Benim iki yil once yazmis oldugum konudur. Daha detayli yazilmis bende alinti yapip paylasmak istedim. Ilgilenenler okusun diye. Cunku bu olay su anda gerceklesiyor. Bazi hadislerde kiyametle ilgili ongorulerde gecen; "Gunesin batidan dogusu" ile ilgili bilginin sebebinin bu olduguna inaniyorum.

Sevgi ile..

DÜNYA'NIN MANYETİK ALANI DEĞİŞİYOR: KUTUPLAR NEREYE KAYIYOR?
 
Pusulanın iğnesi bir gün, kuzey yerine güneyi gösterecek. Gezegenimizin manyetik kutupları, binlerce yıl süren dönemlerin ardından, yer değiştiriyor. Bize olağandışı gibi görünen bu durum, aslında milyarlarca yıldır tekrarlanıyor. Ne var ki, insanoğlu tarihi boyunca böyle bir değişimle hiç karşılaşmadı. Dünya'nın manyetik alanı, bizi kozmik ışınım gibi tehlikelerden koruyan bir kalkan. Manyetik kutupların yer değiştirmesi sırasında, manyetik alanın önemli ölçüde azaldığı düşünülüyor. Bu nedenle, değişim sürecinin özellikle gezegenimizdeki yaşam üzerinde birtakım etkilerinin olması kaçınılmaz. Bilim adamları, şimdi yeni bir değişim sürecinin başlamak üzere olduğunu vurguluyorlar. Hatta birçoğuna göre, bu süreç çoktan başladı bile.

PERİYODİK TERSİNME

Manyetik alandan yalnızca pusulayla yönümüzü bulurken yararlanmıyoruz. Aslında, yeryüzündeki yaşamın ona bağlı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Çünkü manyetik alan, bizi uzaydaki zararlı ışınımdan korumakla kalmıyor, yeryüzünde ve denizlerde yaşayan birçok canlı, yönlerini bulabilmek için de manyetik alandan yararlanıyor. Peki, ya bu alan bir gün yok olursa, ya da tersinirse(yer değiştirirse) ne olur? Araştırmalar, gezegenimizin manyetik alanının düzenli olarak yer değiştirdiğini gösteriyor. Yer değiştirme süreci, 100 bin ila 1 milyon yılda bir gerçekleşiyor ve ortalama 5 bin yılda tamamlanıyor. Bu süreler bize uzun gibi görünebilir. Ancak yapılan son araştırmalar, yeni bir tersinmenin eşiğine gelmiş olabileceğimizin ipuçlarını veriyor.

Yer değiştirme(tersinme) sürecinde, manyetik alan ciddi bir kararsızlık yaşıyor. Hatta bu sırada, uzun bir süre iki kutuplu manyetik alanın şiddeti önemli ölçüde düşüyor. Çok kutuplu bir manyetik alan oluşuyor. Manyetik alanın şiddetinde son birkaç yüzyıl içinde gözlenen hızlı düşüş, bilim çevrelerinin dikkatini çekiyor. Geçmişle ilgili kayıtlara bakıldığında, böyle bir düşüşün bir kutup tersinmesi öncesi gerçekleşen tipik bir durum olduğu görülüyor.

OZON TABAKASININ BOZULMASI

Manyetik alanın şiddetinde ve biçiminde oluşacak değişiklikler, yüklü parçacıkların atmosfere giriş biçimini etkileyecek. Bu durum, kutup ışıklarına ilgi duyanları belki sevindirecek; ancak yeryüzüne ulaşan zararlı ışınımın önemli ölçüde artmasına neden olacaktır. Eğer bu durum atmosferdeki ozonun bozunmasına yol açarsa, morötesi ışınımın yeryüzüne daha fazla ulaşması kaçınılmaz olacaktır. Bu olayın elektronik alt yapıya vereceği zararın yanında; daha korkutucu olan, aşırı radyasyonun yol açacağı kanser ve genetik mutasyonlardır.

Bazı araştırmacılar, belli dönemlerde canlıların büyük bölümünün soyunun tükenmesini, manyetik kutupların değişim sürecine bağlıyorlar. Yeryüzüne ulaşan yüklü parçacıklar, ayrıca iletişim hatlarına ve yörüngede dolanan uydulara ciddi zararlar verebilirler.

PUSULANIN İBRELERİ DEĞİŞİR

Manyetik alanın kaybolması, manyetik kutupların yer değiştirme sürecinde orta noktaya karşılık geliyor. Yer değiştirme(tersinme) tamamlandığında, pusulaların ibreleri kuzey yerine güneye, Antarktika'ya yönelecek. Eski kayalar içine hapsedilmiş manyetik mineraller, son 100 milyon yıl içinde, yaklaşık 170 kere kutup yer değiştirmesi(tersinme) yaşandığını gösteriyor. Dünya'nın en son manyetik tersinmesi ise, 780 bin yıl önce yaşanmış. Dünya'nın eski zamanlarında, tersinim periyodunun her 100 ya da 1000 senede bir olduğu düşünülüyor.

JEOMANYETİZMA VE PALEOMANYETİZMA

Manyetik alanın tersinmesini ve zamanını araştıran bilim dalları vardır. Bu bilim dalları; Jeomanyetizma ve Paleomanyetizma'dır. Bu iki bilim dalı, Yer'in çekirdeğinden uzaya kadar Yer manyetik alanını, Yerküre yapısı, dinamiği ve gelişimini konu alan çalışmaları kapsar.

JEOMANYETİZMA

Jeomağnetizma uzmanları, günümüzde yerin magnetik alanını ölçerek, yermagnetik alanının kökenini araştırmaya çalışırlar.

Yer'in manyetik alanının özelliklerini kısaca açıklayalım: Havada yatay bir düzlem üzerinde, serbestçe hareket edebilen bir mıknatıs çubuğun veya aynı durumda olan pusula ibresinin, bir ucu sağa, sola hareket ettikten sonra; Yerküresi'nin coğrafik kuzey kutbuna yönelir. Ancak ibrenin hareketsiz duruma geldiği anda gösterdiği bu yön, tam olarak coğrafik kuzey kutup noktası değildir. Buna yakın yerin kuzey manyetik kutbudur ve bu iki nokta arasında 11,6 derecelik bir açı vardır.
Pusula ibrelerinin gösterdiği yön ile, coğrafik kutup noktası arasındaki açıya, sapma açısı veya deklinasyon açısı denir ve (D) harfi ile gösterilir. Bu açı, her yerde farklı değerler alır. Sapma açısının sıfır olduğu yerlerde, pusula ibresi, aynı zamanda coğrafik kuzey kutbunu gösterir.

PALEOMANYETİZMA

Kayaçlardaki doğal kalıcı manyetizmanın yönlerinin ölçülerek, Yer'in manyetik alanının, jeolojik, arkeolojik ve kozmik  geçmişteki durumunun incelenmesi yöntemine, paleomanyetizma denir.

