26 Mayıs 2015 Salı

Kendimizi Ozgurlestirme, Iyilestirme Yontemleri




Karma, ruh tekamülünüzün bizle sıkı sıkıya baglantili ve tüm ıstıraplarımızın odağında olduğumuzu farketmemizi sağlayan bir aynadır.
'Karma' çoğu kez başka bir insana zarar veya acı verdiğimiz ve de kendi irade özgürlüğümüzü dayatmak için onun irade özgürlüğünü ihlal ettiğimizde meydana gelmektedir. Başkalarına çektirdiğimiz acıyı biz çekmek zorunda kaldığımızda ise, ruh düzeyinde, bu eylemimizin ne kadar yanlış olduğunu ve böyle bir şeyi bir daha asla yapmayacağımızı anlamaya başlarız. Bu, ruh varlığının gelişme yollarından biridir.

Bizler karmik bağlarımızı, ebedi ilişkilerimizi yönetmek ve onlardan gerekli dersleri almak için oluştururuz. Karmik bağı oluşturan dinamikleri anlarsak gereksiz korkulardan da kurtuluruz.

                                                       Karmik Bağın Şifalandırılması

 Gözlerinizi kapayınız. İster ayakta, isterseniz oturur vaziyette olunuz. Önce topraklanmanız gerekir. Topraklanmak sizin kendinizi bir ağaç gibi hissetmenizi gerektirir. Kökleriniz ile Dünyanın merkezine, başınız ile gökyüzünün sonsuz mavi derinliklerine bağlandığınızı hayal edin…
“Vucudunuzu bir ağaç olarak hayal edin. Kökleriniz omurganın bitiminden toprağa doğru uzanıyor ve dünyanın merkezine ulaşıyor. Dünyanın merkezine bağlandığında kendinizi iyi, düşüncelerinizin sakin ve berrak olduğunu hissedin. Şimdi ilişkinizi değistirmek istediğiniz herhangi bir kişiyi hayal edin. Orneğin bir aile bireyi, anne, baba, çocuklar, eş, çalışma arkadaşı, arkadaş, eski veya yeni sevgililer. Fiziksel olarak orada bulunmaları gerekmez. O kisinin önünuzde durduğunu hayal edin ve ona “Bana yaşattığın tüm deneyimler için teşekkür ederim. Bundan böyle özgür iradem ile seçimlerimi yapmak istiyorum. İkimizinde yeni deneyimlere açılabilmesi için aramızdaki karmik bağın sonlandırılmasını talep ve rica ediyorum.” deyin.
İsteğinizi ilettikten sonra, o kisiyle aranizda telefon kordonuna benzer bir bag oldugunu dusunun ve o kordonu makasla kestiginizi hayal edin. Sonra da bağınızı kopardiginiz o kişinin, bunu başı ya da hareketleri ile onayladığını hayal edin. Kesilen o bagla birlikte sizde bir enerji boslugu olusacaktir. Yeri boşalan o enerjiyi, pembe sevgi enerjisiyle doldurdugunuzu imgeleyin. Sizden kopan o bagi mor bir alevin içine atın. Orada yandigini ve yükselen dumanın evrene karıştığını görün.

                                          Enerji Kancalarindan Kurtulma

İnsanlarla ilişki kurmaya başladığımız anda birbirimizle enerji bağları oluştururuz. Hepimiz olusan bu enerji aglariyla birbirimize bagliyiz. Bu görünmez ağlar kanca gibidir. Bu kancalar yoluyla birbirimizden beslenmeye başlarız. Birbirimizin enerjilerini calariz.
Bizler sadece fiziksel bedenlerimizden ibaret değiliz. Vücudumuzun etrafında bir de enerji alanı vardır. Burası tıpkı ikinci bir beden gibidir, aruamizdir. Bu alanda bulunan enerji, kişiye özgüdür. Herkesin ki farklıdır, çünkü kişinin duygu ve düşünceleri, korkuları, endişeleri önyargıları, ya da yaşam şekli ile biçimlenmeye başlar. Her duygunun da bir rengi vardir.
İki insanın ilişki kurmaya başlamasından itibaren enerji alanları arasında gözle görünmeyen bir bağ oluşur. Örneğin, bir aşk ilişkisi yaşamaya başlayan kadın ve erkek arasındaki enerji balonları, görünmeyen kancalarla birbirine bağlanır. İşte o dakikadan itibaren, artık iki kişinin duyguları, düşünceleri, korkuları birbirine akmaya başlar.



Kancalar, en kolay seks ilişkisinde oluşur. İki kişi bedenlerini birbirine açtığı andan itibaren, duygusal yapıları birbirlerine akmaya başlar. Çünkü o enerji alanları, korkular, endişeler, hatta yaşam dersleri ve bilinçaltı kalıplarının verdiği huzursuzluklardan oluşmaktadır. Aynı şekilde, olumlu duygular, sevinç ve yaşam enerjisi de birbirine karışmaya başlar. Çok uzun birliktelik yaşayan çiftlerin, zaman içinde birbirlerine benzerlik göstermeye başlamaları dikkatinizi çekmiştir. Cunku karsilikli enerji alisverisi sonucunda karsilikli bir uyumlama, benzerlik ve butunlesme baslamistir.
Eger iki kisi arasinda frekans uyusmazligi varsa, enerji bedenleri sex birlesmesini yani karsilikli enerji alisverisini red eder. Bu da ciftler arasinda cinsel sogumaya ve sorunlara sebep olur.

Insanlar birbiriyle ilişkiye girdiği andan itibaren, enerji alışverişi başlar. Birbirlerine akıttıkları sevgi de bu kancalar yoluyla iletilir. Birbirine sevgi ve olumlu duygular hissettiren kişiler, karşısındakinin enerji alanını besler ve zenginleştirir. Ona ne kadar değerli olduğunu hissettirir. Böylece kök korkularımızdan biri olan başkaları tarafından onaylanma ihtiyacımız, değersizlik duygumuz yok olur ve dengeli bir insan haline geliriz.
Ama ne yazık ki, insanlar bu dengeyi başkalarından aldıkları enerjiyle değil, kendi başlarına kurabilmek zorundadırlar. Bir çok insan hayal edin. Herkesin birbiriyle ilişkisi olduğu için, arada pek çok kanca oluşacaktir. Bu insanlar birbirlerinden beslenmeye devam ederler. Buna yatay beslenme adı veriyoruz. Bu tarz beslenme, bizi başkalarına bağımlı kılar. Sevgilimize, kocamıza, çocuklarımıza, anne ve babalarımıza, bazı arkadaşlarımıza kendimizi bağımlı hissederiz. Artık onların sürekli bizi desteklemesini bekleriz. Bunu yapmadıkları zaman öfkeleniriz. Kırılırız. Hatta kimi zaman onların bizi beslemeye devam etmelerini sağlayabilmek için farkında olmadan duygusal oyunlar oynariz. Özellikle kontrolcü yapıya sahip kişiliklerde, bu tarz oyunlar daha belirgin olur.

