Olum Sonrasi Neler Olur? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Olum Sonrasi Neler Olur? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Nisan 2017 Perşembe

Olum Aninda Gorulenler

Bu yaziyi, bircok verilerimle uyusuyor diye paylasmak istedim. Asagidaki linkten orijinali okunabilir.

https://www.hacialibayram.com/olum-aninda-gorunenler/

Melen Thomas Benedict 1982 yılında ölümden dönme deneyimi yaşamış bir sanatçıdır. Kanser hastalığından dolayı ölmüş ve bir buçuk saatten fazla ölü olarak kalmıştır. Ölüm anında bedeninden yükselmiş ve ışığın içine girmiştir. Evrene duyduğu merakı nedeniyle varoluşun derinliklerine götürülmüş; hatta büyük patlamanın gerisindeki enerji boşluğu, hiçliğe kadar. Bu yaşadığı deneyim esnasında ruh göçü ile ilgili çok büyük miktarda bilgi edinme imkanı bulmuş ve bu yaşadığı ölüm deneyiminden geri dönüşünde bazı bilimsel buluşları da beraberinde getirmiştir.

Bay Benedict; hücresel iletişimin mekaniği ve Quantum Biyoloji denen ışığın hayat ile olan ilişkisinin araştırmalarına da karışmıştır. Bu araştırma biyolojik sistemlerin nasıl çalıştığı konusuna dramatik yeni bir bakış açısı getirmiştir. Bay Benedict canlı hücrelerin yüksek hızlı şifa ve diğer başka şeylerden kaynaklanan ışık uyarılarına süratle cevap verdiğini tesbit etmiştir. O bir araştırmacı ve 6 tane patent sahibi bir mucit ve konuşmacıdır.

Bay Benedict’in yaşadığı deneyimi onun izni ile burada sizlerle paylaşıyorum.

"1982 yılında kanserden dolayı öldüm. Ameliyat edilemeyecek durumdaydım ve bana verilecek her kemoterapik ilaç beni daha çok bitkiselleştirecekti. 6-8 ay ömrüm kaldığı söyleniyordu. 1970 li yıllarda bir bilgi ve haber manyağı idim, nükleer kriz, çevreyle ilgili kriz ve benzerlerinden dolayı sürekli artan bir umutsuzluk içerisinde idim. Ruhsal bir temelim olmadığından tabiatın bir hata yaptığını ve biz insanların gezegen üzerindeki bir çeşit kanser organizması olduğumuza inanıyordum. Gezegen ve kendimiz için yarattığımız bu problemlerden herhangi bir çıkış yolu göremiyordum. Tüm insanları kanser olarak algılıyordum ve işte bende onu oldum. Beni öldüren de bu oldu.

Dünya görüşünüz konusunda çok dikkatli olun, size geri yansıyabilir; özellikle negatif bir dünya görüşü ise. Benim kesinlikle negatif bir dünya görüşüm vardı. (zihninize düşen kötümser fikirleri senaryo haline getirip,filmini çekmeye kalkışmayın) İşte beni ölüme götüren bu oldu.

Tüm alternatif tedavi metotlarını denedim fakat hiçbir şey fayda etmedi. Artık kabul ettim ki bu yalnızca ben ve Tanrı arasında bir mesele. Daha önce Tanrı ile hiç yüzleşmemiştim hatta hiç ilgilenmemiştim bile. Herhangi bir ruhsal konu ile ilgili hiçbir ilgim de yoktu fakat ruhsal ve alternatif tıp konularında bilgi edinmek için bir yolculuğa başlamıştım. Konu ile ilgili bulduğum bütün kitapları okuyordum ve detaya iniyordum çünkü öbür tarafta sürpriz ile karşılaşmak istemiyordum. Böylece çeşitli dinler ve felsefeler ile ilgili okumaya başladım. Hepsi de çok ilginçti, öteki tarafta bir şeyler olduğu konusunda ümit veriyorlardı.