Paleomanyetik araştırma, arazi üzerinde, çok sayıda yönlü kayaç örneği almakla başlar. Volkanik kayaçlarda birçok lav akıntılarından, sediment kayaçlarda ise, en az on binlerce senelik serilerinden değişik örnekler toplamak gerekir.
Paleomanyetizma uzmanları, kıtalar ve okyanuslardan elde edilen kayaç ve sedimanlarda varolan fosil(kalıntı) mıknatıslanmayı yorumlarlar. Bu kayaç ve sedimanlar; okyanus tabanı yayılması, kıtaların kayması ve yer manyetik alanın, kutup yer değiştirmeleri gibi kayıtları üzerinde barındırırlar. Jeomanyetizma ve paleomanyetizma çalışmalarında bir diğer anahtar kavram; manyetik minarelerin fiziksel ve kimyasal yapısıdır. Ayrıca elektromanyetik dalgalarla yer içinde yapılan indüksiyon, Gezegenimiz içindeki derin yapılar hakkında bize bilgi verir.

MANYETİK KUTUPLARIN DEĞİŞİM İZLERİ KAYALARDA

Gezegenimizin geçmişinde gerçekleşmiş manyetik kutup değişimlerinin izlerini aramak için en uygun yer kayalar. Manyetit ve hematit gibi demir oksitleri mıknatıslanma özellikleri sayesinde geçmişin kayıtlarını tutarlar. Yanardağ patlamaları sırasında akan lavlar, mıknatıslanma özelliği olan demir bileşiklerini de yeryüzüne taşır. Sıcak lavlar sıvı halde olduğundan, içerdikleri demir bileşikleri Dünya'nın manyetik alanına göre yönlenirler. Lav katmanı yaklaşık 580°C'ye soğuduğunda katılaşır. Ve hareket edemeyen demir bileşikleri, lavın katılaştığı andaki manyetik alanın yönünü kaydetmiş olurlar. Bu kayaların tarihlendirmesi yapılarak ve içerdiği demir oksit minerallerinin yönüne bakılarak, manyetik alanın ne zaman ne biçimde olduğu anlaşılabilir. Hatta manyetik alan şiddeti bulunabilir. Manyetik alan tersinmelerinin kronolojisi belirlenirken, ilk olarak yeryüzündeki kayaların geleneksel tarihlendirme yöntemleri kullanılarak yaşları bulunuyor. Bu, araştırmacıların kayaların ne kadar süre önce oluştuğunu, dolayısıyla ne zaman mıknatıslandıklarını bulmalarını sağlıyor.

OKYANUS TABANINDAKİ İZLER

Daha duyarlı ölçümler, okyanus tabanın tarihlendirilmesiyle yapılabiliyor. Okyanus tabanını oluşturan kabuk, çok düzenli ve sürekli bir biçimde oluşuyor. Okyanus ortası sırtlardan dışa doğru ilerleyen kabuktaki mıknatıslanma anormallikleri, gezegenimizin manyetik alanındaki değişimleri gösteriyor.

LAV AKINTILARININ YÖNÜ

Kutupların yer değiştirmesi süreçleriyle ilgili herkesin düşünce birliğinde olduğu bazı noktalar da var. Öncelikle, manyetik alanın şiddeti, tersinme sırasında, öncesine ve sonrasına göre düşük oluyor. Bu durum, Oregon'daki Steens Dağı'ndaki gibi lav akıntılarıyla oluşmuş katmanlardan elde edilen çok sayıda veriyle desteklenmiştir. Steens Dağı'ndan elde edilen veriler, o sırada meydana gelen tersinme sürecinin başka dönemlere ait başka kayıtlarda da olduğu gibi, toplam 5000 yılda tamamlandığını gösteriyor.

California Üniversitesinden Rob Coe ve ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezince yürütülen çalışmada, kutupların değişme süreci başından sonuna izlenebiliyor. Coe ve Prevot, alan yönünün çok daha kısa sürede önemli ölçüde değiştiğini gösterdi. Bu ancak, manyetik alanın birkaç gün gibi çok kısa bir süre içinde, önemli ölçüde yön değiştirmesiyle açıklanabilir. Lav akıntısı bir yerde biriktiğinde, dışarıdan içeriye doğru, alttan ve üstten soğumaya başlar. En son, birikintinin ortası soğur. Soğuma uzun sürmediği için, genellikle bir katmanın her yerinden alınan örnekler aynı yönü gösterir. Ancak, Steens Dağı'ndaki bu iki katmanın altından ve üstünden alınan örnekler bir yönü gösterirken, katmanların ortasından alınan örnekler, bir başka yönü işaret ediyor. Bu katmanlardan biri, katmanın soğuma süreci boyunca manyetik alan yönünün 80° kadar değiştiğini gösteriyor. Böyle bir katmanın, yaklaşık 13 günde soğuyabileceğini tahmin eden araştırmacılar, değişimin de bu süre içinde gerçekleştiği sonucuna vardılar. Coe ve Prevot'un Steens Dağı'ndaki verilerle ilgili bu ilk yorumları, 1995 yılında Nature dergisinde yayımlandı.

Özellikle bir konuda, manyetik alanın tersinmesini tetikleyen mekanizmanın ne olduğu konusunda hala kimsenin net bir düşüncesi yok.  

MANYETİK ALAN ŞİDDETİ AZALIYOR VE KALKAN ZAYIFLIYOR

ABD'deki Minnesota Üniversitesinden Stefanie Brachfeld ve Subir Banerjee'nin, geçtiğimiz aylarda yayınladıkları veriler, gezegenimizin toplam manyetik alan şiddetinin, 500 yıl önce azalmaya başladığını ve bunun dikkate değer bir azalma olduğunu göstermektedir.Manyetik alanın azalması, şimdiden bazı yerlerde kendini belli ediyor. Örneğin, günümüzde ölçülen en düşük manyetik alan şiddeti, Atlantik Okyanusu'nun güneyinde bir bölgede bulunuyor. Bu bölge,
yapay uydulara zarar verebilecek düzeyde, yüklü parçacıklar içeriyor.

Alçak yörünge de dolanan ve yörüngeleri bu bölgeden geçen uydularda bazı bozulmalar gözleniyor. NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nden Jim Heirtzler, gezegenimizin manyetik kutuplarındaki alan şiddetinin azaldığını söylüyor. Ve çok kutuplu hale gelmesi nedeniyle, birkaç yüzyıl içinde, belli bölgelerdeki manyetik alan şiddetinin, sıfıra kadar düşebileceğini ilave ediyor.

Normalde manyetosfer, bu parçacıklara karşı yeryüzünden yaklaşık 64.000 kilometre yüksekte, küresel bir kalkan oluşturur. Bu kalkanın zayıflaması, ya da manyetik alanın çok kutuplu hale gelerek parçalanması söz konusudur. Bunun sonucu olarak, Güneş rüzgarıyla gelen yüksek enerjili parçacıkların, atmosfere ulaşması, atmosferde ve yeryüzünde bazı yıkımlara yol açması bekleniyor.

CANLILAR ŞAŞKINA DÖNER

Manyetik kutupların değişme süreci, en çok canlılar etkileyecektir. Özellikle göç eden canlıların etkilenmesi kaçınılmaz. Çünkü bu canlılar, yönlerini bulurken büyük oranda manyetik alandan yararlanıyorlar. Yeryüzündeki türlerin büyük bölümünün, belli dönemlerde ortadan kalktığı biliniyor. Kuşlar, deniz kaplumbağaları, arılar ve balinalar gibi birçok tür bu değişimden etkilenecek. Ancak, bu canlı türleri birçok defa manyetik kutup tersinmelerini yaşamışlar.


Yeraltındaki sıcaklık dağılımı, sismik dalgaların kullanıldığı tomografi yöntemleriyle belirleniyor. Kırmızı bölgeler sıcak, mavi bölgelerse soğuk yerleri gösteriyor.