Örneğin, bir kadın ve erkek birbirlerine aşık olurlar. Aşkın ilk günlerinde erkek kadını sık sık arar. Kadın bundan beslenmeye başlar. Erkeğin iltifatları, ilişkiyi rayına oturtana kadar onu el üstünde tutması, kadındaki değersizlik duygusunu azalttığı için oluşan kanca görevini yapmaya başlar. Artık kadın bu yoğun ilgiden beslenmeye başlamıştır ve eğer hayatında değer duygusunu artırabilecek başka alanlar yoksa, bir tür bağımlılık geliştirir. Bu tıpkı uyuşturucu almaya başlamak gibi birşeydir.
Daha sonra erkek ilgisini yavaşlatmaya başlar. Bu hem erkeklerin hem de ilişkinin doğasında vardır. Erkek ilgisini normal boyutlara indirirken, kadın sebepsizce acı çekmeye başlar. Sürekli ilişkinin nereye gittiğini düşünür. Endişelenir. Üzülür.
Olumsuz duygu ve düşünceler başladığı andan itibaren, artık kanca ters yönde işlemeye başlamış, erkek kadının enerjisinden beslenir olmuştur. Kadının enerji alanı yavaş yavaş küçülürken, erkeğinki büyümeye başlar.
Aslında bundan kötü bir taraf yoktur. Hem kadın hem de erkek, bunu bilinçsizce yaparlar. Birbirini besleyebilmek çok güzel bir duygudur. Ama, çoklukla insanlar arasında bunun tersi de yaşanır. Birbirinin yaşam enerjisini çalan insanlar vardır. Üstelik enerji çaldıklarının farkında değillerdir, ama sonuçta kendilerini iyi hissedeceklerini bilirler. Karşısındakinin ruhsal ve duygusal durumunun ne olacağına aldırış etmezler.
Enerji vampirlerinin pek çok yöntemleri vardır.Bunların en bilineni, karşısındaki kişiyi suçlu hissettirmektir. Bunun için bir insan diğerine bağırabilir, aşağılayabilir, alay edebilir, ya da kendisini acındırabilir. Sonuçta karşısındaki kişi kendisini suçlu hissederse yaşam enerjisi çalınacak, kendisini güçsüz ve yeteneksiz hissedecektir.
Bir başka yöntem, karşımızdaki insana sessiz ve mesafeli durmak, duygularımızı saklamaktır. Mesafeli durduğumuz zaman, karşımızdaki insan bizim ne hissettiğimizi ve düşündüğümüzü bilemez ve endişeye kapılır. Endişe ve huzursuzluk, yaşam enerjimizin karşımızdaki kişiye geçmesini sağlar.
Karşımızdaki insana aşırı sevgi vermek ve bunun karşılığını beklemek de bir çeşit enerji vampirliğidir. Kontrolcu kişiliklerin baş vurduğu bu yöntem, anne çocuk ilişkilerinde ya da karı koca ilişkilerinde sıklıkla yaşanır.
Sonuçta, karşımızdaki kişiye olumsuz duygular yaşatıyorsak, onun yaşam enerjisini çalıyoruz demektir. Peki, yaşam enerjimiz çalındığı zaman ne olur?
Genelde, yaşam enerjimiz küçüldüğünde, yaşamdan zevk alamayız. Günlük işlerimizi yapamaz hale geliriz, çünkü en ufak bir iş bile bize külfet gibi görünür. Sürekli bir can sıkıntısı duyarız. Yüreğimizde, sebebini bilmediğimiz bir ağırlık oluşur. Toleransımız azalır. Bir gün önce başkalarına dağıtacak sevgimiz varken, bir anda kendimizi dibe vurmuş gibi, sanki derin bir kuyuya inmiş gibi hissederiz. Artık başkalarına sevgi vermek yerine, onlardan beslenmeye çalışırız.

                                                      Dikey Beslenme
İnsanların başkalarına bağımlılık geliştirmemeleri, ve başkalarından enerji çalacak yöntemlere başvurmamaları için, dikey beslenmeyi öğrenmeleri gereklidir.
Her insanın ruhu, çeşitli zenginliklerle doludur. Bu zenginlikleri, yaratıcılık alanlarımızı keşfederek bulabiliriz. Örneğin, bir ressam, resim yaparken kendisinden beslenir. Çünkü o sırada ruhundaki zenginlikleri ifade etme fırsatını bulmuştur. Kendimize yonelip, icimizdeki mucizeyi kesfedip, kullanmayi ogrenelim.
İnsanların kendilerini hiç korkusuzca, olduğu gibi ifade edebilmeleri, en büyük güç kaynağıdir. Bu, herkese tarif edilemez bir mutluluk ve doyum verir. Hayatımızda hobilerin yer alması, iste bu yüzden önemlidir. Dikey beslendiğimiz sürece, ne başkalarına bağımlı yaşarız ne de yaşam enerjimizi çaldırırız.
En önemlisi de, hayatta verdiğimiz önemli kararlar hatalı olmaz. Doğru karar verebilmek için bağımsız ve mutlu olmalıyız. Özgür bir zihne ve duygusal yapıya sahip olmalıyız. Hiçbir şeyden korkumuz olmamali. Başkalarını kaybetme korkusu, bağımlılıklarımızın ardındaki kök korkudur. Bilinçaltımızın derinliklerinde kaybetme korkusu olduğu müddetçe sağlıklı kararlar alıp uygulayabilmemiz hemen hemen imkansız gibidir.
Gelin özgürlüğümüzü ele alalım. İlişkilerimizde kuvvetli taraf biz olalım

                          Baglarinizi Keserek Negatif Yonlerinizi Sifirlama
"Zihninizde sahip olduğunuz olumsuz yönlerinize karşı bağlar vardır. Bu bağların somut bir şekli, rengi ve yapısı bulunmaktadır. Bu bağlarınızın yapısını çözümleyip onları kesmek ya da yok etmek suretiyle, istemediğiniz yönünüzden kurtulmak için kendinizi programlayabilirsiniz."

Bilinçaltımızın başlıca görevinin bizi korumak ve mutlu etmektir. Bir diğer görevi de bizim hayatımızı arşivlemektir.
Tüm hayatımızın bilgi ve veri bankası olan bilinçaltımız, gerekli kayıtları işlerken çeşitli yöntemler uygular.
En önemli ve bizim en çok kullanacağımız yöntem ise, her şeyi somut bir şekilde kaydetmesidir.
Yani bilinçaltımızda soyut kavramlara yer yoktur.
Ornegin:
Aşk, Yalnızlık, Zaman
Bu üç kelimeyi ayrı ayrı zihninizde canlandırın.
İlk ne gördünüz?
Bir resim, şekil, renk, insan, nesne ya da bitki miydi?
Ne olursa olsun, sonuçta bir şey düşündünüz ve gördünüz.
Belki aşk denince kırmızı bir gül belirdi gözlerinizin önünde, belki de hayatınızın aşkının yüzü...
Zaman deyince belki bir kol saati gördünüz ya da evrenin sonsuzluğu canlandı gözünüzün önünde.
Hepiniz farklı bir şeyler düşündünüz ve hepiniz soyut kavramları somutlaştırarak bir şey ile ifade ettiniz.
Başka bir örnek daha verecek olursak;
"Bana kırmızıyı gösterin."
dediğimizde ya giysinizdeki kırmızıyı ya da kırmızı renkli bir eşyayı göstereceksiniz.
Ama biz sizden giysinizi ya da herhangi bir nesneyi göstermenizi istemedik, bize kırmızının kendisini göstermenizi bekliyoruz.
Olmuyor, değil mi?
Renkler de duygular, zaman gibi soyut bir kavramdır ve onları gösterebilmek için bir giysi, bir eşya gibi nesneleri kullanarak somutlaştırma ihtiyacı duyarız.
Kırmızının kendisini gösterme şansımız yoktur.
İşte bilinçaltımız da aynen bu şekilde kayıtlarını tutar.
Soyut olan herhangi bir duygu ya da durumu somutlaştırarak arşive işler.