Öte yandan kendi kendinin patronu olan bir vitray sanatçısı olduğumdan hiç sağlık sigortam yoktu. Bütün birikimlerim testler için bir gecede gitti. Sağlık uzmanlığı ile sigortasız olarak karşı karşıya kaldım. Ailemin finansal çöküş yaşamasını istemediğim için bu konuyu kendim hallettim.
Sürekli ağrım yoktu fakat zaman zaman kendimden geçiyordum. Araba sürmeye cesaret edemeyecek duruma geldim ve en sonunda tıbbi bakıma alındım. Kişiye özel bir hasta bakıcım vardı. Son günlerimde benimle olan bu melek tarafından kutsanmıştım. 8 ay sürdü. Çok fazla ilaç almak istemedim çünkü mümkün olduğu kadar bilinçli olmak istiyordum. Daha sonra öyle bir ağrı deneyimi yaşadım ki sanki tüm bilincim ağrı oldu. Şanslıydım ki her seferinde sadece bir kaç gün sürüyordu.


Bir gün sabah saat 4.30 da uyandığımı hatırlıyorum ve artık biliyordum ki bu gün o gündür. Bu gün ölecektim. Bazı arkadaşları çağırdım ve onlarla vedalaştım. Uyanıp hasta bakıcımı çağırdım ve onunla özel bir anlaşma yaptım; öldüğüm zaman vücudumu 6 saat yalnız bırakacaktı. Bunu istemekteki nedenim öldüğüm zaman birçok ilginç olaylar olduğunu çeşitli kaynaklarda okumuş olmamdı. Tekrar uykuya daldım. Ondan sonra hatırladıklarım tipik bir ölümden dönme deneyiminin başladığıdır. Aniden tam farkındalığa ulaştım ve ayağa kalktım, fakat vücudum yataktaydı. Etrafımda bir çeşit karanlık vardı. Vücudumun dışında olmam olağan deneyimlerden çok daha canlı idi. O kadar canlı idi ki evdeki tüm odaları görebiliyordum, evin damını görebiliyordum, etrafını görebiliyordum hatta evin altını bile görebiliyordum. Parlayan bir ışık vardı. Işığa doğru döndüm. Işık ölümden dönme deneyimi yaşayan diğer insanların anlattığı gibi idi.
Muhteşemdi, somuttu, gerçekti onu hissedebiliyordunuz.
Cazipti, çekiciydi; anne ve babanızın kollarına gider gibi ona gitmek isterdiniz.

Işığa doğru gitmeye başladığımda sezgisel olarak biliyordum ki eğer ona ulaşırsam artık ölecektim. İşte bu nedenle ışığa doğru gitmeye devam ederken “lütfen bir dakika bekle, sadece bir an için orada dur “dedim.
Bana büyük bir sürpriz olarak tüm deneyim aniden durdu.
Siz aslında ölümden dönme deneyiminin tam kontrolüne sahipsiniz. Bir lunapark treninin üzerinde kaymıyorsunuz. Talebim onurlandırıldı ve ışıkla bir miktar diyalog yaptım. Işık sürekli değişik şekiller alıyordu örneğin;
İsa, Buda, Krişna, Mandalalar (kutsal şekiller ), meleksi görüntüler ve işaretler.
—Burada neler oluyor, lütfen ışık kendini bana tanıt, durumun gerçekliğini bilmek istiyorum ”
diye, ışığa seslendim
– Tam kelimeleri söyleyemeyeceğim çünkü bir çeşit telepati idi. Işık cevap verdi.
Bana aktarılan cevaba göre ışıktan gelen cevaplar sizin inancınıza göre şekillenir. Eğer bir Budist veya katolik iseniz veya tutucu biri iseniz kendi inançlarınızdan oluşan bir cevap alırsınız.
Bunlara bir bakıp inceleme fırsatınız var fakat birçok insan bunu yapmaz.
Işık kendini bana açtı, sonra aslında gördüğümün yüksek benliğimizin matriksi olduğunun farkına varmaya başladım.
Size tek söyleyebileceğim onun bir neticeye döndüğüdür, insan ruhunun mandalası, gördüğüm bizlerin yüksek benliklerimiz, bir matrixtir.
Aynı zamanda kaynağa kaptır, her birimiz direk olarak kaynaktan gelen direkt deneyimleriz.
Hepimizin yüksek benlikleri var, varlığımızın ruh üstü parçaları. O bana kendisini en gerçek enerji formunda açtı.
Onu tek tanımlayabileceğim yöntem yüksek benlik varlığı daha ziyade bir kap gibidir.
Hiç öyle görünmemesine rağmen o hepimizin sahip olduğu kaynağa direk bir bağlantıdır.
Bizler kaynağa direkt olarak bağlıyız.
Aslında ışık bana yüksek benlik matriksini gösteriyordu.
Ve tüm yüksek benliklerin tek bir varlık olarak bağlı oldukları gerçeğini net olarak anladım.


