Uyanis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyanis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ocak 2019 Çarşamba

Kabal İnsanlari Nasıl Kontrol Ediyor?





1-Dışardan bilinçaltımızı programlayarak:

Çocukken özgürüz, korkusuzuz, safız, temiziz ve yaratıcıya çok yakınız. Sonradan, dışardan programlanmalarla, başkalarının istediği bir bireye dönüşerek, özgürlüğümüzü kaybederiz. En başta ailemiz tarafından programlanmaya başlanırız. Geldiğimiz ailenin, dini değerlerine, inanç kalıplarına ve kültürüne uygun eğitim alarak programlanırız. Amaç, onları üzmeyecek, karşı gelmeyecek, sadık bir bireye dönüşmektir. Hem aileye hem sisteme uygun bireyler olana kadar, dışardan programlanma aşama aşama devam eder. Aileden çıkan çocuk; okullar aracılığıyla tek tip eğitim sistemiyle, birer robot şeklinde programlanır. Bu programlanma; cezalandırma, pişmanlık, suçluluk ve sevgisizlik duyguları da yüklenerek güçlendirilir. Çünkü, bizden beklenen kişi olmaya mecburuz. Aksi halde, sistem bizi bozuk bir makineymiş gibi tamir etmeye çalışır ve ayarlarımızı bozar. Uyum sağlayamazsak, hasta veya deli kategorisine alınararak ilaçlarla pasif moda getiriliriz. Bunun adı da ‘şifa’ olur.
Böylece düşünemeyen, hayal kurmayan, sorgulamayan, ayıran, bölen, yargılayan, korkan ve koşulsuz biat eden bireylere dönüşürüz. İçimizdeki çocuğu, dört duvar içine hapsedip, dışardan programlanmış bir zihinde yaşamaya başlarız. Kim olduğumuzu, niçin dünyaya geldiğimizi unuturuz. İlizyonun içinde kayboluruz. İçimizdeki çocukla bağlantımız kopar ve acı çekeriz. Bu sistemin işlemesine yardım eden en önemli etkenler de; din, para, politika, cinsellik ve eğitim sistemidir.

Şimdi gelen çocuklar, bu sisteme uyum sağlayamıyorlar ve okula gitmek istemiyorlar. Onlar, zaten donanımlı geliyorlar. Herşeyi biliyorlar. Sadece yüzeye çıkarmakta zorlanıyorlar. Bunun sebebi de doğdukları andan itibaren dışardan gelen kötü programlanmalar ile, içerdeki potansiyellerinin bastırılmasıdır.
Bu çocuklar; az uyuyan, az yiyen, başka boyutlardan sesler duyan ve görüntüler gören, kendi kendine dil öğrenen, telepatik, medyumluk gibi özel yetenekleri olan çok zeki çocuklardır. Gün gelecek okula bile gitmeden herşeyi kendileri öğreniyor olacaklar.

Dünya'ya önce gökkuşağı çocukları geldi. Gökkuşağı serisi 1970'lerde dünyaya sevgi ve barışı yaymaya çalıştılar. Ancak karanlık tarafından, farkedildiler ve önleri kesildi. Bu ışık çocuklarının artmasından korktukları için; hayatımıza klorlu suyu, DNA’sıyla oynanmış tohumları, aşıları ve hastalıkları soktular. Sonraki yıllarda dünyamıza indigolar geldi. 2000 yılından sonra indigolara, yıldız tohumu çocuklar eşlik etti. 2012 yılından itibaren, kristal çocuklar gelmeye başladı. Şimdi ise elmas çocuklar geliyor. Hem de milyonlarcası...Bu çocuklar Dünya'yı ayağa kaldıracaklar ve bizi kurtaracaklar. Onlar bizim geleceğimiz. Onları mümkün olduğunca sistemden uzak tutmalıyız ve korumalıyız. Önlerini açarak, yapmak istedikleri için destek vermeliyiz. Onlar çocuk değiller, aslında bizim atalarımızdır. Hepimizden daha yaşlı ve daha bilgedirler. Dünya’yı bu özel çocuklar ve onların doğmasına portallık eden kadınlar kurtaracaktır.

Bu yüzden de karanlığın şu an ki hedefi; çocuklardır. Çünkü; sevginin, ışığın, şifanın, barışın, hayvanların ve doğanın koruyucularıdır onlar. Gaia’nin çarpan yüreğidirler onlar…Bu yüzden de çok iyi korunmaları gerekir. 


2-Subliminal mesajlarla ve 25. kare tekniği ile zihinlerimizi kontrol ederek:
Sömürücü ve emperyalist düzen, asla bilinçli ve zeki toplum istemez. Çünkü bilinçli toplumlar çabuk uyanır ve ayaklanır. Onları kontrol altında tutmak zorlaşır. Sömürmek ve haklarından çalmak zorlaşır. Uyanmış kitleler, kölelik düzenine engel teşkil ederler. Bu yüzden de neler olup bittiğini anlayamayan, anlasa da tepki göstermeyen, hakları için savaşmayan ve Bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda bir insan türüne ihtiyaç duyarlar. Bunu da planlı ve programlı olarak ince ince işleyerek başarıya ulaşırlar. Subliminal mesajlarla zihin kontrolü’ özellikle teknoloji ve medya sektörünün yaygınlaşması ile birlikte ortaya çıkmış bir 'Piskolojik Savaş Silahıdır'.

Medya organları, bilgisayar, internet ve sinema en büyük beyin yıkama araçlarıdır. Asıl hedef çocuklardır. Çünkü Ağaç yaş iken eğilir. Bilinçaltımız, telkin yoluyla ikna olmaya müsaittir. Bütün alışkanlıklarımız, inançlarımız ve kendiliğinden gelişen eylemlerimiz belleğimize kaydolur ve zamanla bunlar tekrarlandıkça bilinçaltı tarafından ‘kodlanma’ olarak kabul edilir. Bilinçaltı, depoladığı bu bilgileri kullanarak bizim ruh halimizi veya kararlarımızı etkiler. Bilinçaltımız biz farkında olmadan, evrenden sürekli sinyaller alır ve hafızasına kaydeder. İşimize yaramayan milyarlarca kayıt barındırır. Bu kayıtlardan, bizim ilgi alanımıza göre verileri kullanır, diğerleride hafızada bir yerlerde kalmaya devam eder. Bilinçaltımız bir bilgisayar gibidir. Yükleme yada silme yapılabilir. Hatta bilinçaltı kayıtları kopyalanıp başka bir yere taşınabilir. Bilim adımları, önümüzdeki 20-30 yılda, insan bilincinin bir bilgisayara yada başka bir bedene transfer edilebileceğini söylüyorlar. Bilinç, klonlanmış bedenlerin beynine, bilinç olarak aktarılabilecek. Kabal’ın bu çalışmaları çoktan başardığına ve malum aile bireylerinin, kendi bilinçlerini zamanı geldiğinde, yarattıkları yeni bedenlere transfer edip, ondan sonra da eski beden için ölmüş süsü verilerek ortadan kaldırdıklarını düşünüyorum.