                                       İlişkilerden Bağımsız Olmak

Zihninizde sahip olduğunuz olumsuz yönlerinize karşı bağlar vardır.
Bu bağların somut bir şekli, rengi ve yapısı bulunmaktadır.
Bu bağlarınızın yapısını çözümleyip onları kesmek ya da yok etmek suretiyle, istemediğiniz yönünüzden kurtulmak için kendinizi programlayabilirsiniz.
Diyelim ki, sürekli karamsarlığa kapılan, olumsuz düşünceler üreten ve onların tuzağına düşen yönünüzü zayıflatmak ya da ortadan kaldırmak istiyorsunuz.
Adım adım ne yapmanız gerektiğine bir bakalım:
1-Gözlerinizi kapatın ve üç derin nefes alarak rahatlayın.
2-Kendi kendinize "Bilinçaltım, şimdi yapacağım çalışmada eşsiz gücünü kullanarak bana destek olacağın için teşekkür ederim" telkinini verin.
3-Tam karşınızda olumsuz yönünüzü temsil eden bir siz görün. Burada dikkat etmeniz gereken, gördüğünüz sizin olumsuz yönünüzü temsil ediyor olmasıdır. Olumlu herhangi bir parçanızı içinde kesinlikle barındırmaması gerekiyor.
4-Şimdi bu yönünüzle aranızda bir bağ olduğunu hayal edin. Bu bağ onun bedeninin neresinden çıkıyor ve sizin bedeninize nereden bağlanıyor?
Şekli nasıl?
İp mi?
Işık mı?
Tel mi?
Bunun gibi tüm niteliklerini belirleyin. Bu alt biçimler denilen bir çalışmadır ve bağınızın tüm özelliklerinin alt biçemlerini bu soruların ışığında çıkartmış olursunuz.
5-Şimdi kendinize şu soruyu sorun:
"Bu bağı kesmek için neye ihtiyacım var?"
Bu bir makas olabilir, testere olabilir, ışıksa ayna ile sizden koparıp farklı bir yöne yansıtma olabilir.
6-Şimdi o bağı kesin, koparın ya da ışık şeklindeyse yansıtın.
Bağın hem size bağlı olan, hem de olumsuz yönünüze bağlı olan bölgelerinden ayrılmasını sağlayın.
7-Gözlerinizi 2-3 saniye açın ve tekrar kapatın.
8-Olumsuz yönünüzü tekrar karşınızda görün.
Aranızda herhangi bir bağ var mı, kontrol edin. Örneğin bağ halatsa kestiğinizde yere düşmüş ve orada kalmış olabilir. O zaman onu yakın ve küllerini asla size ulaşamayacak şekilde uzayın derinliklerine savurduğunuzu hayal edin ve düşünün.
Tabi ki bu bir alternatif. Başka şeyler de yapabilirsiniz. Önemli olan yaratıcılığınızı kullanarak bağı tamamen ortadan kaldırmanızdır.




Bağlar çoğu zaman kesilebilir ya da zayıflatılabilir. Ama bazen bilinçaltı ikincil kazanç dediğimiz olumlu niyetlere çok sıkı bağlı olabilir ve olumsuz yöne ait olsa bile, o bağdan ayrılmak istemeyebilir. Böyle durumlarda başka teknikler devreye sokularak bilinçaltı ikna edilmeli ve sonra tekrar bağ ortadan kaldırılmalıdır. Elbette bilinçaltının ikna edilmesi çoklu teknikler gerektireceği için bir uzmandan destek almanız gerekir. Ama sizi olumsuz duruma sürükleyen her yönünüz için bu tekniği rahatlıkla uygulayabilir ve kesebildiğiniz kadarını ortadan kaldırabilirsiniz. Hatırlayın ki, sadece birini bile zayıflatsanız bu hayatınızda büyük farklar yaratır. Çünkü değişim ayrıntılarda gizlidir ve zihninizde yapacağınız küçük bir değişim bile, hayatınızda beslenerek büyür.

                                                                    Ozgurlestirme


Gözlerinizi kapatıp bir kaç tane yavaş ve derin nefes alın, bedeninize gevşediğini söyleyin.
Sonra deyin ki:
“Sevgili (.....) Seninle yaşadığımız ilişki süresince bilerek yada bilmeyerek yaşattığım tüm zorluk ve sıkıntılar için senden özür dilerim. Lütfen beni bağışla....
Ben seni içtenlikle bağışlıyorum. Ve sevgiyle yada zorlayarak bana öğrettiğin her şey için sana teşekkür ediyorum. Öğrenmem gerekenler için bana “rol arkadaşı” olduğun için teşekkür ediyorum. Aramızdaki bağları kesiyorum ve seni benden, beni senden özgür bırakıyorum.Hayat Yolun ışık ve sevgi olsun her zaman…
Bunu yapmak her geçen gün enerjinizi (auranızı) size ait olmayan ama sizi bağlayan, kısmetinizi kapatan her türlü enerjiden temizleyecektir.
Bu da şu anlama gelir:
Yepyeni bir kader yaratma şansına sahip olacaksınız. Öncelikle aile bireyleri, eş, çocuk gibi en yakın ilişkilerimizden başlayarak ilişki içinde bulunduğumuz herkes için tek tek yapılması tavsiye ediliyor. ölmüş yakınlarımız için de, zor deneyim yaşadığımız kişiler için de…
Ta ki affettiğimizi hissedene kadar…
Şu hep hatırımızda olsun lütfen; biz bu çalışmayı öncelikle kendimiz için yapıyoruz; kendi ruhumuzu, hayatımızı, kaderimizi iyileştirmek için…
Ve hayatımıza girmiş olan herkes rol arkadaşımız. Oyun bittiğinde tüm rol arkadaşlarımıza teşekkür ediyor sevgiyle ayriliyoruz.


                                             Arua Temizligi

Yukarida anlattildigi gibi surekli iliski icinde oldugumuz insanlardan, baglarimizla cektigimiz negative enerjiler bizi zamanla kirletiyor. Auramiz canliligini kaybediyor. Bu yuzden de 3 ayda bir imgeleme yontemiyle aura temizligi yapmamiz lazim.
Sessiz bir ortamda, ister yerde oturarak ister ayakta durarak gozlerimizi kapatiyoruz. Derin nefes alarak karinimizi sisiriyoruz. Dorde kadar sayip, nefesimizi yavas yavas bosaltiyoruz. Bu islemi 12 defa tekrar ediyoruz. Sonra bedenimizden gri renginde duman gibi bir enerjinin ciktigini hayal ediyoruz. Bizden cikan bu kirli, negatif enerjinin gokyuzune dogru yukselip bir kara deligin icinde yok oldugunu imgelemeyle goruyoruz. Ondan sonra bedenimize donuyoruz ve cok temizlendigimizi, rahatladigimizi dusunuyoruz. Ardindan kendimizi bir aynanin karsinda kendimize bakarken hayal ediyoruz. Aynada bedenimizi balon gibi cevreleyen auramizin parlak mor renginde oldugunu dusunuyoruz ve goruyoruz. Gozlerimizi acip, yeni ve temiz auramiz icin yaraticiya ve kendimize tesekkur ediyoruz.