Tüm insanlar aslında aynı varlığız.
Aynı varlığın değişik cepheleriyiz.
Herhangi bir dine vaad edilmemiştir.
Bana bildirilen işte buydu.

Ve o insan ruhlarının mandalasını gördüm. Bu sanki her zaman istediğimiz tüm sevgiydi, bu her şeyi iyileştiren sevgiydi, şifa veren ve yenileyen. Ben ışıktan bana açıklamaya devam etmesini istedikten sonra yüksek benlik matriksini daha iyi anlamaya başladım.

Biz gezegen etrafında bir birine bağlı yüksek benliklerin bulunduğu bir ağa sahibiz. Bu aynı büyük bir şirket gibi, çevrenizdeki bir sonraki süptil enerji alanı, diyebilirsiniz ki bir ruhsal seviye. Birkaç dakika sonra daha fazla açıklama talebinde bulundum. Gerçekten evrenin ne ile ilgili olduğunu öğrenmek istiyordum ve her şey için hazırdım ve dedim ki
—‘’BEN HAZIRIM, BENİ AL ”
İşte o zaman ışık bu güne kadar gördüğüm en güzel şeye dönüştü.
Bu gezegendeki ruhların mandalası. Şimdi benim negatif görüşlerimden dolayı gezegenimizin başına geleceğini düşündüğüm konulara sıra gelmişti. Böylece ışıktan beni daha da aydınlatmasını diledim. O muhteşem mandala içerisinde bizim özümüzün, çekirdeğimizin ne kadar güzel olduğunu gördüm.


— Bizler en güzel yaratılışlarız.
İnsan ruhu, bizlerin birlikte yarattığımız insan matriksi kesinlikle muhteşemdir, zariftir, egzotiktir.
Sizlere benim insanlarla ilgili görüşlerimin o anda ne kadar değiştiğini anlatmama kelimeler yetmez.
Dedim ki;
—
Aman Tanrım bizlerin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum”
—
Hangi seviyede olursanız olun, ister yüksek, ister alçak; hangi şekilde isterseniz olun sizler en güzel yaratılışlarsınız”
Ruhta herhangi bir kötülük olmadığını şaşkınlık içerisinde fark ettim.
—Bu nasıl olabilir” dedim.
Cevap;
– “
Hiçbir ruhun doğasında kötülük yok. İnsanların başına gelen korkunç olaylar onlara kötü şeyler yaptırır; ama ruhları kötü değildir. ”
ve ışık bana dedi ki;
—
insanların aradığı ve onların varlığını destekleyen sevgidir. İnsanları saptıran sevgi eksikliğidir”
Işıktan arka arkaya gelen açıklamalar sürecek gibiydi ki
—Bütün bunlar insanlığın kurtarılacağı anlamına mı geliyor ” diye bir soru sordum. Sonra bir ışık sarmalı yağmurunda patlayan trampet gibi büyük ışık konuştu
–
“Bunu her zaman hatırla ve hiç unutma;
siz kendinizi kurtarır, bağışlar ve iyileştirirsiniz. Bu her zaman böyle idi ve her zaman böyle olacak. Siz dünyanın başlangıcından önce tüm bunları yapacak güce sahip olarak yaratıldınız.”
İşte o anda daha da farkına vardım ki;
BİZLER HALİ HAZIRDA KURTARILMIŞTIK.
Biz kendimizi kurtarmıştık çünkü Tanrının geriye kalan evrenleri gibi, bizler de kendimizi düzeltecek şekilde tasarlanmıştık. İşte ikinci geliş bununla ilgili idi. Tüm kalbimle tanrının ışığına teşekkür ettim. Yapabileceğim en iyi şey bu basit kelimeler ile ifade ettiğim şükran duyguları idi.
– “Sevgili Tanrım, sevgili evren, sevgili büyük öz, ben hayatımı seviyorum”
Işık sanki beni daha da derinlere çeker gibi solukladı. Sanki ışık beni tamamen emiyordu. Bu ışık sevgi bağım bile hala tarif edilemezdir. Farklı bir gerçekliğe girdim, öncekinden çok daha bilge ve derin, daha başka ve fazla şeylerin farkına vardım, çok daha fazla. O muazzam bir ışık akıntısı idi; çok geniş ve dolu; hayatın kalbinin derinlerinde. “Bu ne ?” diye sordum.
Ve ışık cevap verdi “BU HAYAT NEHRİDİR, BU KUDRET SUYUNDAN KALBİNİN ÖZÜNE İÇ” . Öyle yaptım. Bir büyük yudum aldım; bir tane daha aldım. Hayatın kendinden içmek; müthiş bir coşku içindeydim.
Sonra ışık dedi ki;
” senin bir dileğin var”
Işık benimle ilgili her şeyi biliyordu; tüm geçmiş, şimdi ve geleceği.
“Evet” diye fısıldadım. Ve evrenin geri kalanını görmek istedim; güneş sistemimizin ötesini, tüm insanlık illüzyonunun ötesini.
Işık bana istersem akıntı ile gidebileceğimi söyledi. Ben de öyle yaptım ve ışık içerisinde tünelin ucuna taşındım. Bir dizi hafif ses patlamaları duydum ve hissettim. Ne acele. Aniden fark ettim ki hayat ırmağı üzerinde dünya gezegeninden roket hızı ile uzaklaşıyorum. Dünyanın benden uçar gibi uzaklaştığını gördüm. Güneş sistemi tüm ihtişamı ile bir anda kayboldu. Işık hızından daha süratli bir şekilde galaksinin merkezinden geçtim.
Gittik daha fazla bilgi özümseyerek. Öğrendim ki bu galaksi ve tüm evren birçok hayat çeşitleri ile dolu.
Birçok dünyalar gördüm.
İYİ HABER BU EVRENDE YALNIZ DEĞİLİZ.
Galaksinin merkezinden bu bilinç ırmağı üzerinde geçerken ırmak korkunç enerji dalgaları ile genişliyordu. Bütün tarihi bilgelikleri ile süper galaksi dizileri gözümün önünden geçti. Başlangıçta bir yere doğru gittiğimizi sandım, sanki seyahat ediyor gibi. Daha sonra fark ettim ki aslında ırmak genişlerken benim bilincim de evrendeki her şeyi içine alacak şekilde genişliyor. Tüm yaratılış yanımdan geçti, tüm bunlar hayal edilemeyecek harikalardı. Ben gerçekte harika çocuktum, bebek harikalar diyarında.