Subliminal Mesaj Tekniği:1940’lı yıllarda Hitler Almanya’sının denemeye başladığı, telkinle zihin kontrolü çalışmalarına, daha sonra Rusya ve Amerika devam etmiştir. Akıl hastanesindeki hastalar, cezaevlerindeki suçlular ve kimsesiz insanlar üzerinde bilinçli olarak yıllarca denemeler yapılarak, başarı elde edilmiş ve günümüze kadar da yeni zihin kontrol teknikleri geliştirilmiştir. Bu tekniklerden en önemlileri ‘Subliminal mesaj’ ve ‘25. Kare’ tekniğidir. Bir çok devlet, halkını kontrol altında tutmak için; zihin kontrolüne önem vermekte ve çok büyük paralar harcamaktadır. Öyleki sadece zihin kontrolü yapmak için tv kanalları kuruluyor, filmler ve diziler yapılıyor. Özellikle çizgi filmler, en kolay subliminal mesaj tekniği uygulanan programlardır ve hedefleri de; çocuklardır.

Belirlenen tek tip fikirlerin; insanlara görsel karelerle empoze edilmesi uzun zamandır subliminal mesaj tekniği ile yapılmaktadır. Subliminal mesaj; ekrandaki bir nesnenin içine dikkatli bakılmadıkça farkedilemeyecek kadar belirsiz şekilde, bir sembol, resim yada kelime yazılarak, bilinçaltına ekilmesi şeklinde oluyor. Belirli bir süre bu mesaj tekrar edilirse de bilinçaltı tarafından bir programlanma olarak kabul ediliyor. Bunların hepsi, biz farkında olmadan oluyor. Çünkü bilinçaltımız, alanımıza yayılan milyarlarca gerekli-gereksiz bilgiyi sinyal şeklinde alıp kaydediyor.


25. Kare Tekniği: Bu teknik en çok televizyon ve sinemalarda yayınlanan programlarda kullanılıyor. Müzik videoları, bilgisayar oyunları da bunun içindedir. İzlediğimiz filmlerin sinema bandında; saat, dakika ve saniye olarak dizilişi vardır. Her bir görüntüde saniyeden sonra gelen karede 24 tane küçük kare bulunur. Bu her küçük 24 kare, bir ekran büyüklüğünde kareyi oluşturur. Bu sıralamada yer alan ‘control-track’ denilen aralık; kesilerek anlık bir görüntü şeklindeki 25. kare oluşturulur. Böylece görüntü; 1/24 yerine 1/25 olur ve her 25. karedeki görüntü, ekranda en dikkatli izleyicilerin bile farkına varamayacağı bir patlama şeklinde görünüp kaybolur ve bilinçaltına kaydolur. Bu olay saniyeler içinde olduğu için gözle görülemez. Bu yüzden de farkedilmeden, ustaca kullanılıyor ve bilinçler programlanarak zihinler kontrol altına alınıyor.

Bu teknik eskiden en çok ürün satışlarını arttırmak için kullanılıyorken; son yıllarda, özellikle bilgisayar oyunlarına ve çizgi filmlere eklenen cinsellik ve şiddet içerikli mesajlarla yeni nesli bozmak için kullanılıyor. Ayrıca uyuşturucu, alkol ve sigara kullanımı aşılamak, dini yada politik fikirleri aşılamak için de kullanılmaya başlandı.

Sürekli bilgisayar oyunları oynayan çocuklarda ve gençlerde davranış bozuklukları, saldırganlık ve algılama zorluğu tespit edilmiştir. Çizgi film izleyen çocukların bedensel ve zihinsel gelişmelerindeki dengenin bozulduğu gözlenmiştir. Erkek çocuklarda erken tüylenme ve kız çocuklarda regl başlangıcı 7-8 yaşına kadar düşmeye başladı. DNA’sı bozulmuş gıdalarla genlerimiz bozulurken, diğer taraftan da subliminal mesajlarla ve 25. kare tekniğiyle bilinçaltımıza hastalıklı mesajlar kodlanarak hasta bir toplum haline getiriliyoruz. Bu yüzden son yıllarda; çocuk tecavüzleri, hayvan tecavüzleri, ensest ilişkiler, bunalım geçirip intihar eden gençler, cinnet geçirip karısını ve çocuklarını katleden erkeklerın sayısında artış olmuştur. Şiddet ve cinayetlerdeki bu artış ile bonzai kullanımı, içki ve sigara kullanımının sebebi yıllardır insanlara uygulanan subliminal mesajlarla zihin kontrolüdür. 
Toplumlardaki bu bozulmayı engellemek için öncelikle çocuklarımızı ve gençlerimizi bu saldırılardan korumalıyız. Onlara; çizgi filmleri, dizileri, videoları ve televizyonu izletmeyelim. Bilgisayar oyunlarını oynatmayalım. Dijital ortamda hazırlanmış düşük frekanslı müzikleri dinletmeyelim. Çocuklarımızı doğaya çıkaralım. Plastik oyuncaklar yerine; bakırdan, demirden, tahtadan, bezden yapılmış oyuncaklar alalım. Hayvanlarla zaman geçirmelerini sağlayalım. Resim, müzik, dans, spor ve sanat aktivitelerine yönlendirelim. Bütün bunlar, onlara çok iyi gelecektir.

Aasma Estefan
'Uyanis Rehberi' adli kitabimdan bir bolum.
Amazondan yada asagidaki linkten alinabilir.




26 Eylül 2018 Çarşamba

Bir Damla Isik, Bir Damla Dokunus

Bir damla bilgi de olsa; bize yine de isik olur ve hayatimiza dokunur. Uzunlugu onemli degil, kalbe dokunusu onemlidir. Oz'u onemlidir. Sifa olsun!