2750 km derinlikte, dış çekirdek-manto sınırındaki sıcak bölgeler, bu bölgenin ısıl yapısının düzgün olmadığını gösteriyor.

Bu durumun, dış çekirdek ve mantodaki sıvı hareketini etkilediği ve manyetik alanda değişimlere sebep olduğu düşünülüyor

KUZEY KUTBU KAYIYOR: "HANGİ HIZLA VE NEREYE?"

Dünya'nın kuzey manyetik kutbu, Kanada'yı 'terk etti'. En az 400 yıldır, Kanada'ya ait olan Dünya'nın manyetik kutbu, bu ülkeyi "terk etti". Bugünlerde Arktik'te bilim gezisini tamamlayan Kanada Doğal Kaynakları Jeomanyetik Laboratuvarı Başkanı Leri Nüitt Ottava şöyle diyor:

"Yer değiştirme özelliğine sahip olan manyetik kutup, örneğin XVII yüzyılın başından beri Kanada Arktiği'nin sınırları içerisindeyken, Kanada sınırlarının 200 mil dışına çıkmıştır. Hassas ölçümler, manyetik kutbun bizim sınırlarımızın dışına çıktığını göstermiştir, fakat hala eskisi gibi ona en yakın ülkeyiz."

1904 yılında kutup araştırmacısı Rual Amundsen, manyetik kutbun, Kanada Arktik bölgesinde olduğunu tesbit etmişti. Yaklaşık 1600 yılların sonundan beri Kanada'da bulunmaktaydı.

Kısa zaman öncesine kadar kutbun, kuzey ve kuzeybatı yönünde yılda 10 km ilerlediği sanılırdı. Fakat 2001 yılında bilim adamları, hızın yılda 40 km'ye ulaştığını ve XXI yüzyılın ortalarında, kutbun, Rusya topraklarında olabileceğini belirtmişlerdir.

Dünya'nın manyetik alanı zayıflamakta ve bilim adamlarına göre bu da, tüm canlı yaşam formu için tehlike oluşturmaktadır.

KUTUPLAR TAKLA MI ATACAK?

Dünya'nın manyetik alanı zayıfladıkça, gezegendeki tüm canlı varlıkları ciddi tehlike altına sokmaktadır. Bilim adamlarının hesaplarına göre bu süreç, yaklaşık olarak 150 yıl önce başlamış ve son zamanlarda hızlanmıştır. Şu anda manyetik alanı, %10- %15 zayıflamıştır. Uzmanlara göre bu olay, önümüzdeki dönemde manyetik alanların kuzey ve güney manyetik kutupları yer değiştirirken takla atması durumu ile ilgilidir.

Bu süreç devam ettikçe, gezegenin manyetik alanı giderek zayıflayacak, sonra pratik olarak yok olacaktır. Arkasından da, ters kutuplaşmaya sahip olarak yine ortaya çıkacak. Daha önce, kuzey kutbunu gösteren pusulanın okları, şimdi güney kutbunu gösterecektir. Çünkü konum değiştireceklerdir.

SONUÇ

Manyetik alan, Dünya yaşam formu üzerinde çok önemli etki etmektedir. Bir taraftan gezegeni uzayın derinliklerinden ve Güneşten gelen zararlı yüklenmiş parçacıklardan korurken; diğer taraftan da her yıl göç eden canlı varlıklara yol gösterici görev yapmaktadır. Bu alanın yok olması durumunda, hiç kimse tam olarak Dünya'da ne olabileceğini tahmin edememektedir.



Aysel Kargıoğlu
yaklasansaat.com
 
Kaynaklar:
1) Bilim ve Teknik, Haziran, 2004.
2) Discovery (Bilim ve Teknik, Ekim 2005).
3) İstanbul.edu.tr/yerküre/jeomag

17 Ocak 2016 Pazar

Dusuncelerimizle Evreni Sekillendiriyoruz

Yeni bir sey farkettim; insanlarin evrene gonderdigi dusunceler degistikce benim aldigim vizyonlar da degisiyor. Cunku evren ve biz ic iceyiz. Iyi yada kotu dusuncemiz aninda evrendeki ortak bilgi okyanusuna kaydoluyor. Buna akasik kayit yada Lefh-i Mahfuz deniliyor. Dunyanin bir ucundan evrene gonderilen bir sevgi cumlesi, bir fotograf, bir muzik, bir haber yada cizilen bir resim, baska bir zamanda ve mekanda baska birine bilgi olarak ulasabiliyor. Bu ruyayla olabilir, hislerle olabilir veya vizyonla olabilir. O kisinin anteninin cekme durumuna gore degisiyor. Yani kisacasi bizim ruya olarak, his olarak, vizyon olarak aldigimiz her bilgi evrendeki bilgi havuzunda yer alan; varliklardan yayilmis duygu veya dusuncelerdir. Bu nedenle bir cok insan ayni bilgiyi ve vizyonu alabiliyor.



Eger biz evreni dusuncelerimizle sekillendirebiliyorsak o zaman kader dedigimiz programida degistirebiliyoruz. An'da yasiyoruz ama 'gelecek' dedigimiz dunya zamanini; dusuncelerimizle, eylemlerimizle ve secimlerimizle belirleyebiliyoruz. Yani kendi yazilim programimizi kendimiz yazip sonuclarina da katlaniyoruz.. iyi yada kotu..'Ne ekersen onu bicersin' sozu bir kere daha anlamini bulmus oldu.

Son gunlerde bende inanilmaz bir degisim basladi.Gordugum vizyonlar cogunlukta olumlu. Bu da uyanisin hizlandigini ve sevginin cogaldigini gosteriyor. Muhtesem bir degisim oluyor ve ben bunu goruyorum.

Insan beyni biyolojik bir bilgisayardir ve ben kullandigimiz bilgisayarlarin beyinden esinlenerek yapildigina inaniyorum.


Insan beyni biyolojik bir bilgisayar gibidir. Sahip oldugu bir sitemle tipki tv anteni gibi calisiyor. (Epifiz bezi) Hem alici hem verici ozelligi tasiyor. Her insan kendi beynindeki duygu ve dusunceye gore evrenden bilgi aliyor. Antenimizin cekme gucu ve kalitesi de bilgiye erisimi ve goruntunun kalitesini etkiliyor. Sonra beynimiz anteniyle alidigi bu bilgiyi projeksiyon makinesi gibi goz ekranimiza yansitiyor. Bu muhtesem anten ayni anda dunyadaki duyamadigimiz tum sinyalleri de aliyor ve kaydediyor. Biz odamizda telefonla konusurken, dunyanin obur ucunda yayinlanan bir radyo sohbetini bile kaydediyor. Yani biz farkinda olmadan surekli bilgi kaydi yapiyor ve evrendeki her bilgi aslinda bizde de mevcut olmus oluyor.

insanlardaki titresim seviyesi yukseldikce frekanslarida yukseliyor ve anteni de daha yuksek frekanstaki bilgilere ulasiyor. Yuksek frekanslar ise sevgi ve pozitif odakli bilgi ve vizyonlar getiriyor ve yayiyor. Goruntu net, baglanti uzun ve kesintisiz oluyor. Ekrana yansiyanlar okunabiliyor, not bile alinabiliyor.