Sanki tüm yaratılış yanımdan geçti ve bir ışık beneği içinde kayboldu. Işık her yandan geldi ve çok daha farklı idi. Evrendeki tüm frekanslardan daha fazla şeylerden meydana gelen bir ışık. Yeniden birçok yumuşak ses patlamaları sezdim ve duydum. Bilincim veya benliğim tüm holografik evrenle hatta daha fazlası ile arayüz olmak için genişliyordu.


İkinci ışığın içerisine girince bana az önce artık gerçeği de aştığım ile ilgili bir farkındalık geldi. Bunlar olan durumu anlatabilmek için kullanabileceğim en iyi sözler, yine de açıklamaya çalışayım.

İkinci ışığı geçince birinci ışıktan daha da öteye genişledim.
Kendimi sessizlikten öte bilge bir durgunluk içerisinde buldum.
Sonsuzun ötesini ebediyen algılıyor ve görüyordum.
Boşluktaydım.
Büyük patlamadan öncede, yaratılış öncesindeydim.
Zamanın başlangıcının ötesine geçmiştim, ilk söz, ilk titreşim. Yaratılışın tam gözünde idim.
Sanki Tanrının yüzüne değiyormuşum gibi bir duyguya kapıldım.
Bu kesinlikle din ile ilgili bir duygu değildi.
Basitçe
MUTLAK HAYAT, MUTLAK BİLİNÇ ile birdim.
Ebediyen görüyor ve algılıyordum derken, demek istediğim yaratılışın kendi kendini meydana getirişini deneyimleyebiliyordum.
Bu başlangıcı ve sonu olmayandır.

Bu düşünceyi genişleten bir akıldır, değil mi?
Bilim adamları büyük patlamayı evreni yaratan bir olay olarak algılıyorlar.
Oysa ben gördüm ki büyük patlama evrenleri sonsuz olarak ve arka arkaya yaratan birçok büyük patlamaların yalnızca birisi.
Bunun için insan terimleri kullanarak oluşturabileceğimiz tek görüntü süper bilgisayarlar tarafından kendi kendinin benzeri geometrik denklemler kullanılarak yaratılanlardır.