Sessizlik: 
Sessizlik, sizi; ozunuze, yuksek beninize ve kaynaginiza baglayan bir koprudur. Sessizlik halini kaybederseniz, gercek kendinizi kaybetmis olursunuz. Sizi ozunuze goturen bagi koparmis olursunuz ve ondan beslenemezsiniz. Esas olan icerden beslenmektir. Evrenle iletisimimizi, sadece sessizlikle ve ice donmekle kurariz. Bu ikisi yoksa, kaynakla iletisim de kopuk olur. Siz iletisimi kaybettiginiz icin sizinle baskalari araciligiyla baglanti kurulur. Oysa en guzeli kendimizin direk baglanti kurmasidir. Bunun icin de dinginlik hali sarttir. Yalnizligi, sessizligi sevelim…

Ice Donus:
Disarda ogrendigimiz hersey zaten icerde mevcuttur ve bizde kayitlidir. Onu dusunup, soru halinde sormak, merak etmek bile yeterlidir, hemen o sorunun cevabini icerden, his yada telepatik yolla cekmeye ve hatirlamaya baslariz. Yeterki artik icimize donelim.

Teslimiyet:
Icimizde ve disimizda karanlik ve isik mevcuttur. Secimlerimizle hangisini beslersek hayatimiz o yonde gelisir. Teslimiyet; her yasanan olayi oldugu gibi kabullenmek ve sevmek demektir. Her karanligin icindeki bir zerre isigi gormek ve ona tutunmak demektir. Yasadiklarimiza karsi direnmek bizi an’dan uzaklastirir ve yuvaya donus yolculugunda, gecikme veya baska yollara sapmamiza sebep olur. Bu yuzdende her olusu iyi yada kotu demeden kabullenmek ve sevmek, teslimiyettir. 


Teslimiyet, okyanustaki dalgalara karsi yuzmeyip, kendini dalgalarin akisina birakmak demektir. Hayat bizi nereye gotururse gotursun, sonunda hep bize birseyler ogretir. Biz zaten ogrenmek, buyumek, teslim olmak, gozlemlemek icin gelmisiz. Nedendir bu direnis...bu savas...oyle guzeldir ki teslimiyet..geleni gideni oldugu gibi kabul etmek ve sevmek…

Dinginlik, huzur, saglik, mutluluk ve kosulsuz sevgi kapilarini aralar bize, teslimiyet…

Uyan insanoglu:
Dunyada uykuda olan tek varlik insanogludur. Bitkiler, hayvanlar, tum doga uyaniktir ve  olanlarin farkindadir. Kendisini herseyin merkezi sanan ve bu egoyla da gucsuzu ezmeyi hak sanan insanoglu, artik uyanma vaktin geldi. Gec olmadan...Uyan!

Titresim:
Titresimimiz dusuk olursa, bilinc seviyemiz de sinirli olur ve kisi kendisi dahil herseyi maddeden ibaret sanar. Boylece madde boyutuna bagimlilik baslar ve kisi maneviyattan uzaklasir.

Maneviyati kesfetmek icin, bedenimizi ucuncu boyut frekansindan cikarmaliyiz. Titresim seviyemizi yukseltip hafiflemeliyiz. Uyanis  tam da bu surecten sonra basliyor ve ilizyon bitiyor. Maddeden kopma, soyutlanma basliyor ve ‘hiclik’ hali hissedilmeye baslaniyor. Sonrasinda da butunle ‘bir’ olma hali ve kosulsuz sevgi titresiminde ‘ask’i buluyoruz.

Ask:
Asik oldugunuz kisiyle birlikteyken zaman ve mekan kavrami yok olur. Hissettiginiz sevgi enerjisinin titresimi o kadar yuksektir ki, icinde bulundugunuz madde dunya silinir, ilizyon biter. Siz An’da yasamanin muhtesemligine erisirsiniz. O an’i iyi taniyin...Cunku Yaraticiyla bir oldugunuz an’dir o. Hissettiginiz ask’tir O

Insanlar Birbirine Ayna Olur: 
Sen bana aynasin, ben sana. Sen bende kendini, ben sende kendimi gorurum.  Bana bakip guzellik goruyorsan, o senin guzelligindendir. Bana bakip, cirkinlik goruyorsun o senin cirkinligindendir. Disimizda ne varsa, icimizin yansimasidir. Kendi icinde ne oldugunu merak ediyorsan, etrafina bak, etrafindakilere bak, agzindan cikan soze bak, senden yayilan dusunceye bak..Butun bunlarin hepsi
aslinda sensin. Baskasi degil. Disinda yanlis giden birseyler varsa, duzeltmeye icinden basla.

Yaratici:
Parcasi oldugumuz yaraticidan kopup buraya geliyoruz. O’nu bilerek geliyoruz ama bunu unutup, hayatimizi o yaraticiyi aramakla geciriyoruz. Onunla direk baglantimiz oldugunu unutup, aracilarla ona ulasmaya calisiyoruz. Kendimizi devreden cikarip, baskalarinin pesinden kosuyoruz. Soylediklerine inaniyoruz. Onlarin yonlendirmesine ihtiyac duyuyoruz. Her birimiz bir rehber, bir ogretmen bir ustat, bir bilge ariyoruz takip etmek icin. Oysa bilge de biziz, ustat da biziz, rehber de biziz, ogretmen de biziz. Disarda aradigimiz her sorunun cevabi da yine bizde...Icerde...Disarida harcadigimiz zamanin onda birini iceriye inmek icin harcasak, once biz sonra tum dunya ozgurlesir.

Sevmek:
Sevmek kosula baglanmamali ve bagimliliga donusmemeli. Cunku ‘sevmek’ insani ozgurlestirir, tum korkulari ve acilari donusturur, butun hastaliklari iyilestirir ve insani guzellestirir. Icerden disariya dogru yayilan sevgi, hem icimizi hem de disimizi sifalar. Bu yuzden de cok sevmeyi ogrenmeliyiz.

Deger:
Yasadigimiz herseye deger katan biziz...Bizim bakis acimizdir. Cok onemsersek degeri artar, az onemsersek, degeri azalir. O halde kotu ve aci olarak tabir ettigimiz seyleri onemsemeyerek degerini dusurebilir ve bizdeki tesirini azaltabiliriz. Bu bizim elimizde. Ne kadar mutlu yada ne kadar aci cekecegimize biz secimlerimizle karar veriyoruz.