Titresimler dustukce, frekanslar dusuyor ve beyin dusuk frekanstaki korku, siddet, ego odakli bilgi ve vizyonlar goruyor ve yayiyor. Iceriginde korku ruyalari, kabuslar, siddet ruyalari, paranoyaklik ve sehvet ruyalari da vardir.



Beynimizdeki dusunceler, duygular, egolar, korkular, dini inaclar, kultur ve yasam sekline gore; evrenden aldigimiz bilgiler, vizyonlar ve ruyalar da degisebiliyor. Yani beyin bu dunyada ne ile mesgulse, anteni de o frekansa uygun bilgileri cekiyor. Iste bu yuzden farkli dinlere mensup insanlar ruyalarinda genelde kendi dinin peygamberlerini gorurler. Hiristiyanlar genelde Hz. Isa'yi ve kiliseleri gorurler. Muslumanlar genelde Hz. Muhammed'i, evliyalari, camileri, turbeleri veya Mekke'yi gorurler. Museviler kendi Rab ve peygamberlerini, Hintliler genelde Siva'yi ve tapinaklarini gorurler. Buddistler Buda'yi gorurler. Ressamlar genelde renkleri, yapacagi resimlerle ilgili bilgileri alirlar. Muzisyenler ruyalarinda yada uyanikken ilhamla beste bilgisi alirlar. Yazarlar, ruyada veya uyanikken yazacaklariyla ilgili vizyon, ruya yada ilhamlar alirlar..

Yillar once yasli bir teyze bize hep "Neyle yatarsan, onla kalkarsin derdi." Atalarimiz her seyi biliyorlardi ama bu bilgiyi bize tasiyamadilar. Bu onlarin sucu degil tabiki..karanlikla bas edebilecek cogunlukta degildiler...

Korkular, uzuntuler, hirslar, savaslar, hastaliklar insanlarin titresimlerini dusurdugunden, karanlik taraf; frekanslarini yukseltip bilincleri uyanmasin diye insanlari hep bir kaos ortamiyla uykuda tutuyor. Bu yuzden once teror gruplari yetistiriyorlar. Sonrada onlara kaos cikarttirip, yarattiklari sorunlari duzeltmeye calisan halkindan yana, basarili hukumetler gibi goz boyuyorlar. Bu bayat tiyatro dunyanin her yerinde ayni yontemle uygulaniyor. Su an dunyadaki en azili teror gruplarinin en buyuk destekcileri, onlara en cok tepki gosteren guclu devletlerdir. Proplem yarat, tepkiyi bekle, sonra da coz...Hep ayni taktik.



Son yillarda uyanis hizlandigi icin, panikteler. Hem teroru hemde diktator rejimleri arttirdilar. Bu yetmiyormus gibi surekli hastaliklarla, filmlerle insanlara; korku, endise, savas ve siddet pompaliyorlar. Cunku biliyorlarki, bu duygular insanlarin bilinc altlarinda korkuya ve endiseye sebep olacagi icin evrene de bu negatif dusunclerini yayarlar. Bu negatif dusunceler manyetik izagaradan katlanarak baska insanlarin ruyalarina, vizyonlarina ve hislerine yansir. Dalga dalga dunyanin dort bir yanina yayilir. Boylece insanlar gelecekten umitlerini keserler, mutsuz olurlar, hasta olurlar. Insanlarin her hissetigini tabiat ana hisseder, sarsilir. Onun her hissettigi de uzerindeki canli varliklara yansir..kaosla...

Ama hepside onlarin son cirpinislaridir. Sadece gidislerini hizlandiriyorlar. Eskiye ait ne varsa yok olmaya mahkumdur..eninde sonunda..ve oyledir..Amin

Sevebildiginiz kadar sevin, yollayabildiginiz kadar sevgi yollayin tum canlilara, dunyaya ve evrene. Size yine sevgi olarak katlanarak geri donecektir. Karanligin en buyuk kabusu isik ve sevgidir..Degisimi istiyorsan ikisinede sahip cik.



Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com



12 Ocak 2016 Salı

UYANIŞIN SANCILARI - Tara Gurses

 Arkadasim; yazar Tara Gurses Hanim'in bu guzel yazisi mutlaka okunmali. Uyanista bir cok insana isik olacaktir. Ayrica kendi kisisel sitesinde diger onemli yazilarini okuyarak farkindaliginizi arttirabilirsiniz.

Ayrica Tara Hanim Astroloji calismalari da yapmaktadir. Danismak isteyen kendisiyle irtibat kurabilir.
http://www.taragurses.com/?&Syf=1&Id=346141&pt=Duyurular

www.Taragurses.com

İnsanların büyük bir çoğunluğu yıllardır felaket rüyaları görüyor. Bunlar önceleri depremlar, tsunamiler, yanardağ patlamaları,su ve sel baskınları gibi olacak olayları haber verir nitelikteydi... Bunlara UFO ve istila rüyaları eklenmeye başladı. Bu rüyaları görmemizin en büyük nedeni kitlesel olarak bizi bazı şeylere hazırlamak amacındaydı. Bazılarımızın ise özellikle çocukluğundan itibaren bu tür rüyaları görenler için bu rüyalar uyarıcı ve haber niteliği taşıyordu. Şimdilerde bu rüyalar ve vizyonlar giderek artıyor ve daha da sert ve sarsıcı bir hal alıyor.

Bunların hemen hepsi FOTON KUŞAĞI ve onun yerküre üzerindeki etkilerini ve olacakları anlatan, gösteren rüyalardı. Bu rüyaların tarihleri de neredeyse 20-30 sene öncelerine kadar gider. O zamanlar her şey güllük gülistanlıkdı. Ne Küresel Isınma, ne Buzul Çağı ne de Foton Kuşağı konuşulmuyordu bile. Bu kavramlar 2000’li yıllara girildikten sonra konuşulmaya başlandı. Bu bizlerdeki uyanışın hızlandırılması ile alakalıdır aslında. Uyanışın etkileri de hem fiziksel , hem de ruhsal olacaktır. Özellikle bu yıldan ve içinde bulunduğumuz Ocak ayının 12’sinden sonra yerküre ve üzerinde yaşayan bütün canlı türleri için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.

Yaşadığımız gezegen canlı bir organizmadır ve üzerinde yaşayan bütün canlılarla birlikte 3.boyutta bulunmaktadır. Etrafınızda gördüğünüz her şey taş toprak bile bu canlı organizmanın bir çeşit kabuğu niteliğinde daha yoğun bir titreşimle bir arada bulunan enerjilerden ibarettir. Evrende her şey bir dualitedir. Madde ve enerji bu dualiteyi oluşturan temel yapı taşlarıdır. Yani madde olarak algıladığımız her şey aslında enerjinin farklı bir titreşim boyutudur. Sonuçta her boyutta bu titreşimsel bütünlük incelerek veya kalınlaşarak, yoğunluğu artarak ya da azalarak ifade bulur.