                                  
Derleme

Aasmaestefan@gmail.com



Yararlanilan Kaynaklar:

https://holyharmony.wordpress.com/2009/10/19/karmik-bagin-sifalandirilmasi-erdinc/

http://gunesminegules.blogspot.co.uk/2013/09/enerji-kancalar-baglar-bag-kesmek.html

http://www.devinemiracles.com/karmic-relationships.html

https://www.youtube.com/watch?v=FWM-92ripck

7 Mayıs 2015 Perşembe

Tarihte Kaybolan Kadinin, Erkekte Yeniden Dirilisi

 
Baslangicta hiclik vardi. Sonra 13 milyar 798 milyon yil once bir patlama oldu. 'Big bang' diye bilinen bu patlamanin onceside vardi. Primeval atom, kozmik yumurta, zaman, simdi, ilahi erkek tarafindan yaratilis, ilahi kadin tarafindan dogum..karanligin ikizi...

Evrenin  % 96 'si bilinmeyen karanlik: ( Bunun; % 21'i karanlik madde --- %75'i karanlik enerji)
Geriye kalan % 4'u ise atomik madde ( Biz bu % 4'luk madde bolumun sadece % 2'si kadarinin ne oldugunu tahmin edebiliyoruz.)

Bilim adamlari evrende bir sinir olmali diye dusunuyorlar...Peki bir sinir varsa; bu sinirin arkasinda ne var ozaman?
Sinirin bu tarafinda, 500 milyar galaksi, her galakside en az 700 milyar yildiz ve trilyonlarca gezegen, ay, meteorlar ve astreoidler var. Butun bu saydiklarim ise % 4'luk madde halinde olan evrenin sadece % 2'sini olusturuyor. O halde geriye kalan % 98'de ne var?

Milky Way (samanyolu) 13.2 milyar yil once dogdu ve 400 milyar yildizla, trilyonlarca gezegen barindiriyor. Bunun yaninda 600 milyar kadar boslukta basi bos gezen suyla kapli gezegeni var.

Bizim Gunes sistemimiz 4.54 milyar yil once dogdu. Dunyamiz 4.5 milyar yil once sekillendi. Ilk hayat 3.5 milyar yil once basladi.

ilk hayat hucreleri bir cift 'X' otozomlardan yapilmisti. ( XX Otozomu)


 'X' otozomlari, 'X' Kromozomunun ilkel atalaridir.
Eger hayat tohumunun baska bir dunyadan yada galaksiden geldigi dusunulurse, o zaman bu gelen, ilkel X kromozomlar olur.

Yukarida belirttildigi gibi, ilk hayat hucresi; 3.5 milyar once basladi. Bundan 3.34 milyar yil sonra (Yani gunumuzden 160 milyon yil once) bir tane 'X' otozomu 'Y' otozomu'nun icinde kirildi. O gunden beri bu 'X' ve 'Y' cifti, cinsiyeti belirleyen kromozomlar oldu.

'Y' Kromozomu, 'X' kromozomundan geldi. Yani aslinda bundan 3.34 milyar yil once Dunya uzerinde baslayan hayat formlarinin icinde baslangicta 'Y' kromozomu yoktu. Bu durumda hayat ilk olarak disil odakli olarak basladi. 'Y' kromozomu 160 milyon yillik bir periyodda hayat formlarinin icine yavas yavas yerlesmis oldu. Bu oranlar baz alindiginda, onumuzdeki 5 milyon yillik bir zaman sonrasinda 'Y' kromozomu ortadan kalakacaktir. Bu yaraticinin insan turu icin yaptigi mukemmel bir planlamadir.

Ozetle; Ilk hayat Dunya uzerinde 'X' kromozomun atasi olan 'X' otozomuyla baslamistir. Bu disi hucrenin baska gezegenden gelen varliklar tarafindan dunyaya ekildigi sanilmaktadir. Hayat disi hucreyle baslamistir.

Dini kayitlarin bazilarinda yaraticinin, insan irkini kendi suretinden yani gorunusunde yarattigi anlatilir. Hatta bazi kayitlarda yaraticinin; 'erkek' oldugu ima edilir.

Kadin yumurtasi erkek sperminden 14.500 kere buyuktur. Her insan embriyosunun icinde 1 erkek genine karsin, 250 tane disi gen vardir.

'X' Kromozmu hayatin devami icin mutlaka gereklidir. Ama 'Y' kromozomu degil.
Her insan embriyosunun icinde dogal olarak disisel ozellikler var. Insan embriyosunda bir kadina donusme ozelligi dogal olarak zaten bulunmaktadir. Yani erkek de olsa, embriyosunda dogal olarak kadina donusme ozellikleri tasiyor.

Erkeklerdeki testoreston hormonlarinin icinde de kadinlik hormonlari vardir. Kisaca; Erkek turu, kadin genlerinin degisime ugramis, bir cesit bozulmus, degismis halidir. Yani yeryuzundeki tum erkekler, kadinin degistirilmis versiyonudur.

Eger bazi kutsal kitaplarda bahsedildigi gibi, insan yuce yaraticinin suretinden yaratilmis ise; o zaman ilk hayat tohumu disi ise, bu durumda yaraticinin kendisi de 'disi' yani 'kadin' olmus olmaz mi?
Kadim kulturlerdeki 'Tanricalar' in coklugunda bunun etkisi var midir?

Karar sizin....

Yukaridaki yazilanlar dikkate alindiginda, belki de gunumuzde 'gay-lezbiyen' diye tanimladigimiz cinsiyet karmasasinin sebebi bu yuzdendir. Bu teoriye gore artik katlanarak gelen disil enerjinin etkisiyle, ileriki yillarda; erkek olarak doganlar kendilerini daha cok kadin gibi hissedeceklerdir. Hem eril hemde disil enerjinin dengesiyle erkeklerde anne sefkati ve sevgisi uyanabilecektir. Zaten simdiden, disil enerji etkisiyle, cevremizde kadin gibi giyinen, bakim yaptirip, makyaj yapan erkekler var. Adeta icindeki kadinlik genlerinin baskisiyla; kas aldiriyorlar, botox yaptiriyorlar, yuz estetigi yaptiriyorlar, makyaj yapiyorlar ve el cantasi tasiyorlar. Ileriki yillarda bu ozenti katlanarak cogalacaktir. Medya ve teknolojinin etkisiyle de kadin ve erkek tek tip bir goruntuye ulasacaktir. Cinsiyet degisiklikleri icin ameliyatlar hizla artacaktir. Belki de bin yil sonra sadece kadin cinsiyet olarak yasamimiza devam edecegiz....Kimbilir..
 


Kadim zamanlardaki kulturlere indigimizde, erkeklerin kadinlar gibi uzun elbise giymeleri, eskiden ve simdiki zamanda, hemen her dinde, din gorevlilerinin, uzun elbise giymesi, arap erkeklerinin uzun kadin elbisesi giymesi, Osmanli padisahlarinin elbise gibi gomlek giymesi,Yunan ve Roma kulturlerine bakildiginda erkeklerin yine uzun kadin elbiseleri gimesi acaba bu kadinlik genlerinin baskinligindan mi kaynaklaniyor yoksa tanricalarina olan bir ozenti midir? 