Planlama:
Ne kadar planli olursan ol, hayat seni hep hazirliksiz yakalar ve planlarin altust olur. Der ki sana hayat; bana teslim ol. Gelene, gidene hazirlik yapma, teslim ol...Teslimiyet kabullenistir. Enerjini, direnmeye degil, gelenden ve gidenden ogreneceklerine odakla.

Direnmek:
Neye direnirseniz, o sey hayatinizda o kadar uzun kalir. Birseylerden kurtulmak istiyorsaniz, olana direnmeyin. Teslimiyet icinde sadece gelene ve gidene gozlemci olun. Bunu basardiginizda, hayat sizin icin daha kolay ve keyifli olur.



Daha fazlasi icin 'Uyanis Rehberi' adli kitabimi okumanizi oneririm.

Turkiye'den almak icin:

https://heryerdekitap.com/magaza/uyanis-rehberi/

Yurt disindakiler; Amazondan alabilir.


Sevgiler!

Aasma Estefan



5 Eylül 2018 Çarşamba

Uyanis Nedir?

                                                        Uyanis Nedir?




Bilinc sicramasi demektir. Dusuk titresimden, yuksek titresimli enerji alanina girmek demektir. Fiziksel dunyanin otesini kesfetmek demektir. Beden, zihin ve ruh ile butunleserek gercek var olusun tadina varmak demektir. Her zerrenle, gercek ozgurlugu hissetmek demektir. Etrafimiza ordugumuz duvarlari yikmak demektir. Ilahi olana baglanmak ve onunla butunlesmek demektir. Yaralarini gorup, onlari sarmak ve iyilestirmek demektir. Karanlikta kaybolmus kendini yeniden bulmak demektir. Aynaya baktiginda, ilk defa kendini gormek demektir. 'Ben' iken 'Biz' olmayi ogrenmek demektir. Baskalari diye tanimladiklarinin; kendi kardesi, parcasi oldugunu anlamak demektir. En yakinindaki ve en uzagindaki kardesinin acisina aglayip, sevincine ortak olmak demektir. Var olan herseyin, tipki kendisi gibi 'Butunun', yaraticinin bir parcasi oldugunu bilmek demektir. Butun cocuklarin annesi, babasi olmak demektir. Butun hayvanlarin sahibi ve koruyucusu olmak demektir. Dogayla butunlesmek demektir. Dunyanin bir ucundaki kardesinin aci cekisini hucrelerinde hissetmek demektir. Sokakta ac gezen canli birakmamak demektir. Baskalarina yardim ederken mutlu olmak demektir. Bize dayatilan yalanlari ve sinirlamalari asip, gercege ulasmak demektir.

En onemlisi de...Uyanis; Kim oldugunu hatirlamak demektir…


                                                       Uyanis Belirtileri



1-Aniden birseyler olur, kendini farkli hissetmeye baslarsin. Ruyalarin degisir, ani kararlarla hayatinda degisiklikler yaparsin. Sanki bir gecede eski sen gitmissin, yeni bir sen gelmis gibi olursun.

2-Birden bire kendini cok okurken arastirirken bulursun. Fikirler, ilhamlar, vizyonlar, ruyalar, ard arda gelir. Yazma, cizme, icat etme ihtiyaci duyarsin.

3-Yeme seklin degisir, agiz tadin degisir. Eskiden sevdigin beslenme seklinden vazgecip yeni bir beslenme sekline yonelirsin. Hayvanlara karsi hassaslasip, birden vegeteryan olabilirsin.

4- Gozlerdeki perde kalkar ve tum dunyayi gercek ciplakligiyla gormeye baslarsin. ilizyonu farkedip aslinda bir ruyada oldugunu farkedersin. Madde olarak gordugun herseyin bir hologramdan ibaret oldugunu anlarsin.

5- Hayatinin anlami haline gelen; is, para, ev, araba, kariyer, lux yasam, kiyafet vb. seylere olan bagimlilik azalir hatta bitebilir. Kisilere olan bagimliliklar azalir. Kucuk seylerle yetinmeye baslarsin.

6-Daha onceki yasam tarzina ve uykuda gecirdigin butun o zamanlarin kaybina uzulursun. Kacirdigin zaman icin sucluluk hisedersin. Neden daha onceden uyanmadim diye sitem edersin.

7-Etrafindaki renkleri ilk defa farketmis gibi daha canli ve renkli gormeye baslarsin. Yillardir yolunun uzerinde olupda daha once goremedigin detaylari gormeye baslarsin. Dogadaki yasami farkli bir gozle gormeye baslarsin. Agaclarin, kuslarin, ruzgarin sesini duyarsin...Bitkilerle ve hayvanlarla telepatik olarak konusmaya baslarsin. Onlari sever ve kucaklarsin. (Tabi etrafinda sana 'deliymis' gibi bakan gozlere de zamanla alisirsin)

8-Insanlarin yuzundeki maskelerin dustugunu gorursun. Onlara baktiginda gercek yuzlerini, niyetlerini ve dusunduklerini hissetmeye baslarsin. Bu da onlardan uzaklasmana ve yalnizlasmana sebep olur. Cunku kim gercek dostun kim degil anlarsin.

9-Eski olumsuz davranislarini duzeltirsin ve icerden, derinden gelen tarifsiz bir sevgiyi, coskuyu hissedersin. Sifalanirsin ve bu sifayi cevrene yayarsin. Dokundugun hersey ayri bir guzellesir ve bereketlenir.

10-Dusuncelerin ters-duz olur. Belirlenmis dusunce ve inanc kaliplarina aykiri davranmaya baslarsin. Ozellikle din konusunu sorgulamaya girersin. Dinle ilgili gercekleri hissetmeye baslarsin. Cunku bizde kayitli olan bilgileri hatirlamaya baslarsin. Bu bilgilere ters dusen tum inanc ve dusunceleri sorgularsin. Kendi akasana giris yapar ve evrenle butunlesirsin.

11-Hayatindaki bircok insanla kopuslar yasarsin. Yeni frekansina uygun, senin gibi arkadaslarla tanisir, bulusursun. Bazen seninle ayni frekansta olan yeni tanistigin bir insanla zaman gecirmeyi, yillardir tanistigin insanlarla zaman gecirmeye tercih edersin. Cunku eski dostlarla yeni frekansinda bulusamazsin. Cekim yasasi, seni kendin gibilere goturur ve cevren degisir.