Makro kozmos da Mikro Kozmos da Foton Enerjisinin farklı titreşimlerinden ibarettir. Bu enerjiler yaşadığımız Evrende, dünya da serbest salınım halinde bulunan, çok büyük güce sahip mikro parçacıklar halindedir. Ama daha seyrektir. Şu anda Dünyamızın içinden geçmekte olduğu FOTON KUŞAĞI , yaratılmış bütün evrenlerin, bütün boyutların temel enerji modeli olan işte bu Yüksek enerjili fotonlardan oluşmaktadır. Boyutlar arası seyahatlari mümkün kılan , solucan deliklerinde yoğunluğu artan bir yapısı vardır. Çok yüksek titreşim içeren yıldız parçacıkları ya da tozları da diyebiliriz. Big Bang kökenlidirler.
Foton kuşağından geçmek ; bu yoğun titreşimli , yüksek enerjili parçacıkların , daha katı ve titreşimi daha az olan bir boyut enerjisinde ve bu katı titreşime sahip oluşumların yapısını değiştiren, titreşimini ve DNA sarmallarını farklılaştıran bir enerji ile yıkanmak ve bir olmak anlamına gelmektedir. Bu değişim sadece bizleri değil yerkürenin de büyük bir değişim ve yenilenme sürecinde olduğunu gösterir. Kutupların yer değiştirmesi, orman alanlarının çölleşip, çöllerin yağan yağmurlarla bitki örtüsüne bürünmeye başlaması gibi. Düşüncelerin bile bir enerjisi olduğu ve titreşim yaydığını söylersek eğer, anlatmak istediğim yıkanmanın ve arınmanın ne kadar mikro boyutlarda bile gerçekleşeceğini hayal etmek daha kolay olur diyorum.

Uzay Yolu dizisinde ışınlanma sahnelerini gözünüzün önüne getirin. O dizilerdeki hologram görüntüler ve teleportasyon olayları aslında foton enerjisi kullanılarak kolaylıkla yapılabilecek şeylerdir. Foton enerjisi yüksek bir şuura ve akla sahip ve hafızası olan bir enerjidir. Yüksek bir şuurun tezahürüdür. Sizi bir yerden bir yere alır götürür,tüm varlığınız hücresel anlamda birbirlerine bağlı tutan titreşimi ayrıştırır ve başka bir boyutta sizi tekrar tek parça halinde ama titreşimsel olarak daha güçlü , madde anlamında daha ince bir şekle sokarak bırakır. İşte burada parlamaya başlarsınız. Çünkü foton enerjisi sizin hücrelerinizde ışımaya başlamış olur.

Foton kuşağında insanların ve Dünyanın boyut atlayacağı ve daha sübtil, ışık saçan varlıklar olmasının öngörülmesinin sebebi budur. Her yerde DNA Sarmallarının değişeceği ve bunun bizi nasıl etkileyeceği konuları yazılıp çiziliyor.Herkesin kafası karışık. Kimse bir şey anlamıyor.

Kafanızı gökyüzüne kaldırdığınız zaman Samanyolu galaksisine bakın. Milyarlarca yıldız parçacığını göreceksiniz. Ve o parçacıkların içinde belki de yüzbinlerce yaşam formu ve binlerce farklı boyut vardır. Bulunduğumuz noktadan baktığımızda , gördüklerimiz aslında foton parçacıklarıdır . Bu nedenle diyorum ki,bütün evrenleri yaratılmasını sağlayan ve evrimsel döngü içerisinde yeni baştan yaratan, değişime uğratan,her defasında çok daha incelmiş ve titreşimi artmış bir forma sokan ve her şeyden sorumlu olan enerjidir FOTON enerjisi. Ve korkulacak bir şey yoktur.

Maddenin, maddesel anlamda asıl varlığımızı ruhsal enerjimizi sömürerek tüketme aşamasına geldiği noktada, bu evrim ya da değişim kaçınılmaz olacaktır. Çünkü evrim hiç bir zaman geriye doğru olmaz. Bu evrensel yasalara aykırıdır. Madde enerjiyi tutsak ettiği ve etkisiz kıldığı noktada, daha yüksek titreşimli bir enerji ile uyumlanarak yeni oluşuma hazırlanır. Dışımızdaki kabuk ne kadar kalınlaşırsa, içimizdeki enerji o kadar baskı hisseder ve yoğunluğu ,titreşimi artar. İşte bugün biz de bugün bu noktadayız.Ve değişim kaçınılmazdır. Buna ister Kıyam diyelim, ister son, ister başlangıç...Sonuçta bu bir uyanış ve yeniden doğuştur.
Bunun aslında bizler için bir uyanış olduğundan bahsetmiştim. Yeni uyanacak olanlar için biraz daha sarsıcı olacaktır. Özellikle 3.boyut enerjisine takılıp kalmış ya da demir atmış insanlar için çok zor bir dönem diyebilirim. Bu değişimin farkında olan ve kendilerini hazır hissetmeyenler ya da korkanlar için de daha depresif bir süreç söz konusudur. Bu süreçte neler olacağını, fiziksel ve ruhsal olarak ne tür değişimler yaşayacaklarını bilememenin verdiği stres, ya da değişimle alakalı yanlış yorumlar bu süreçte onlara fiziksel ve ruhsal zarar verebilecektir.

Bu noktada sizlerin bilmesi gereken en önemli şey bu süreçte yalnız olmadığımız ve evrensel platformda yardım ve rehberlik aldığımıza inanmanız. 2017'de yaşayacağımız pek çok göksel olay ve farkındalıklar bizlerin yükselişimize daha çok insani dahil edebilmemiz icin zemin oluşturacak ve hızlı bir uyanış başlatacaktır. Aslında bizler uzun zamandır buna hazırlanıyoruz ve uyanış çoktan başladı. Ve gezegen bütününde ki uyanış için gerekli titreşim duzenlemeleri, dna aktivasyonlari ve enerji yüklemeleri de sık sık yapılıyor. İşte burada bizlere görevler düşmektedir.Bu kıyamı ,evrimi ya da uyanışı görenlere...

Etrafımızdaki insanlara olabildiğince rehberlik etmeliyiz. Bu doğal bir süreçtir, ve evrim sürecinin olmazsa olmazıdır. İnsan ruhunun , zihninin, suurunun sınırları yoktur .Ancak bedenimizin bu tür bir değişime ihtiyacı vardır. Bu değişim,dönüşüm sürecinin bir çeşit farklı boyutlara ışınlanma gibi olacağını düşünün. İşte bu ışınlanma sırasında boyutlar arasındaki perdeler, sınırlar kalkacak ve görülür hale gelecektir. Son yıllarda boyutlar arasındaki perdelerin ya da kalkanların inceldiğini görmekteyim. Bunun giderek daha da inceldiğini de.

Bu nedenle diyorum ki, her şeyden önce bu dönemde varlığınıza olan inancınızı koruyun. Önceden uyandırılmış olanlar bu döneme ne kadar hazırlıklı da olsalar bu dönemde sık sık aniden basan uyku halleri, başlarında ağırlık ve yorgunluk-halsizlik hissedebilirler. Gördüğünüz rüyalardan rahatsız olmayın. Anlamaya çalışın. Ama olumsuz anlamlar yüklemeyin. Bu dönem içerisinde hiç olmadığınız kadar hasta olabilir, vücudunuzun daha önce vermediği tepkiler ve belirtiler yaşayabilirsiniz. İştahınız artabilir ya da azalabilir. Çok su içme ihtiyacı ya da tuvalete çıkma ihtiyacı duyabilirsiniz. Sevdiğiniz yiyeceklere karşı tiksinme, sevmediğiniz yiyeceklere karşı da istek duyabilirsiniz. (Bunlar vücudunuzdaki değişimin gereği olan şeylerdir. Sanki bedeninizin ihtiyaç listesi değişmiş gibidir.)