 
Osmanli padisahlari ve yan resimde padisah gomlegi
 
 

 
   





Teknoloji hizla ilerliyor. Bircok ulke hayvan klonlamasi yapiyor. Hatta bazi ulkelerin 'DNA' dan yararlanarak insan klonladigi da konusuluyor. Bu gelismelere gore; onumuzdeki yillarda, ozelliklerini kendimiz belirledigimiz, tamamen klonlama usulu bebekleri siparis ederek alabilme imkanimiz dogacaktir. Bu durumda kadinlar, erkeklerle iliskiye gerek duymadan, hamile kalmadan cocuk sahibi olacaklardir. Bu gerceklesirse, hayatimizdaki erkek gerekliligi son buldugundan, erkekler de tipki kadinlar gibi klonlanmis cocuk alip, pekala erkek erkege bir aile kurabilirler. Bu anlattiklarim simdi bile yasanmaktadir. Tek fark; cocuklarin evlat edinilmesi.

 



Frekans Acici Sorular: Acaba Adem ile Havva hikayesinde kayip bir aktarim var mi? Denildigi gibi Ademden Havva degil de; Havva'dan Adem yaratilmis olabilir mi? Ya da Adem diye bilinen 'Adam' yani 'Insan' kadindi (XX) ve ondan Havva diye bilinen erkek-kadin genleri tasiyan (XY) tur mu yaratildi? Kadin sadece kadinsa, erkek hem erkek hem kadin mi?

Modacilara gore bundan sonra 'Transgender modasi' ragbette olacakmis. Neden? Acaba erkeklerdeki disi genler mi diriliyor? Icimizde yatan kadini mi kesfediyoruz?





Asagidaki linkte, 'x','y' kromozomlarinin tarihcesi hakkinda benim yazdiklarima yakin guzel bilgiler var. Okumanizi tavsiye ederim.

http://okyanusum.com/makale/havvadan-ademe-x-kromozomunun-garipligi/

Farkindaliginizin artmasi dilegiyle.

Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com







5 Mayıs 2015 Salı

Ucuncu Goz Acma Teknikleri

Bu  yazi, cesitli kaynaklardan ve benim bilgilerimden derlenerek hazirlanmis ve 2015'te paylasilmistir. Ancak gelen ilgi ve sorulara gore; 16 Eylul 2017'de tarafimca guncellenmistir. Yogun oldugumdan yorum ve sorulara yetisemiyorum. Umarim yeni haliyle tum sorulara cevap olur.


Ucuncu gozumuz, iki kasimizin arasinda yer alan civit mavisi renginde bir gorme organidir. O bizim kozmik antenimizdir. Diger boyutlari gorme organimizdir. Enerji bedenimizin gozudur. Ucuncu gozumuzle diger boyutlardaki varliklari ve yerleri gorebiliriz. Kendi akasamiza ve Dunya'nin akasasina ulasabiliriz. Beynimiz biyolojik bir televizyon yada radyo gibidir. Ucuncu gozumuz ise onun antenidir. Bedenimizi yeterince sarj edersek, antenimiz iyi ceker ve erisebildigi frekanstaki bilgileri bize yansitir. Sordugumuz sorularin cevabini goruntulu yada yazili olarak bize verir. Bu yuzden ucuncu gozumuz bizim manevi mucizemizdir..

Ucuncu goz, bebekler dogarken aciktir. Cocuklar 8-9 yaslarina gelene kadar hala acik olur. Bu yuzden bu yaslardaki cocuklarin yaptiklari resimlere, yaratimlarina, konusmalarina dikkat etmek gerekir. Gozden izleme yaptiklari icin; bazen baska boyutlara ait bilgiler verebilirler yada gecmis yasamlarini hatirlayabilirler. Biz cocukken aktif olan epifiz bezimiz, zamanla beslenme seklimiz, ictigimiz klorlu su ve dis macunundaki floritten dolayi yavas yavas kireclenmeye baslar ve gorme alani azalir yada kapanir. Bu nedenle cocuklarimizi ve kendimizi, sekerli, asitli, hamurlu yiyeceklerden uzak tutmaliyiz. Floridsiz dis macunu kullanmali ve klorsuz su icmeliyiz. Organik yiyeceklerle beslenmeliyiz. Hazir yemeklerden uzak durmaliyiz.


Epifiz Bezinde Olusmus Kireclenmeyi Temizlemek Icin:

-Mavi tirpana balik yagini tuketebiliriz. (Kapsul olarak satiliyor.)

-Her sabah ac karnina limonlu ilik su icebiliriz.

-Salatalarimiza elma sirkesi eklemeliyiz. Bazilari ac karnina bir kasik sirke iciyor ama ben denedim mideme zarar verdi o yuzden tavsiye etmiyorum.

-Gunluk olarak, 2 litre suya bir tatli kasigi elma sirkesi ile yarim cay kasigi tarcin ekleyip gun icinde tuketebiliriz.

-Sabahlari bir dis taze sarimsagi, kesmeden butun olarak, hap yutar gibi yutabiliriz. Bu sekilde tuketildiginde koku yapmiyor ama eger yaparsa, limon suyuna katilarak tuketilmesi tavsiye edilir.

-Vucudumuzdaki melatonin ve serotonin miktarini arttiran yiyecekler tuketebiliriz.

Ucuncu gozumuzu acarsak, fiziki dunyaya bagli oldugumuz zincirlerimizi kirmis oluruz. Matrixden cikip gercekle yuzlesiriz. Ilizyon olan madde dunyanin onemi azalir. Bu nedenle hizli bir uyanis icin acilmasi cok onemlidir.

Asagidaki tekniklerden uygun olaniyla calismaya baslarsak, bir sure sonra gozumuzu kapattigimizda, safak kirmizisi renginde bir ekran goruruz. Sonra ara ara mavi veya altin renkli kivilcimlar gorulmeye baslar. Zamanla beyazlasma baslar ve beyazimsi ekrandan siyah beyaz goruntuler gelir ve sonrada renkli goruntuler gelmeye baslar. Genelde bebekligimizle ilgili goruntuler, hayvan goruntuleri yada doga goruntuleri ilk gorebileceklerimizdir. Derken televizyon ekrani gibi renkli, buyuk bir ekran acilir. Acilan bu ekranda telepatik olarak sorgulama yapabilir, soru sorabilir gelen cevaplari izleyebiliriz. Internetten nasil bilgi sorgulamasi yapiyorsak ayni sekilde burda da dusunce ile yapabiliriz.


1-Nefes Calismasi Teknigi
Gunde 10 dakika nefes calismasi yapabiliriz. Oturarak yada uzanarak; gozumuz kapali, derin bir nefes alip, karnimizi sisiriyoruz. Sonrada nefesimizi yavasca sonuna kadar birakiyoruz. Ara vermeden bu calismayi yaparsak zamanla ensemizde enerji hareketliligi ve bir sicaklik hissederiz. Sonra ucuncu goz alanimiz beyazlasmaya baslar.