'Uyanis Rehberi' adli kitabimdan kisa bir alintidir.


Yurtdisinda yasayanlar kitabimi, amazondan asagidaki linkten  alabilirler.

https://www.amazon.com/Uyanis-Rehberi-Turkish-Aasma-Estefan/dp/6059385494/ref=sr_1_1?ie=UTF8&qid=1536249382&sr=8-1&keywords=Uyanis+Rehberi


Turkiye'den satin almak icin link:
https://heryerdekitap.com/magaza/uyanis-rehberi/


Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com

12 Şubat 2018 Pazartesi

Bireysel Uyanis Ogutleri





Mutluluk Disarda Degil Icerdedir.
Mutlulugu disarda arayanlar, en guzel evlere, arabalara, elbiselere sahip olsalarda kisa sureli bir mutluluk duyup sonra yine mutsuz olurlar. Onlar bunun gercek sebebini anlamadigi icin, her mutsuz olduklarinda daha cok para harcarlar daha cok mal, mulk sahibi olurlar. Cunku mutlu etmeye calistiklari sey kendileri degil, egolaridir. Egolar asla tatmin olmaz. Hep daha fazlasini ister. Zihin butun hayati kontrol eder ve kisi tatminsizlikle bas edemez. Bu arada, icerdeki cocuk butun bu olanlari sabirla izler ve farkedilecegi gunu bekler. Mutluluk sadece icerdeki cocuk mutlu oldugunda hissedilebilecek bir duygudur. Icerdeki cocukla kasteddigim ruh diye tanimladigimiz gercek bizdir. Mutluluk, egomuza degil, ruhumuza hitap ediyorsa mutluluktur. Olay karsisinda; cocuk gibi bir seviniyorsak, hucrelerimize kadar yayilan bir sicaklik hissediyorsak o, gercek mutlulukdur. O zaman iste icerde mutluyuzdur. Bunun disindaki her mutluluk duygusu sadece disarda kalir ve iceriye giris yapamaz. Gercek mutluluk sadece icerden disariya dogru yasanir. Buna ulasmak icin oncelikle kendimizi sevmemiz lazim.
Hayalllerimiz Zihnimizi Degil, Kalbimizi Beslemeli


Sozlerimiz, hayallerimiz ve dusuncelerimiz, yaratimlarimizi olusturur. Ne dusunursek O’yuz. Ne hayal edersek onu yaratmis oluruz. Ne konusursak yaratiriz. Cunku sozler, dusunceler ve hayaller de enerjidir. Onlari kullandigimiz zaman, enerjilerini aktif ettigimiz icin yaratiminida yapmis oluruz. Bu yuzden dusunclerimiz, sozlerimiz ve kurdugumuz hayaller cok onemlidir. Ne yarattigimiza dikkat etmeliyiz. Negatif yada egosal yaratimlar bize fayda getirmez. En hizli yaratimlar guzel ve pozitif yapilan hayallerle, sozlerle ve dusuncelerle yapilanlardir. Egosal ve negatif donusumlere sebep olacak yaratimlar, ya gerceklesmez ya da cok gec olur. Cunku enerjisi dusuk frekansli oldugundan; evrende cok yavas ilerler. Ama sevgiyle yapilan, zihne degil de kalbe hitap eden pozitif yaratimlar cabuk gerceklesir cunku titresimi yuksek duygularla yapilmis pozitif isteklerdir. Bunu basit bir ornekle soyle anlatabiliriz: Ayni noktaya uc farkli yolla gitmeye calisan uc kisi dusunun. Ucakla giden, en erken ulasir. Otobusle giden daha gec ulasir. Yuruyerek giden ise en gec ulasan olur. Evrende en hizli hareket eden dusunceler, pozitif dusuncelerdir.

Disardan Degil, Icerden Beslen
Aslinda evrendeki butun bilgilere, kendi uzerimizden erisebilme imkanimiz vardir. Fikirler, buluslar, kitaplara konu olan bilgiler, ilhamlar hep ayni kaynaktan bize gelir. Hepsi kollektif bilinc dedigimiz, evrensel akasadan cekilen bilgilerdir. Belirli bir frekansa erisildiginde, bu bilgilere ulasilabilir. Ancak bu tur bilgilere ulasmak icin oncelikle; disariya degil, iceriye yonelmemiz gerekir.

Bizler, disardan, hali hazirda baskalari tarafindan ortaya atilmis fikirlerle, bilgilerle kendimizi besliyoruz. Surekli arastirip ogreniyoruz, kendimizi surekli disardan beslemeye calisiyoruz. Ama bunu baskalari uzerinden, kendimizi dislayarak yapiyoruz. Oysa onlarin erisebildigine biz de erisebiliriz. Disardan ogrenmeye calistigimiz hersey aslinda bizde de kayitlidir. Belli bir titresim seviyesine geldigimizde, kollektif bilince baglanip ordan bilgi cekebilir veya egitim alabiliriz. Buna icerden beslenme denir. Dinginlik haliyle, meditasyon haliyle iceriye yonelip, ucuncu goz vasitasiyla kaynaga; baskasi uzerinden degil, kendimiz de direk baglanabiliriz. Hislerimizle, ruyalarimizla, durugoru, duru isiti veya vizyonlarla bilgi cekilebiliriz.

Uyanis doneminde, bireysel egitimler oncelikle disardan yapilir. Iceriyle baglantiyi kurana kadar, planli bir sekilde disardan besleniriz. Karsimiza kitaplar, yazilar, filmler, insanlar, hayvanlar, muzikler cikar. Hic biri tesaduf degildir. Bu egitim; biz tamamen iceriye inene kadar disardan devam eder. Hazir oldugumuz da icerden direk kaynakla baglantiya gecer ve egitiliriz. Aradigimiz her sorunun cevabi, bize icerden gelir. Bu nedenle uyanis safhasinda disardan gelebilecek butun isaretleri iyi takip etmeliyiz.