Sırasıyla 3.gözünüzün olduğu bölgede yanma kaşınma karıncalanma hissedebilirsiniz. Bu yaklaşık bir hafta kadar sürebilir. Gözlerinizde yanma kaşıntı, bulanık görme, sulanma olabilir. Sinüslerinizde aşırı bir tıkanma ve sıvı boşaltımı (Nezle ) , boğazınızda sabahları uyandığınızda yanma, yutkunma zorluğu duyabilirsiniz ancak bir süre sonra kendiliğinden geçtiğini fark edersiniz. Zaman zaman aşırı enerjik hissedebilir sonra sebepsiz bir yorgunluk ve tabiri caizse ‘’Tır çarpmış’’ gibi baygın düşebilirsiniz. İnsanların, çevrenizdeki olayların , nesnelerin ve ortamların enerjilerini daha çok algılamaya başlarsınız. Bulunduğunuz ortamın enerjisi sizi ya çok iter ya da çok huzur verici olabilir. Zaman zaman boşlukta olma hissi ya da her şeyden uzaklaşma hissi gelebilir. Dışarıya çıktığınızda havada farklı bir titreşim ve parlamalar görebilirsiniz. Sindirim sorunları yaşayabilirsiniz, tuvalet alışkanlıklarınız değişebilir. Çok sık acıkma, ya da hiç açlık duymamak gibi değişimler yaşayabilirsiniz. Duygusal iniş çıkışlarınız da daha yoğun yaşanmaya başlar. Nedensiz ağlama ya da gülme krizleri baş gösterebilir.

Delirmiyorsunuz, korkmayın. Değişiyorsunuz. Bunları önceden uyanmış olanlar yıllardır yaşıyorlar zaten. Onlar için bu dönemde çok fazla söyleyeceğim bir şey yok, bu dönemde uykunuza dikkat edin. Çünkü uykuya çok daha fazla ihtiyacınız olabilir. Biliyorsunuz uyku bizlerin farkındalık kapısına geçişte anahtar niteliği taşımaktadır. Uykusuzluk hissedenlerin de bol bol meditasyon yapmasını tavsiye ederim. Sık sık duş alın, doğa da yürüyüşler yapın, bol su için ve kalabalıklardan uzaklaşın. Yalnız kalmaya çalışın. Doğaya temas edin. Hayvanlarla iletişim kurun. Bu çok önemli. Kendinizle ilgili olarak yapmanız gereken bazı arınmaları uygulayın. Birincisi ‘’kendinizi affetme ‘’ diğeri de ‘’ evrene uyumlanma’’ çalışmasıdır.

Uyanışa hazır olmayanlar ya da yeni uyanacak olanlar bazı sıkıntılar yaşayabilirler. Öncelikle dünyevi anlamda değer verdikleri ve onsuz yaşayamam dedikleri (maddi) her ne varsa bunların eksikliğini yaşamaları söz konusudur. Bunun sebebi sizlerin düşünce yapınızı değiştirmeniz içindir. Farkındalık kapılarınızın açılması ve kendinizi sorgulamanız içindir. Acılı bitişler, iş – para- güç – statü kaybı yaşayabilirler. Hayata dair değerleri değişim geçirmek zorunda olabilir. Ani ve beklenmedik sağlık sorunları ortaya çıkabilir. Fiziksel anlamda da şiddetli baş ağrıları, eklem ağrıları, bel ve boyun ağrıları, ani şeker düşmeleri veya yükselmeleri, vücudun değişik yerlerinde uyuşma, karıncalanma ( özellikle baş ve ellerde), aşırı elektrik yüklenme, ağız tadında değişiklik, hayattan zevk alamama, uykusuzluk, depresyon ve sinirlilik görülebilir.

Hayat şartları ve ülkemizin içinde bulunduğu şartlar insanları zaten yerden yere vururken bir de bunlar mı çıktı? Diyebilirsiniz. Haklısınız da. Ancak tüm bu olanların insanlığın farkındalığının genişlemesi, bizi köleleştirmiş sistemin nasıl çalıştığının anlaşılması ve dinleri alet ederek üzerimizde kurduğu korkutucu, baskıcı, ezici kontrolünün çöküşünü de hazırladığını söyleyebilirim.
Dünyanın insan tarafından yakalandığı hastalığı iyileştirebilmesi için de.
Bugüne kadar bu konularda çok yazdım . Çok söyledim. Yaşamaya başladığımız değişim ve dönüşümün, insan olarak çıktığımız yolda bizi üstün insana dönüştürme sürecinin bir çeşit kozadan çıkış gibi olduğunu düşünebilirsiniz. Değişim başladığında, farkındalık arttıkça her şeye bakış açınız değişir, daha hassas, duygusal ve tepkisel olmaya başlarsınız. Çevrenizde gördüğünüz haksızlıklara ve duyarsızlıklara karşı tahammülsüz olursunuz. Suçun her türüne, adaletsizliğe ve haksızlığa dayanamazsınız. Kalabalıklardan kaçar daha çok kendinize dönersiniz. Evrenle bütünleşen ve ondaki ahenk, huzur ve sevgiyi hissedebilenler için artık bu boyut ve dünya katlanılmaz olur. Kaçıp gitmek ve başka bir yerde olmak istersiniz. Huzur duyacağınız, sevgiyi iliklerinize kadar yaşayacağınız ve bir olmanın dayanılmaz hafifliğini hissedeceğiniz bir realitede olmak. İşte bunlar uyanmış ve farkındalığın aydınlattığı üstün insan boyutunun bizlere yansıttığı gerçekliğidir.

Kim bilir belki de bu yolculuğumuzda bize yardım edenler bizim gelecekten gelen çocuklarımız ya da torunlarımız da olabilir. Geçiş süresini olabildiğince az hasarla atlatabilmemiz için bize rehberlik ediyorlardır.

Ben bizim bunu başardığımızı biliyorum. Çok fazla kayıp verdiğimizi ve vereceğimizi de. Dünyanın çok fazla acı çektiğini de çekeceğini de… Ama tünelin sonunda ışığı gördüğümüzde bunun bizim için karanlıktan kurtulup, ışıkla bir olma anımız olduğu anlayacağız. Bu bizim bu boyutta yaşadığımız ölüm ve yeniden doğuş deneyiminden çok farklıdır. Her şey gözünüzün önünde olacak ve her şeyi anlayacaksınız. Hayatınızı, yaşadığınız bütün deneyimleri, algılarınızın size gerçek olarak sunduğu ve bildiğinizi zannettiğiniz her şeyi…İşte o zaman değişiminiz tamamlanmış olacak. Ve bir daha asla eskisi gibi olmayacaksınız.

TARA GÜRSES-YAZAR VE ARAŞTIRMACI

http://www.taragurses.com/?Syf=26&Syz=475200&/UYANIŞIN-SANCILARI

www.Taragurses.com


Insan ve Hayvan Plasentasiyla Sifa Mumkun mu?

11 Ocak tarihinde iki onemli bilgi aldim. Bunlardan bir tanesi cok ilgincti. Bu konuda hicbir fikrim veya bilgim yok. Dogrulugundan emin degilim; Ancak paylasmak istiyorum. Mesaj geldiyse yazmak gerekir.

 Mesaj: Insan ve hayvan plasentalari butun hastaliklari iyilestirir. (Tek cumleydi)

Bu konuyu merak ettim ve arastirdim, gercekten de boyle bir bilgi mevcutmus ve plasenta yiyenler de varmis. Ilginc olani ise yiyenlerin cogunlugu zengin ve unlu kisiler.