Eskiler bunları hep biliyorlardı. Derlerdi ki ” Tanrı nefes vererek belli aralıklarla yeni evrenler yaratır ve nefes alarak ta diğer evrenleri yok eder. Bu devirlere YUGAlar denir. “.
Modern bilim ise buna büyük patlama diyor. Ben mutlak ve saf bilinçte idim. Tüm büyük patlamalar veya yugaların kendi kendilerini yaratıp ve yok edişlerini algılayabiliyor veya görebiliyordum. Ani olarak ardarda bunların içine girdim. Gördüm ki yaratılışın her bir küçük parçası bile yaratma gücüne sahip. Bunu anlatmaya çalışmak çok güç.
Bu konu ile ilgili konuşabilmekte hala güçlük çekiyorum.
Geriye döndükten sonra bu BOŞLUK DENEYİMİNİ kelimelere sığdırabilmem yıllarımı aldı.
Sizlere şimdi ancak şunu söyleyebilirim:


“BOŞLUK HİÇLİKTEN DE DAHA az OLMASINA RAĞMEN OLAN HERŞEYDEN DE DAHA FAZLADIR”.
BOŞLUK MUTLAK SIFIRDIR. TÜM OLASILIKLARI OLUŞTURAN KAOSTUR. MUTLAK BİLİNÇTİR.
EVRENSEL ZEKÂDAN ÇOK DAHA FAZLADIR.

Boşluk nerededir?
Biliyorum ki boşluk her şeyin hem içindedir hem de dışındadır. Siz şu anda halen hayatta iken her zaman ardarda boşluğun içinde ve dışında olursunuz. Oraya ulaşmak için herhangi bir yere gitmenize gerek yok. Boşluk bütün fiziksel görüntülerin arasındaki vakum veya hiçliktir. Atomlar arasındaki ve onların elemanları arasındaki boşluk. Modern bilim her şeyin arasındaki bu boşluğu araştırmaya başlamış durumda. Ona SIFIR NOKTASI diyorlar.


Ne zaman onu ölçmeyi deneseler, cihazları ölçünün dışına çıkıyor veya sonsuza çıkıyor diyebiliriz. En azından şimdilik sonsuzu kesin olarak ölçebilecekleri bir yol yok.
Sizin vücudunuz da dâhil evrende her yerde her şeyden fazla sıfır boşluğu vardır.
Mistiklerin boşluğa verdiği isim boşluk değildir. O öylesine müthiş bir enerji ile doludur ki, olduğumuz her şeyi yaratan farklı bir enerjidir. Büyük patlamadan beri her şey bir titreşimdir. İlk titreşim olan ilk sözden beri İncildeki ” Benim ” (I am ) in önünde aslında bir soru işareti var.
— Benim? Ben neyim?
Yani yaratılış Tanrı tarafından, Tanrının kendini hayal edilecek her yöntemle araştırması ve keşfetmesidir. Sürekli, her birimiz üzerinden devam eden sonsuz bir araştırma. Başınızdaki her bir saç telinden, ağaçtaki her bir yapraktan, her bir atomdan.


Tanrı; Tanrının özünü araştırıyor.
İşte bu yüzden Tanrı bir ağacın yaprağının düşüşünü bile bilir.
Bu mümkündür, çünkü siz nerede iseniz orası evrenin merkezidir.
Herhangi bir atom nerede ise orası evrenin merkezidir.
Orada Tanrı vardır, Tanrı boşluktadır.

Ben boşluğu ve yaratılışın yugalarını incelerken bizim bildiğimiz zaman ve mekânın tamamen dışında idim. Bu genişlemiş durumdayken keşfettim ki yaratılış, mutlak bilinç veya Tanrının bizim bildiğimiz anlamdaki hayat tecrübesine gelişidir. Boşluğun kendisi tecrübeden tamamen yoksundur. O, ilk titreşim öncesi, yaşam öncesidir. Tanrılık, yaşam ve ölümden çok daha fazladır. İşte bu sebeple evrende deneyimlenecek, yaşam ve ölümden çok daha fazla şey var.