Farkli ol, Cesur Ol
Herkesle ayni yone gitmek zorunda degilizz. Farkliligimiz, farkimiz olsun. Gerektiginde, bize baskalari tarafindan cizilmis yollardan, cikmaktan korkmayalim. Korkunun bittigi yerde cesaret baslar…Cesur olalim. Kendimiz olalim. Baskalarinin ne dusunecegine aldirmadan ozgurce yasamayi ilke edinelim. Kendi kisiligimizi bastirip, icerdeki cocugu susturup, baskalarini memnun edecek bir kisilige burunmek; sadece bize zarar verecektir. O an anlasilamazsa bile, ilerde buyuk hasarlarla kendini gosterecektir. Bizler, kendimizi bulmak ve kendimizi memnun etmek icin burdayiz. Kendimize hizmet ederken zaten butune hizmet etmis oluyoruz. Herkes sadece kendi yolculugu icin burda. Yapmak istedikleri icin buradadir. Hayattaki hersey gulluk gulistanlik olsaydi; ne sabrin onemini ne de cesareti ogrenemezdik, buyuyemezdik. Icimizdeki cocuk yerinde sayardi. En cok ogrendigimiz seyler; cesurca atilip, basladigimiz islerden gelir. Denemezsek, basarili olup olmayacagimizi ogrenemeyiz. Bu nedenle cesurca one atilip, degisimi baslatip, yeni enerjiye uyumlanip, secimlerimizi buna gore yapmaliyiz. Hayatimizda eski enerjye ait ne varsa; bizi kontrol etmesine ‘dur’ demeliyiz artik…

“Korkaklar bircok kez olur, cesurlar bir kez.” William Shakespeare

“İçinden geçenleri söylemeye cesaretin yoksa, içinde kalanların esareti ağır olur.” Anonim

“Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin. Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.” Anonim

Olaylari Disardan izle- Gozlemci Ol
Yasadigimiz olaylara kendimizi kaptirirsak, uzun sure etkisinde kalip bos yere aci cekeriz ve cikis yolu bulmakta zorlaniriz. Gercekleri net goremeyiz. Bu da enerjimizi dusurur ve ruhsal yonden kolay cokeriz. Frekansimiz duserse, benzer enerjilere ait olaylari kendimize daha cok cekeriz. Cunku disariya ne yansitirsak onun yansimasini geri aliriz. Bu yuzdende olaylara karsi daha notr olmayi ve disardan gozlem yapmayi ogrenmemiz lazim. Yasanilan bir negatif olayi sevgi ve bilgelikle donusturmeyi ogrenmemiz lazim. Saatlerce gunlerce o tatsiz olayi dusunerek; enerjisini beslemeyelim, guclendirmeyelim. Guclendirdigimiz olaylar hayatimizda daha uzun sure kalir.

Eger bir kisiyle tartismamiz kavgaya ve gereksiz sonuclara dogru ilerlemisse, karsidaki kisiyi etkilemek imkansizsa, o an bulundugunuz ortamda, gerekirse bilerek geri adim atmayi ogrenmemiz lazim. Hakli bile olsak, gerektiginde ozur dileyen ilk kisi olup, tartismayi sevgiyle kendi yararimiza donusturebiliriz. O an icin belki faydasi olmaz diye dusunsek bile yapmaya devam edelim. Geri donusu muhtesem olacaktir. Karsimizdaki kisiler ile ayni frekansta bulusamiyorsak, o frekans alanindan disari cikmayi bilmemiz lazim. Yani o ortami cevreleyen cemberden bir adim disari cikip, birazda olaya disardan bakmayi ogrenmemiz lazim. Bazen cemberin (olayin) icindeyken resmi farkli gorebiliriz. Disardan bir sure gozlem yapinca, kendimizi de; o cemberdeki hallerimizle, konusmalarimizla degerlendirince, gercek resmi daha net ve tarafsiz gorebiliriz. Boylece olaylara bakis acimiz degisir ve daha cok dengede oluruz. Olaylari, buyumeden kontrol altina almayi ogreniriz.

Bu yazdiklarimi ulkemizde yasanan olumsuz butun olaylar icinde ayni sekilde uygulayalim. Ulkenin gidisati konusunda duygusal davranmak yerine, yine notr olmayi disardan gozlemci olmayi deneyelim. Aksi halde olaylara, yasanan carpikliklara uzulerek, umutsuzlanarak, karamsar dusunerek karsi tarafin enerjisini beslemis oluruz. Ayrica kendimizin de enerjisini dusurmus oluruz. Her ne olursa olsun, aninda dengelenip, kendimizi toparlayalim. Olaylara kendimizi kaptirip hem kendinize hemde bizim gibi dusunenlere zarar vermeyelim. Dusunce ve davranislarimizla negativ zincire halka olacagimiza, pozitif dusunce ve davranislarimizla isik zincirine halka olalim.


Yazmakta oldugum "Uyanis Rehberi" adli kitabimdan alintidir.
Bir damla isik olsun yureginize...


Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

8 Aralık 2016 Perşembe

Kainatin Duzeni ve Kapitalist Somuru Sistemi

Kymatica
Dogada, bes duyu organimizla algiladigimiz her sey iki temel esastan olusur. varligin ozunde hersey, etki ve tepki arasindaki iliskiden meydana gelir. Alici guc konumundaki disi, 'tepki'dir. Onun karsiladigi eril yaratici guc ise 'etki'dir. Ikiligin esasi budur. Bu ikiligi antik mitlerde ve felsefelerde gorebiliriz. Bugun saptirilmis ve bozulmus haldeki felsefe ve kutsal yazitlar, bu kutuplardan birini 'iyi', digerini ise 'kotu' olarak adlandirmaktadir. Gercek bilgeler, oz bilgiye ulasanlar ve samanlar ise ikisini de gerekli gorurler. Cunku bilirler ki eger bunlardan biri olmasaydi, digeri de olmazdi. Bu iki onemli merkez, evrende birlikte vucut bulur ve herseyi sekillendirirler. Iste bu Kymatica'dir.

Dil ve Ses
Dil, kainatin duzeni, dogadaki butun seyler arasindaki iliski bu prensibe dayanmaktadir. "Cymatics-Gelecegin Bilimi" isimli calismasinda Pete Petterson soyle der: Dogada herseyin icinde Kymatica'dan ornekler goruyoruz. Bu fenomen, biyolojik evrimin isleyisini saglayan en onemli guctur.

Dan Winter, ibranice ve Sanskritce gibi antik dillerin konusuldugunda ozel geometric yapilari harekete geciren bir titresim frekansi yaydigini ispatlamak icin bir deney yapti. Arastirmalar yogunlastikca Ibranice, Sanskritce, Aramice, Arapca ve diger eski dillerin, bugunku dillerin kokeni olduguna ve bu yuzden kaynaga daha yakin olduguna dair ipuclari bulundu.