Ilerde; simdi begenilmeyen zulm edilen hayvanlar plasentalari icin el ustunde tutulabilir..insan oglu o kadar bencil ki, zulm ettigi hayvanlari; kendi sagligi soz konusu olunca mumla arayabilir..

                                                               Plasenta Nedir?



Gebeliğin yaklaşık üçüncü ayında oluşumu tamamlanan plasenta hem fetüse hem de anneye ait bir oluşumdur. Bir ucu anneye diğer ucu ise fetüse yapışıktır. Yapı itibariyle kalınlığı 2,5 3 cm olan bir hortumu andırı. Dış yüzeyi kaygan ve parlak iken iç yüzeyi tırtıklı yapıdadır.

Plasenta ne işe yarar?

Plasenta halk arasında kordon adıyla bilinir ve bilinen en önemli özelliği hatta yaratılış amacı anne ve fetüs arasındaki madde alışverişini sağlamaktır. Her türlü besin ve oksijenin bebeğe ulaşması plasenta sayesinde olur. Anneden bebeğe doğru bir geçiş olduğu gibi bebekten anneye doğru da bir geçiş söz konusudur. Fetüsün metabolizma atıkları da anneye geçer ve bu sayede atıklar vücut dışına atılmış olur. Ayrıca fetüsün sindirim solunum vs. gibi hayati faaliyetlerinin gerçekleşmesi de yine plasenta sayesinde gerçekleşir. Plasenta bunların dışında fetüsün pasif bağışıklığının güçlenmesini de sağlar. Anneye ait antikorların fetüse geçişi de plasentadan olur. Gebeliğin erken dönemlerinde hormon salgılaması ise ayrı bir işlevidir.

Plasenta, yapı olarak sağlam ve esnektir. Bu sayede hemen dolanıp sıkışmaz. Plasenta bebeğin hareketini engellemeyecek şekilde tasarlanmış bir organdır. Plasenta bebeğin değişen ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabilecek bir yapıya sahiptir. Zaman zaman akciğer görevi gören plasenta zaman zaman böbrek fonksiyonunu üstlenir. Plasentanın görevleri saymakla bitmez. Plasenta gebeliğin 3 aylık döneminde karşılaşılabilecek enfeksiyonlara karşı da bebeği korur.
Plasentanın akıllı hücrelerden oluştuğunu söylemiştik. Bu durumun en büyük kanıtlarından biri ise gebelik sürecinde anne adayı kansere yakalansa bile plasenta kanserli hücrelerin fetüse ulaşmasını engelliyor.

Plasenta Yemek

Unlü aktris January Jones doğum sonrası zamanı sağlıklı geçirmek için plasentasını yediğini açıkladı. Birçok yabancı basın organı da bu haber hakkında yazılar yazdı. Aslında bununla ilgili daha önce ünlü aktör Tom Cruise, bebeği doğduğunda karısının plasentasını yiyeceğini açıklayarak yapmıştı.

New York Magazine bunun üzerine Ağustos ayında Atossa Araxia Abrahamian'ın yazdığı yazıyı hatırlattı. Yazıda Jennifer Hughes adlı kadının doğumdan sonra doktorlardan evde yemek için plasentasını istediği ve plasentanın yararlarını anlatmıştı. Hughes planladığı gibi doğum sonrasında plasentasını, Beth Israel Sağlık Merkezi'nden, geleneksel nedenler yüzünden almak istediğini belirtmiş, hastane de buna izin verip onun için paketlemiş. Hatta bazı hastanelerin sağlık açısından risk taşıyıp taşımadığını öğrenmek için annelerin plasentalarını patolojiye gönderdikleri de belirtilmişti.

Abrahamian yazısında plasentanın faydalarından da bahsetmişti. Doğum sonrası depresyonu engelliyor, süt üretimine yardımcı oluyor, idrar tonik görevi görüyor ve doğum sonrasında kaybedilen besinlerin geri alınmasına yardımcı oluyor. Ayrıca plasenta paketleme işi yapan insanlar olduğundan da bahseden Abrahamian, bütün dikkatleri üzerine çekmişti.

Fakat asıl sorun, plesanta yemek hakkında yapılmış hiçbir araştırmanın olmaması.

Eylül ayında ise blog yazarı Elizabeth Stark, doğum sonrası plesanta yemenin nasıl bir deneyim olduğunu kendi blogunda paylaştı. Kendi deneyimlerine göre “Plasenta yiyerek doğum sonrası psikolojisinden çabuk çıktım. Kendime güvenimin yerine gelmesini sağladı” dedi.

Hatta bu konuda Plasenta Kapsülleme Uzmanı bile var. Jodi Selander, Amerika'da plasenta yemeyi düşünen annelere yol gösteren bir isim olarak tanınıyor. Ayrıca kendisinin bir de “Placenta Benefits” adlı internet sitesi var. Bu site sayesinde plasenta yemeyi düşünüyorsanız, kendinize bir uzman bulabilir, uzman olabilir ya da kapsülleme yöntemi hakkında bilgi alabilirsiniz.


Peki, nedir bu plasenta yeme çılgınlığı
Plasenta yeme işine ise kısaca “Placentophagy” deniyor ve bu aslında genel olarak hayvanların yaptığı bir şey. Mad Mom yazarı Nancy Redd ilk başta plasenta yeme işini kendini kaptıranlardan.

Ünlülerin kullanımından etkilenen Redd bu konudaki pişmanlıklarını şöyle dile getiriyor: “Herhangi bir kanıtı olmadan insan plasenta yemeği nasıl kabul edebilir? Doğal olan her şey ne kadar iyi olabilir?”. Ayrıca Redd,  "Plasenta yemenin klinik olarak sonuçları bilinmiyor. Belki de apandist gibidir, vücuttan çıktıktan sonra bir daha içeri almamak iyi olabilir” mesajını veriyor.

Fox News İnternet sitesinde yayınlanan Dr. Manny Alvarez ise makalesinde şu noktalara değiniyor: “Plasenta yemek son zamanlarda anneler arasında büyüyen bir trend haline geldi. Anneler bunun doğum sonrasın depresyonu önlediğini savunuyorlar. Aynı zamanda ağrılarının azaldığını da söylüyorlar. Aslında Antik Çin geleneklerinde plasentalar, içlerindeki kimyasallar nedeniyle bazı otlarla karıştırılıp ağrı kesiciler elde ediliyormuş. Bazı uzmanlar biyolojik avantajları olduğunu söylüyor. Çünkü plasentada yüksek oranda demir, B-12 ve hormonlar barındırıyor"

Dr. Manny aynı zamanda 2007'de bir hastanenin anneye plasentayı vermediğini ve bunun üzerine anne hastaneyi mahkemeye verdiğini anlatıyor. Dava sonucunun annenin lehine sonuçlandığını hatırlatan Manny aynı zamanda plasenta yiyecek anneleri uyarıyor “Temiz ve hijyenik bir ortamda tutulmasına çok dikkat edin ve hiçbir kanıtlanmış yararı olmadığını unutmayın” diye ekliyor.

Royal College Kadın Doğum Uzmanları Temsilcisi ve Kadın Doğum Uzmanı Maggie Blott plasentanın doğum sonrası depresyonu engellediği görüşüne katılmıyor ve bunu şu sözlerle dile getiriyor: “Hayvanların plasenta yemesinin nedeni besin almaları. Fakat insanlar zaten gerekli besinleri alıyorlar. Bunun hiçbir gereği yok."