2-'Hû' Sesiyle Acma Teknigi (Benim kendi egitimimde ogretilen bir sestir.)
Oturarak yada uzanarak, gozlerimiz kapali olarak derin nefes alarak karnimizi sisiriyoruz ve nefesimizi geri verirken Hûûûûûû diyerek nefesimizi bosaltiyoruz. Ardindan ara vermeden tekrar nefes aliyoruz ve yine bu sesi cikararak nefesimizi bosaltiyoruz. Bu calismanin sayisi en az 12 dir. 'Hû' sesi teta frekansindadir. Titresimi cok gucludur ve bedenimize faydalidir.

3- Gunes Enerjisinden Yararlanma Teknigi
Serotonin ve melatonin maddeleri epifiz bezinin calismasi icin gereklidir. Saglikli olmamiza da etki eder. Bedenimiz bu iki maddeyi; yiyeceklerden, Gunes enerjisinden ve karanliktan uretir. Gunduz serotonin, gece melatonin depolariz. Gece bedenimizde melatonin seviyesi yuksek, serotonin seviyesi dusukken, gunduz ise bu durumun tam tersi olur. Gunes isigindan mumkun oldugunca yararlanmaliyiz. Bedenimiz Gunes isinlarindaki D vitaminini serotonin uretiminde kullaniyor. Isik cokken melatonin az olur. Bu yuzden uyurken odamizin karanlik olmasi faydalidir. Bedenimiz daha cok melatonin uretir ve iyi uyuruz. Dolunaylarda isik cok oldugu icin melatonin seviyesi dusuk olur. Uyumakta zorlanabiliriz.

4- Muzik DinlemeTeknigi
Internetten ucuncu gozu acma muziklerini 21 gun boyunca; gece yatmadan ve sabah uyaninca birer kez dinleyebilirsiniz. Yalniz bilinc alti kodlamasi yapilmayan, temiz muzik olmasina dikkat edelim. Muzigi dinledikten sonra bas agrisi, tedirginlik veya sebepsiz bir sikinti hissediyorsak dinledigimiz muzik temiz degildir. Temiz muziklerde titresimimizin yukseldigini anlar, hafiflemis hissederiz.

5-Isik Imgelemesi Teknigi:
Bu teknikte ucuncu goz alanimizda sari bir isik oldugunu hayal ediyoruz. En az 15 dakika bu isigin orda ampul gibi yandigini dusunuyoruz. Sonra o isigin alnimizda indigo mavisi renginde bir daireye donustugunu ve bu dairenin cark gibi saat yonunde dondugunu imgeleyelim. Bu calisma sirasinda donen ucuncu goz cakrasiyla beraber kendimizi donuyormus gibi hissedebiliriz. Bu normaldir.
7-Yoga ve Meditasyon Teknigi
Her gun 10-15 dakika, kundalini yoga yaptiktan sonra ardindan, 20-30 dakikalik bir meditasyonla ucuncu gozumuzu acma calismasi yapabiliriz. Sessizce oturarak, gozlerimiz kapali ic sesimizi dinliyoruz ve nefesimizi takip ediyoruz. Zamanla ucuncu goz ekranimiz beyazlasmaya, sonrada renklilesmeye baslar. Epifiz bezinin kirecli olmasi ihtimalini goz onune alarak, calismalarimizda sabirli olmaliyiz.

8-Nesneleri Hayal Etme Teknigi
Herhangi bir nesneyi (vazo, bardak, cicek, fotograf vb) karsimiza koyup en az uc dort dakika o nesneye bakiyoruz. Ne kadar az goz kirparak bakarsak o kadar iyi olur. Sonra gozlerimizi kapatip, ucuncu goz ekranindan o nesneyi izliyoruz. Nesneler genelde holografik sekilde yada eski fotograf negatifleri gibi gorunuyorlar. Bu tur egzersizler, tembellesmis, kireclenmis epifiz bezini hareketlendirir.

9-Kundalini Calismasi Teknigi
Bedenimizdeki yedi cakranin ayni anda dengede ve tam kapasitede calismasiyla kundalinimiz yukselir ve aktif hale gelir. Imgeleme yontemiyle topraktan, altin renginde bir enerjinin gelip kok cakramizdan iceri girdigini ve oradan da sirayla butun cakralarimizi dolasarak tepe cakrasina gelip  bir enerji patlamasina sebep oldugunu dusunuyoruz. Sonra DNA sarmalimizin, birbirine dolanmis iki yilan seklinde hareketlendigini, altin renginde enerjiyi tasiyarak ucuncu goze kadar yukselip oradan bu sari enerjinin disari ciktigini goruyoruz..Nefes alir verir gibi bu calismayi bes on kez yapmak iyi olur.

10-Goruntu Kaydirma Teknigi
Bu teknikte, normal iki gozumuzle gordugumuz herseyi sanki ucuncu gozumuzle goruyormusuz gibi dusunuyoruz. Karsimizdaki nesnelere bakarken ordaki goruntulerin odak noktasina ucuncu gozden bakiyoruz. Cevremize bakarken, tv izlerken butun goruntuleri ucuncu gozumuze kaydirarak oradan izliyormus gibi yapiyoruz. Bu egzersizler ucuncu goz icin gercekten faydalidir.

11-Uykuya Dalarken Ucuncu Goz Ekranini Acikmis Gibi Imgeleme Yapma Teknigi
Bu teknikte uykuya dalarken gozlerimiz kapali halde, karsimizda renkli bir ekran varmis gibi dusunuyoruz ve o ekrandan bildigimiz bir cumleyi yada kisa yaziyi okuma calismasi yapiyoruz. Ayni calismayi cok iyi bildigimiz resimler yada fotograflari ekrandan holografik olarak gormeye calisarak yapmaliyiz. Ayrica rakamlari, saatleri yada harfleri okuma egzersizleri de yapilabilir.


Not: Ucuncu gozumuzu acmanin tehlikeli oldugunu soyleyenler; ya bilgisizlikten bunu soyluyorlar yada karanliga hizmet ettiklerinden...Bence boyle dusununler korku yayarak insanlarin uyanmasini engellemeye calisiyorlar. Titresiminizi yuksek tuttugunuzda ona uygun frekansa baglanirsiniz. Her ruhun, sahip oldugu bilinc seviyesine gore bir frekansi vardir ve anteni bu frekansa uygun veriler ceker. Korkuyla baglanirsan korkuyu bulursun. Sevgiyle baglanirsan sevgiyi bulursun. Sen ne isen sana o geri yansir...

Evren beynimizin icindedir. Ona acilan pencereye kavusmak, yaratici kaynaga baglanmak icin ruh gozumuzle gormemiz sart...

2014'te yazdigim baska bir ucuncu goz yazisi:

http://aasmaestefan.blogspot.com/2014/06/ucuncu-gozle-yolculuk-deneyimi-nasl-olur.html


Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com


Buyuk Degisim Oncesi, Gecmisin Geri Donusu


Bundan sonra Dunyamiz; icindeki birikmis enerjiyi, sakladigi sirlari ve tarihi yeryuzune kusacak. Bu sekilde yeni yeni tarihi bilgi ve belgeler, yerler ortaya cikacak. Toprak ana sakladiklarini bize geri verecek. Bize kim oldugumuzu ve nereden geldigimizi hatirlatacak. Ozumuzu hatirlatacak. Bu degisim sadece toprak anada degil uzerinde yasayan tum varliklarda olacak. Insan olarak hayatlarimiz degisecek. Gecmise ozlem artacak. Eski asklarimiza ozlem artacak. Teknolojisiz, ilkel yasama ilgi artacak. Bilinc altina itilmis yanlislar, olaylar bir bir aciga cikarak, kendini hatirlatacak ve vicdan muhasebesi yaptiracak. Cunku artik herseyin kendi gecmisiyle yuzlesme vakti gelmistir.