Swami Murugesu, "Mantra Bilimi" adli kitabinda bir insanin yanan bir kandile yogunlasarak Sanskritcedeki ozel bir kelimeyi duzenli olarak tekrarladiginda bu kelimenin frekansi nedeniyle alevin renginin degisecegini iddia ediyordu. ayni seyden, kan basincinin alcalip yukselmesinde de bahsediliyor kendi deyisiyle.

Bazi belirli sesler, vucudumuzdaki elektrik akimini ve sinir sistemimizi etkileyebilir. Titresimlerin yarattigi herhangi bir degisiklik, insan zihnine ve atmosfere dogru yayilir, Tum bunlar yalniz egitimle bilinebilir ve pratikle hayata gecirilebilir. Bu yeniden kesfedilen ses bilimi sesin salt titresim sinyallerinden daha fazla oldugunu gosteriyor. Ses, hayatla yalnizca etkilesimde bulunmaz, ayni zamanda onu destekler ve gelistirir. Insanlar, toplumlar ve medeniyetler arasinda bir bilinc kanali ozelligi gosterir.
Egomuzun hakimiyeti yuzunden katlanmak zorunda kaldigimiz bu ruhani hastalik butun insanligi ilgilendirrmektedir. Ruhani ayriligimiz, kendi icimizle iletisim kurmamizi engellemektedir. Aynen vucudun icindeki kanserli hucrelerin yaptigi gibi, Bu butunun icinde insan ve doganin geri kalani arasinda bir dil engeli yarattik. Bu kuresel bir kanser gibidir. Tarihten bu gune antik dillerin etkisi azaldi ve kokenden uzaklasildi. Ibraniceden ingilizceye yapilan alfanumerik bir ceviri bu iki dilin birbirinin tamamen tersi oldugunu gosteriyor. Kymatic etki anormal sonuclar...

Doktor Lenon Orwell, DNA uzerindeki calismasinda soyle diyor: Beynin duyusal motor korteksinin ucte biri dile, agiz bosluguna, dudaklara ve konusmaya baglidir. Bir diger deyisle, konusurken ya da sarki soylerken yayilan oral frekans hayatimiz uzerinde guclu bir etkiye sahiptir. Titresen genlerin butun organizma ve hatta turun evrimi uzerinde etkisi vardir. Bu durumda dilin bozulmasinin biyolijiyi nasil etkileyecegi anlasiliyor. Dil kadar temel ve onemli bir sey yozlasir, deger kaybeder ve bununla da kimse ilgilenmezse, daha baska neyi kaybedebiliriz ki?

Yasalar
Hayatimizda ozgurlugumuzun sinirlarini belirleyen seyleri bir dusunun; hukumet ve yasalar, saglik ve sigorta sirketleri, vergiler, yapi izinleri, ehliyet ve digerleri, ozgurlugumuz uzerinde, binlerce degilse bile yuzlerce kosul, kural ve sinir bulunuyor. Ve tum bu sayilanlarin disinda size uygulayip uygulayamayacaklari seyleri, kaciniz arastirdiniz? SImdi karsi koyamayacagimiz bazi yasalara goz atalim.

Yasa; Insanlara hukmeden tum kural ve yaptirimlarin hepsinin tek bir kategori altinda toplanmasi, sik dusunulen bir yanilgidir. Oysa insanlarin bagli oldugu, fakat kendi kendilerine direkt uygulamadiklari baska yasa turleri de vardir. Bir baska yanilgi da, haklarimizi bize devletin anayasasinin verdigi dusuncesidir. Anayasa zaten sahip oldugumuz haklari listelemekten baska bir sey yapmaz. Bizi yaratan tarafindan bahsedilmis ve elimizden alinamayacak haklarla dogduk. Bu haklar bize sonradan verilmedi ve sonra da elimizden alinamaz. Bizim yaptigimiz sey, sahip oldugumuz bu hakki kullanip kullanmamayi secmektir.

Ego
'Ego' denilen bu parazit yasamini surdurmek icin surekli beslenmeye ihtiyac duyar. Yiyecek, petrol vb kaynaklar enerjidir. Insan beynide elektromanyetik bir enerji alanidir. Bu potansiyel enerji kullanildiginda, egoya yasam veren kinetik enerjiye donusur. Bu senaryo kucuk parazit organizmalarda gerceklesse de, durum 'insanlik' dedigimiz kollektif organizmada da tamamen aynidir. Bir parazit vucuda, parazitlerin yasamak icin ihtiyac duydugu kimyasallari salgilatir. Vucut bundan habersiz oldugu surece, parazit beslemeye devam edecek ve kendisi ac kalacaktir.

Wilhelm Reich tum toplumlarin organik biyolojik durtulerin acliginin yol actigi psikozlardan muzdarip oldugunu belirtiyor. Ornegin cinsel bastirmalar, somurdugu kitlelerden beslenen kiliseye guc veren bir faktordur. Cinsel kaygilar, sucluluk duygusu, otorite utangacligi dogurur ve cocuklari ailelerine bagimli yapar. Yetiskinlerde bu bagimliligin yerini devlete bagimlilik alir. Iste kapitalist somuru boyledir. Bu bastirilmis kitlelerin entellektuel guclerini felc eder cunku burada biyolojik enerjinin en buyuk parcasi zarar gormektedir. Sonunda yaratici gucun daimi gelisimi yok edilir ve insan ozgurlugune yonelik tum amaclara ulasmak imkansizlasir. Her bagimsiz bireyin kolayca kitleleri yonetebildigi bu ekonomik system, bu yuzden ezilen kitlelerin ruhsal yapilari uzerinde yukselmektedir.

Reich'in burada gostermeye calistigi sey; kollektif boyutta, biyolojik, ruhsal ya da duygusal, dogal bir fonksiyonun bastirilmasi, anormal bir reaksiyonla, bir rahatsizlikla sonuclanacaktir. Bu hastalik ya da rahatsizlik, kollektif bilincalti yoluyla kitlelere tipki bir salgin gibi yayilir. Insanlik kisitlanmis ozgurluk vebasiyla karsi karsiya kalir. Bu; su demektir: Insanlar ve kitleler kendilerini ruhsal anlamda yonetmekten acizler. Durum, makro kozmozda kendini hukumet ve dini kurumlarda acikca gosteriyor. Bu apacik bir saltanattir, ulusal ve bireysel saltanat, herkese ve herseye sahip yeryuzunun rezil hukumdarlari, insan uygarliginin krallari. Politik, sosyal, ekonomik ve ruhsal diktatorluk, ruhsal zulum...Ruhumuzdaki bu basit hastalik, bu sorumsuzluk ve temel insani ozgurluge olan ilgisizlik, bu gezegende insanlara hukmetmis butun despotlarin yolunu acan seydi.