Siz plasenta yemeği düşünür müydünüz?

Kaynak Linkler

 http://www.hthayat.com/hamilelik/lohusa/haber/1004958-dogum-sonrasi-donemde-plasenta-yemek-mi
http://www.bulenttiras.com/plasenta-nedir-ne-ise-yarar


Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

5 Ocak 2016 Salı

Ucuncu Boyuttan Ayrilmaya Hazir misiniz?



Bu yaziyi yazmamin sebebi, uyandirilisin hizlandirilmasidir. Cunku yeni uyanacaklar, gelen yogun enerjinin etkisiyle depresif durumlar yasayabilirler. Ucuncu boyuttan koparken, neler olacagini bilmezlerse  yasadiklarini yanlis yorumlayip, kendilerine ruhsal veya fiziksel zarar verebilirler. Bu yuzden neler olabilecegine bir goz atmak faydalidir.

Perdenin diger tarafindan gelen destekle, 2017'deki yukselise daha cok insani tasimak icin; hizli bir uyandirilis basladi. Bunun icin gerekli tum frekans duzenlemeleri, dna aktivasyonlari ve enerji takviyesi yapiliyor. Evrensel bir plan mukemmel bir sekilde isliyor.


Onceden uyandirilmis olanlar bu donemi cok uyuyarak ve surekli topraklanarak rahat atlatabilirler. Ama hala uyanmamis olanlar biraz zorlanacaktir. Cunku; onceden salinan enerjilerle yavas yavas bir uyanis yapamadiklari icin; daha yuksek bir enerjiyle aniden bir sok etkisiyle uyanis yasayacaklar ki buda onlarda bazi sorunlara yol acabilir. Bas agrisi, eklem agrilari, diz- boyun -bel agrilari artabilir. Beslenme ve agiz tadi degismesi, ani kilo degisimleri, sac ve tirnaklarin cabuk uzamasi, ruyalarin degismesi, ates basmalari, bas ve ellerde karincalanma, elektriklenme gorulebilir. Ayrica dorduncu boyut realitesinden gurultuler, sesler duyulabilir, olmus akrabalarin goruntuleri veya ziyaretleri gorulebilir. Dogayi ve hayvanlari hissetme, tum duygulari en ust duzeyde yasayarak asiri duyarli olma durumu olabilir. Bunlar bilinirse, uyumlanma hizlanir.

Yukarida saydigim belirtileri yasamaya baslayanlar bilsinler ki; hasta degiller. Bunlar degisimin isaretleridir. Uyanisin belirtileridir. Ucuncu boyut realitesinden kopusun baslangicidir. Bol bol su icmek, uyumak, yalniz kalmak, topraklanmak, dogada zaman gecirmek, hayvanlarla zaman gecirmek cok iyi gelecektir.

Uyandiktan bir sure sonra dusunceler degismeye baslayinca, farkindalik artinca; insan hassaslasmaya basliyor. Dunyadaki tum haksizliklara, acilara, mutluluklara herkesten daha cok tepki vermeye basliyor. Cunku insan, artik herseyle bir butun oldugunu, 'Bir' oldugunu anliyor. Tas, toprak, su, agac, hayvan, insan ve en kucuk organizmaya kadar her duyguyu hissetmeye basliyor.


Uyanan bilinc, ucuncu boyuttan uzaklastikca, dunyadaki ilizyon yasamla bagi kopuyor ve bir elegin uzerindeki bir kac taneden biri oluveriyor. Kendisiyle beraber elegin ustunde kalanlarla azinliga donusup; kendisini ucuncu boyut realitesinden, dusuncesinden ve insanlarindan soyutluyor. Yalnizligin guzelligini kesfediyor. . .

Ben her zaman sunu derim; En cabuk uyananlar en cok aci cekenler olacaktir. Cunku az bir kitle uyanistayken, olum uykusunda olan diger cogunlugun tum acisini, kederini, carpik sistemin curumuslugunu hissedecek olanlar bu ilk uyananlardir. Uyanis hizlandikca, bilincler acildikca sevgi dahada cogaliyor ve hissedilen acilar azaliyor. O yuzden bir cok uyanmis arkadasimdan duydugum sikayetler hep ayni..sistemin, kendilerini cok uzdugu, bazen insanlarin bu vurdumduymaz hallerine katlanamadiklarini, bu dunyaya ait olmadiklarini, bir an once cekip gitmek istediklerini soyleyip duruyorlar..



Ya siz? Hic kendinizi bu dunyaya ait degilmis gibi hissettiniz mi? Cevrenizde yasananlari anlamakta zorlaniyor musunuz? Dunyaya sanki bir perdenin arkasindan bakiyormus gibi hissediyor musunuz? Bu dunya bana gore degil, olaylari ve insanlari anlamakta zorlaniyorum dediniz mi? Dunyayi terk etmeyi dusundunuz mu? Sisteme karsi gelip, sokaga cikip delicesine bagirasiniz geldi mi? Uyumsuzlugunuzun arttigini ve kimsenin sizi anlamadigini dusundunuz mu? Kendinizi yapa yalniz hissettiniz mi? Onceden zevk aldiginiz ve onemsediginiz herseyin artik bir anlami olmadigini anladiniz mi? Para, mal, mulk, ev, araba sahibi olmanin bir onemi olmadigini farkettiniz mi? Eger bunlari yasiyorsaniz siz de uyanmislardansiniz. Ucuncu boyut realitesinde yasamiyorsunuz artik. Muhtemelen dort veya besinci boyutta yasiyorsunuzdur. Ucuncu boyut yasaminin temeli olan egolar size anlamsiz gelir, frekansinizi dusurur ve kendizi rahatsiz hissedersiniz. Bu yuzden hem o realiteyi yasatacak kisilerden hem de ortamlardan kacip ya kendinizi eve kapatirsiniz yada dogaya kosarsiniz. Yalnizlik en buyuk dostunuz olur. Sizi saf sevgi, baris, huzur ve birlik temelindeki kisi yada ortamlar mutlu edebilir. Artik karanligi aydinlatan bir fenere donusmussunuzdur. Hayirli Olsun! Durumunuzdan sikayet etmeyin, biraz daha sabredin. Acilarimiz, uyanis hizlandikca daha da azalacaktir. Gun gelecek baska alanlardan sadece sevgiyi hissedecegiz. Bizler bunun icin buradayiz. yan cizip onden kacmak olmaz,...  : )


2000'li yillarda dogmus simdinin gencleri ucuncu boyut dunya yasamini anlamakta zorlaniyorlar. Bu yuzden cogu uyumsuluk yuzunden depresyonda. Cunku aileler, egitim sistemi ve cevre kosullari onlarin ruh bilincine uygun degil. Bu gencler dorduncu boyut bilinciyle, ucuncu boyut realitesinin sorunlariyla basetmeye calisiyorlar. Bu yuzden basaramayanlarin enerjileri dusuyor ve dunya hayatindan erken bikkinlik basliyor. Bazisi erken ayriliyor yada gorevini iptal ediyor. Basaranlar birer kurtariciya donusuyor ve isik saciyorlar.


 Hele yeni dogan cocuklar...oyle yuksek boyutlardan dunyaya giris yapiyorlar ki. Bir kac sene sonra onlarin yayacagi isik tum karanligi ve negatifligi yok edecektir....ve Oyledir.



Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com