 Son yillarda erkeklerin tipki kadim insanlarda oldugu gibi sac ve sakal uzatmalari, aciga cikan devletlerin ve liderlerin sirlari, toplumca antika ev esyasi meraki, sehir yasamindan kacip, daglara ve koylere yerlesme meraki, eski moda kiyafetlere ilgi, tarihe olan merak, kadim kulturlere ilgi ve bunlarla ilgili yazilan kitaplarin artmasi..hepsi degisimin ve karmik temizlenmenin bir parcasidir.



 
Buyuk degisim oncesi, gecmisin geri donusudur. Gercek oze donustur. Su an Turkiye'deki "Osmanlicilik" modasi da bunun bir sonucudur. Sartlara bakildiginda yuz yil once olanlar bir daha yasanmaktadir. Ulke olarak bilinc altina itilen kotu karmamizi temizliyoruz. O donemde yasanan her kotu olay, gun yuzune cikacak ve iyileserek temizlenecek. Dogudaki kardeslerimizle yasananlar bunun bir parcasidir. Dindar kesimle ilgili yapilan iyilestirmeler bunun bir parcasidir. Hepsi ulke olarak iyilesmemiz icin gereklidir. Biraz sabirla hersey duzelecek. Bunlar buyuk degisim oncesi; icin, disa cikmasi olayidir. Kusuyoruz ama ardindan rahatlayacagiz. Korkuya gerek yok...Gozumuz gokyuzunde ve yeryuzundeki isaretlerde olsun.

Aslinda doga, hep bizimle konusuyor ama biz dinlemeyi uzun yillar once biraktik. Eski insanlar dogayi dinler ve isaretleri takip ederek planlama yaparlardi. Gozleri hep gokyuzunde, yildizlarda ve gezegenlerde olurdu. Tabiat anayi bir anne gibi sever ve korurlardi. Ne oldu da biz bunlari yapmayi unuttuk?
Hepimiz cocukken hayvanlarla ve bitkilerle konusuyoruz ama nedense buyuyunce birakiyoruz. Onlarla telepatik baglarimizi kopariyoruz. Oysa dogadaki hersey birbiriyle baglantilidir ve bu bag hicbir zaman kopmuyor. Sadece bizim tarafimizdan gormezden geliniyor. Dogal bagi koparanlar bizleriz. O bizi hic birakmadi.

Bu yuzden de bizim artik Dunya'ya gelis amacimizi hatirlayip, renk,dil,din ve irk ayrimi yapmadan birlik olmayi ogrenmemiz lazim. Dunyamizin kendisi de dahil, uzerindeki her varlik ve evrendeki hersey canlidir. Hayat tasiyor cunku enerjisi var, Enerjisi olan hersey hayat tasiyor demektir. Bizim nasil ki ruh dedigimiz enerji bir bedenimiz var ise, fiziken Dunya uzerinde var olan herseyin de bir ruhu, enerjisi vardir. Gezegenlerin, yildizlarin, evrenlerin de enerjisi yani ruhu vardir. Onlarla iletisime gecebilir, telepatik olarak baglanabilir veya astral kosullarda konusabiliriz. Butun bunlar gercektir, birgun ortaya cikacaktir. Bizler evrenin birer parcasi oldugumuz icin, ondan kopuk oldugumuz icin, her ozelligini tasiyoruz ve haliyle dilinide biliyoruz. Ama bu islevlerimizi bedenimiz derin uykusundayken, uyanik bilincimizle yapiyoruz. Fakat bu artik degisecek. Bizler yari eterik bedenlere sahip olmak icin hizla frekans degisikligine dogru gidiyoruz. Dunyamizla birlikte yukselecegiz ve yari eterik olacagiz. O zaman iste bu anlattiklarim anlasilacak, sacmalik olmaktan cikacak. Cunku gecisi tamamlayan insanlar bizzat bu yazdiklarimin hepsini yasayacaklar. Evrenle konusmaya baslayacaklar. Hayvanlarla, bitkilerle, yildizlarla, daglarla, taslarla telepatik kontak kuracak ve onlarin hislerini anlayacaklar. Bu yuzden de hayvanlari yemekten vazgececekler. Cunku onlarin duygularini anlayacaklar.

Butun bu anlattiklarim daha onceleri kadim insanlar tarafinda defalarca yasandi ve bitti. Altin gecisi tamamlayanlar ust boyutlarda yasama devam ettiler. Basaramayan kardeslerimiz ucuncu boyutta; yikilmis, gecmis kalintilar uzerine hayata yeniden basladilar. Bu evrimlesmemiz icin var olan bir evrim yasasidir. Tekamulun geregidir. Tipki nadasa birakilan bir tarla gibi..dinlenen ve yenilenen yeryuzu uzerinde yeniden ayni tohumlar ekiliyor ve zamani gelindiginde hasati yapiliyor. Sadece insan degil, tum canlilar bu tekamulunu gerceklestiriyor...Bu hayattir....

Bunu anlamaya baslasak iyi olur. Cunku insan olarak yok ettigimiz doga, agaclar ve hayvanlar uzerinde hicbir hakkimiz yada ustunlugumuz yoktur. Onlar da en az bizim kadar yasama hakkina sahipler. Biz onlara zarar verirsek, bu yaptigimiz karmik donguye takilir ve bizden mutlaka intikami alinir. Bu yuzden de hayvanlara zulm etmeyi ve onlari yemeyi birakmaliyiz. Bunun karmasi, bizim bir sonraki gelisimizin hayvan olarak donusumuze sebep olabilir.

Dogaya, esas ozumuze donmemiz lazim. Toprak anaya sukredip, ona geri donus animiza kadar sevgi ve saygi duymaliyiz. Yeryuzunu kirletmemeliyiz ve cigerlerimiz olan agaclari kesmekten vazgecmeliyiz. Dunya uzerindeki varliklarin hepsi enerji-ruh olarak esittir. Insan bedeninde donen ruh enerjisinin, bitki, hayvan veya tasin ruh enerjisinden bir ustunlugu yoktur. Hepimiz bir butunun kucuk zerrecikleriyiz. Insanoglu, ustunluk kibrinden vazgecip kim oldugunu hatirlamali ve gecmisiyle yuzlesmelidir. Farkliliklarimiza odaklanip, bolunmeler yerine, ortak yanlarimizi kesfedip birlik olmayi ogrenmelidir. Bizler birbirimize bagli kardes nur toplariyiz. Birimizin isigi parlarsa, digerlerini de etkiler. Tipki elektrik tellerinden gecen elektirigin dunyanin bir cok yerine ulasip aydinlatmasi gibi...Ayni enerji agi, eterik olarak evrendeki tum varliklari birbirine bagliyor ve birlikte aydinlanip, birlikte sonuyorlar. Hepimiz ayni butunden kopma isik tozlariyiz. Kardesiz.. Butun farkliliklarimizla, hatalarimizla ve eksikliklerimizle birbirimizi yargilamadan sevelim. Hepimiz ogreniyoruz..iyi yada kotu secimlerle olgunlasiyoruz. Nefsimizi boyle terbiye ediyoruz. Ruhun evrimlesmesinin geregidir bu. Sevmeyi ogrendigimizde, hatalar azalir ve zamanla yok olur. Hicbir negatiflik veya kotuluk sevgiyi yenemez. Sevgi en yuksek enerjidir. Allah enerjisidir. Asktir.