Ben boşluktaydım ve yaratılan ve yaratılacak olan her şeyin farkındaydım, sanki Tanrının gözünden bakıyordum.
Ben Tanrı olmuştum. Artık kendim değildim. Tek söyleyebileceğim Tanrının gözünden bakıyor olduğumdur.
Aniden her atomun niye var olduğunu biliyor ve her şeyi görüyordum.

Burada en ilginç olan; ben boşluğa girmiştim. Oradan Tanrının orada olmadığı anlayışı ile çıktım.
Tanrı burada. Öyleyse bütün mesele, insan ırkının sürüp giden eksiği dışarıda Tanrı arayışıdır.
Tanrı bize her şeyi verdi, her şey burada. O işte burada. Ve bizler Tanrının verdikleriyle Tanrıyı, bizim üzerimizden araştırmalarıyız.


İnsanlar Tanrı olmaya çalışmakla o kadar meşguller ki artık farkına varmaları gereken;
“bizler hali hazırda zaten Tanrıyız ve Tanrı biz oluyor”. İşte bütün mesele gerçekte bu.
Ben bunların farkına varınca boşlukla işim bitti ve tekrar yaratılışa dönmek istedim. Bu bana en doğal şey olarak göründü. Ve aniden ikinci ışıktan veya büyük patlamadan dışarı çıktım. Yine bir dizi yumuşak ses patlamaları ile bilinç ırmağına binerek yaratılışa geri döndüm.

Ne müthiş bir gezinti! İçimden galaksi süper kümeleri geri çıktı, çok daha iyi kavranmış olarak.
Bizim galaksinin merkezinden geçtim;
orası bir KARA DELİK.
Kara delikler çok büyük işlemciler, evrenleri yeniden kullanıma sokuyorlar. Kara deliğin öteki tarafında ne var biliyor musunuz? Biz varız, bizim galaksimiz var, başka bir evrende yeniden işlenmiş olarak.

O toplam enerji konfigürasyonunda galaksi harika bir ışık şehri olarak parıldıyordu.
Büyük patlamanın bu tarafında tüm enerji ışıktır. Tüm atom altı, atom, yıldız, gezegen hatta bilincin kendisi bile ışıktan yapılmıştır ve bir frekansı ve/veya parçacığı var.

Işık yaşamdır. Her şey ışıktan yapılmıştır hatta taş bile.
İşte bu nedenle her şey canlıdır.
Her şey Tanrının ışığından yapılmadır ve her şey çok zekidir.

Ben ırmakta gezdikten sonra en sonunda büyük bir ışığın geldiğini gördüm. Biliyordum ki bu ilk ışıktır ve beraberinde yumuşak ses patlamaları var. Gördüm ki içinde yaşadığımız güneş sistemi bizim daha geniş bölgesel vücudumuzdur. Ve biz de tahayyül edebileceğimizden çok daha büyüğüz. Gördüm ki güneş sistemi bizim vücudumuz ve ben de onun bir parçasıyım. Dünya da, biz olan o yaratılmış büyük varlıktır ve biz de o kendi olduğunu bilenin parçalarıyız. Fakat biz yalnızca o parçasıyız. Biz her şey değiliz fakat biz o olduğunu bilenin parçalarıyız.

Güneş sisteminin ürettiği tüm enerjiyi gördüm, müthiş bir ışık şovu idi. Kürelerin müziğini duyabiliyordum. Bizim güneş sistemimiz de tüm diğer göksel varlıklar gibi kendine has bir ışık matriksi üretir; ses ve titreşim enerjisi. Diğer yıldız sistemlerindeki gelişmiş medeniyetler, titreşim ve enerji matriks imzalarından, evrende bizim algıladığımız anlamdaki hayatı tesbit edebilirler. Bu onlar için çocuk oyuncağı. Dünyanın harika çocuğu olan insan şimdi bile evrenin arka bahçesinde oyun oynayan çocuklar gibi; coşkun ve taşkın sesler çıkarıyor.