Korku
Insanlik; korku, umursamazlik ve nefret cemberi icinde hapsoldu. Hiyerarsik politik sistemleri ve burokrasileri; bu icguduler kontrol ediyor, insanin temel mutluluk arayis hakkini sinirliyor. Korkuya, duyarsizliga ve nefrete dayali bir toplum; ozunde. bireylerin mutlulugunu etkileyen bir sistem meydana getirir. Bu sistem bireysel gelisimi sinirlar, alt-ust tabakali toplum yapisini ve yanlis amaclar uzerine insa edilmis bir sinif toplumunu destekler. Fakat kitlelelerin korktugu bu baskici despotlar, bizden farkli degillerdir. Onlar aramizda bizimledirler.

Halil Cibran 'Peygamber' adli kitabinda sairane bir dille soyle diyor: En kutsal ve erdemli olan, sizin icinizdeki yucelikten daha yukarida degildir. En asagilik ve aciz olan, yine sizin icinizdeki en asagi olandan daha asagida degildir.

Hepimizin en korkunc gunahi isleyebilme ve birbirimize en guzel sefkati gosterebilme kapasitemiz bizde mevcuttur. Bu ruh ve zihinlerimizdeki hastaligi gayet iyi aciklar. Et ve kana karsi degil, emirlere karsi savasmak. guclere, dunyadaki bu karanligin hukumdarlarina karsi savasmak, yuksek mercilerdeki ahlaksizliga karsi savasmak.

Kraliyet aileleri, hukumet liderleri, Birlesmis Milletler, finansal organizsayonlar. tekel sirketler ve medya canavarlari...bunlarin hepsi yanlis egonun yansimalaridir, hastaligin fiziksel belirtileridir. Yasamak icin bizim bilinc ortakligimiza, bilinc enerjimize ihtiyac duyarlar. Cunku bizim katilimimiz olmadan, ortakligimiz olmadan aclik cekeceklerdir. Onlarin devami bizim yonetilme arzumuza baglidir. Bu hastaligin insanlar arasinda yaygin olarak gorulen bir belirtisi de; onun surekli tarafimizca red edilmesidir.

Bastirma
Kendimiz hakkinda kabul etmedigimiz ozellikleri devamli olarak bastiririz. Iste bu yuzden yanlis egomuzu ve bu hastaligin belirtilerinin neler oldugunu gormemiz zordur. Bir ulus hatalara ve hirslara sahip olsa bile yasayabilir. Ama kendi icinde bir hiyanet varsa yasayamaz. Isre egomuzun yapisi da boyledir. O sahip oldugumuz ozgurlugu bize unutturan bir aldaticidir. Bu ruhsal parazitin yasamini surdurmesi icin bizi, ona bagimliligimizi surdurecek bir kimyasalla beslemesi gerekir. Bizim paraziti besledigimiz kaynak ise bilincimizin enerjisidir.

Korku kimyasali, insanligin korunma ve savunmaya ihtiyac duymasina sebep olur. Vucudun yasam fonksiyonlari, iki temel fonksiyona indirilebilir. Bunlar her organizma icin gecerlidir. Iyi buyuyebilme yetisidir. Biyolojinize ozen gostermeli ve varliginizi surdurebilmelisiniz. Ikincisi de kendinizi koruyabilme yetisidir. Eger sadece buyuyup gelisebiliyor, fakat kendinizi koruyamiyorsaniz, bir baska seyin yiyecegi olursunuz. Yani hayatta kalmak; gelisebilme ve kendini koruyabilme arasindaki dengedir. Insan uygarliginin ve insan evriminin tarihinden dogamizin, 'gelisme durumunda' bulunmak oldugunu ve korunmanin da bize tehlike aninda yardim eden birsey oldugunu ogrendik. Ayni anda hem gelisme hem de korunma durumunda bulunamazsiniz.

Asil olay su ki; korunmaya ihtiyac duydugumuz anda salgilanan stress hormonlari, mide ve ic organlarimiza giden damarlardaki kani keser. Burasi vucudun gelisimini surduren kisimdir. Soyle ki; ic organlariniza giden kani alip kollariniza tasidiginizda ic organlarinizda kan kalmaz yani gelisme durur. Ama dovusmeye hazirsinizdir. Kavganiz bittiginde kan geri ic organlara doner ve gelisme devam eder. Bugun yasadigimiz dunyada 7/24 korku hakimdir. Yani vucutta surekli olarak stress hormonu salgilanmaktadir. Surekli salgilaniyor ve bizi kosmaya, dovusmeye ya da ucmaya hazir tutuyor. Her bir an ani bir hamleye haziriz, cunku defans modundayiz. Bu da enerjimizin buyuk bir cogunlugunu savunmaya harciyoruz demek oluyor. Eger devamli savunma halindeyseniz, hayatta kalamazsiniz..

Bu nedenle kapitalist somuru sistemini kuranlar bizi surekli korku ile savunma halinde tutmaya calisirlar. Kaos yaratarak, ses ve bilincalti kodlamalarini kullanarak bizi hastalikli hale getirirler. Sorunlarla mesgul ederek enerjimizi dagitirlar ki kendileri krallar gibi yasasinlar..

Simdi bu somuru duzeni yikliliyor ve insanlar korkuyla yasaya yasaya bagisiklik kazanmis gibi, eskisi kadar etkilenmiyorlar, korkmuyorlar. Korku, yasamin dogal bir parcasiymis gibi, siradanlasti. Donusume ugrayarak etkisizlesiyor. Bu da uyanisi hizlandiriyor. Insanlar, gucunu ve yatariciliklarini kesfediyorlar..Somuru duzeninin sonu geldi..


Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

Kymatica videosundan yararlanilarak hazirlanmistir. Ceviri yapan, Tolga Yazicier- Emre Sukenari- Alper Kaya' ya tesekkurler!