Dunya uzerinde yasayan tum varliklarin yaydigi olumlu yada olumsuz dusunceler hem hepimizi hemde Dunya'mizi etkiliyor. Nasil bizim auramiz varsa, hayvanlarin, bitkilerin, taslarin, Dunya'mizin da aurasi vardir. Evimizdeki esyalarimiz bile bizim arualimizla ozdeslesir, bizden izler tasir. Dunyamizin aurasi da uzerinde yasayan varliklarin izlerini tasiyor. Bu yuzden de nekadar guzel dusunursek ve birbirimizi seversek, Dunyamiz o kadar guzellesir ve aurasi temizlenir. Manyetik sarsintilar durur. Bu da tabiata ve bize yansir. Aksi oldugu zaman yani savaslar, kin, nefret, bolunme dusunceleri Dunyamizin aurasini kirletir. Boyle olunca manyetik sarsintilar geciren Dunyamiz da depremler, seller, volkanik patlamalar olur. Tabiatin duzeni bozulur. Gordugumuz gibi evrendeki hersey birbirini etkiliyor. Bu nedenle hemen kendimizi duzeltmemiz lazim. Ne ekiyorsak onu bicecegiz. Sevgi ekelim, sevgi bicelim.

Gece boyunca dinlenerek topladigimiz, sarj etttigimiz enerjimizi, gunluk endise ve korkularimizla bosuna harciyoruz. Insanlarin bizim hakkimizdaki dusuncelerine takilip kaliyoruz. Sacimizin modeline, kilolariniza, sosyal medya hastaligina takilip kaliyoruz. Baskalarinin sesini degil, kalbimizin sesini dinlemeyi ogrenmemiz lazim. Ancak korkularimizi ve hirslarimizi yok ettigimizde kalbimizin sesini duymaya baslariz. Kalbimiz bize sevmeyi ogretir. Tum kirginliklarimizi yok eder ve herkesi affederiz. Sevgi cogaldikca hem biz guzellesiriz hem baglantimiz olan diger her varlik guzellesir. Sevgi enerjisi iyilestiren ve frekansimizi yukselten tek enerjidir. Sevgi, cocuklarda, hayvanlarda ve bitkilerde saf haldedir. Onlarla zaman gecirdiginizde ariniriz. Televizyon izlemek icin harcadigimiz vakti, cocuklarla, bitkilerle veya hayvanlarla gecirsek; sadece kendinizi degil tum dunyayi degistiririz. Iste bu yuzden televizyonlarla insanlar uyutuluyor. Televizyon, sosyal medya ve akilli telefonlarin icat edilisinin tek sebebi, insan beynini control altina almaktir. Cunku sevgi ve baris dolu guzel bir dunya, bazi insanlarin cikarlarina ters dusuyor. Onlar, guc kaybederler. Bu yuzden de teknolojiyle tek tiplestirme, uyutma ve robotlastirma programi uygulaniyor.

Insanlar sisteme olan tepkilerini sokaga cikarak, yakip yikarak protesto edeceklerine; gruplar halinde evlerinde oturup sevgi dolu dusunclerini evrene gonderseler daha cabuk kazanirlar. Cunku hicbir kotuluk, hicbir negatiflik, sevgi enerjisi karsisinda barinamaz. Sevgi artarsa; fasist ve zalim sistemler kendiliginden coker. Sevmeyi ogrenenler, sevgi uretenlere oy vermeye baslar ve kin ve nefretten beslenenler bir daha kazanamazlar. Zorunlu olarak hem onlar hem de sistemler degisir. yeterki artik sevgi uretmeyi ogrenelim.

2010 dan beri meydana gelen manyetik kutup kaymasi katlanarak hizlaniyor. Kuzey yonu artik eskiden bildigimiz Kuzey yonunde degil artik. (Namaz kilanlara ek bilgi olarak vereyim, kibble artik eski kible yonunde degildir. Acaba bunu kac kisi biliyor? Yanlis yonde namaz kildigini bilen varmi?) Dunyamiz, su an tipki masanin kenarinda dusmeye dogru giden bir kalem gibidir. Dusus sirasi kalemin arka ucuna dogru geldiginde kalem masadan birden asagi dusecek ve bu dusus tum dogada sok bir uyanisa sebep olacak. Onumuzdeki yillarda olacak olan budur. Dunyamiz yeni frekansina gectiginde harika bir degisim gerceklesecek. Sevgi kazanacak. Sevgiye karsi olan hersey yok olacak. Bundan daha guzel ne olabilir ki hayatta! Aslinda buna tanik olan bizler gelmis gecmis en yuce ve sansli ruhlariz. Bu gecise katkida bulunmak icin gelmis gorevlileriz. Binlerce yildir beklenilen ruhlariz. Ne mutlu bize! Ne mutlu uyananlara!


Gecmis zamanlarda en son manyetik kutup kaymasina tanik olan Mayalilar ve Aburjinler bize bununla ilgili kayitlar birakmislar. Bu kayitlardan ogrendiklerimize gore, en son kutup kaymasinda; dusme yani gecis gerceklestikten sonra 3 gun boyunca gunes gorulmemis ve yeryuzu karanlikta kalmis. Gunumuzde de ayni sey olursa eger hem elektrik hemde teknolojik hicbir alet bir kac gun kullanilamiyacaktir. Yine bu kayitlardan ogrenildigine gore; ust frekansa geciste Dunyamizdan ve gokyuzunden gelen manyetik enerjinin arasinda kalan insanlarin cogu, bu yuksek titresimli enerjiye maruz kalinca korkudan olmusler. Cunku sahip oldugumuz duygu neyse onu en yuksek dozda yasiyoruz. Haliyle eger korku yada kin, nefret gibi dugulari cok tasiyorsak bu duygularda bir sicrama olacak ve kalbimiz dayanamiyarak duracak.
Eger sevgi dolu isek, sevgi enerjisi sicrayacak ve daha da spiritual, yari eterik hale donusecegiz. Boylece bu mukemmel gecisi tamamlayacagiz. En yuksek frekansli enerji daima kazanir. Evrenin temelidir bu. Dunyadaki en yuksek frekansli enerji ise 'sevgi enerjisidir.' Saf sevgi en cok hayvanlarda ve cocuklarda oldugu icin onlar ilk kurtulacak olanlardir.

Bu manyetik carpismada kurtulmak isteyenler kendilerindeki enerji seviyesini yukseltmek zorundalar. Bu da affetmek, sevmek, yardimlasmak ve korumakla gerceklesir. Ayrica uc gunluk karanlik oldugunda, panige kapilmadan evde oturup, karanligin gecmesi beklemek gerek. Panikle disari firlayip, yiyecek, su, yakacak veya mum aramak sadece korku ve ego duygusunu besler, buda frekansimizi dusurecegi icin, yuksek enerjiyi kaldiramyan kalbimizin durmasina sebep olur. En iyisi evde birbirimize sarilip mumkun oldugunca mutlu olup, sevgi uretip, karanligin gecmesini beklemek...Ardindan cok guzel seyler olacak...Beklemeye deger, inanin bana.

 

Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com