Irmağı direkt olarak ışığın merkezine doğru yönlendirdim. Yine yumuşak ses patlamalarını takiben ışık beni içine çektiğinde onun tarafından kucaklandığımı hissettim. Ben o anda o büyük sevgi ışığının içindeydim ve hayat ırmağı içimden akıyordu. Tekrar söylüyorum, o hiç yargılamadan en çok seven ışıktı. O bu harika çocuk için ideal bir anne / baba idi.
— Şimdi ne var? Diye merak ettim
—
Işık bana ölüm diye bir şey olmadığını anlattı.
Artık öyle bir an gelmişti ki tüm sorularımın cevabını aldığımı fark ettim, geri dönüşüm yakındı. Diğer tarafla ilgili bütün sorularım derken tam da anladığınız manada söylüyorum, benim bütün sorularım cevaplandı.
Her insanın farklı bir hayatı ve araştırdığı farklı soruları var. Bazı sorularımız evrenseldir fakat her birimiz bu hayat dediğimiz şeyi kendimize ait yöntemlerle araştırırız. Aynen, dağlardan tutun da ağacın yapraklarına kadar var olan tüm diğer yaşam şekilleri gibi. İşte bu evrende hepimiz için önemli olan budur, çünkü tüm bunlar esas resim olan hayatın doluluğuna katkıda bulunur.


BİZLER HARFİ HARFİNE
SONSUZ YAŞAM DANSINDA
TANRININ KİMLİĞİNİ ARAŞTIRAN mini TANRI(lar)yIZ.
Sizin benzersizliğiniz tüm yaşamın yükselişini sağlıyor. Yaşam döngüsüne geriye dönüşüm başladığında aynı vücuda döneceğimi hiç düşünmemiştim, ne de birisi bana söylemişti. Yaşamın işleyişi ve ışığa tam güvenim vardı ve işte bu nedenle hiç önemi yoktu. Işık akımı büyük ışık ile birleşirken; bu bana açıklananları ve diğer tarafta öğrendiğim konular ile ilgili duygularımı hiçbir zaman unutmamayı diledim. Aldığım cevap; ruhumu öper gibi bir EVET oldu.

Sonra ışık içerisinden geçirilip titreşimsel gerçekliğe geri götürüldüm. Bana ilave bilgiler verilirken tüm işlem tersine döndürüldü. Dünya çok büyük bir enerji işlemcisidir, kişisel bilinç orada gelişir ve her birimize ulaşır. İlk kez olarak kendimi İNSAN olarak düşündüm ve mutlu oldum. Ben bu evrende bir atom olmaktan bile mutlu olurdum. Bir atom.


Tanrının insan parçası olmak ise, işte bu en şahane kutsama. Bu kutsama bizim kutsamanın ne demek olduğu ile ilgili en çılgın tahminlerimizden bile çok daha ileri. Teker teker her birimiz için bu müthiş deneyimin ‘’insan’’ parçası olmak çok müthiş bir şey. Teker teker her birimiz nerede istersek olalım, çok berbat bir durumda olsak ta olmasak ta bulunduğumuz yer bu gezegen için bir kutsamadır. Böylece herhangi bir yerde yeniden bebek olacağım düşüncesi ile reenkarnasyon işleminden geçtim. Fakat kişisel kimlik ve bilincin gelişimi konusunda bana bir ders verilmişti.
Bu nedenle aynı vücuda enkarne oldum. Gözlerimi açtığımda çok şaşırmıştım. Neden şaşırdığımı bilmiyorum. Çünkü bunu çok iyi anlamıştım. Fakat öyle olmasına rağmen tekrar bu vücutta bulunmak yine de bana sürpriz oldu; bana bakarak, gözlerini çıkarırcasına ağlayan birisinin bulunduğu odama geri dönmek.


O benim hasta bakıcımdı. Beni bulduktan bir buçuk saat sonra ümidini kesmişti. Benim ölmüş olduğumdan tamamen emindi; ölümün tüm belirtileri mevcuttu. Katılaşmaya bile başlamıştım. Ne kadar ölü kaldığımı bilmiyoruz, fakat hepimiz de biliyoruz ki en azından beni bulmalarının üstünden bir buçuk saat geçmişti. Benim ölü vücudumu bir kaç saat yalnız bırakması ile ilgili isteğime mümkün olduğu kadar saygı göstermişti. Biz vücudun hayat fonksiyonlarının durumunu kontrol edebilecek gelişmiş stetoskop ve benzeri birçok imkâna sahiptik. Yardımcım benim kesinlikle öldüğümü tespit edebilecek durumdaydı. Bu bir ölümden dönme deneyimi değildi.

Ben kesinlikle en az bir buçuk saat ölümün kendisini deneyimledim.
Beni ölü olarak bulduktan sonra bir buçuk saat stetoskop ile kontrol etmiş, kan basıncıma ve kalp atışlarıma bakmıştı. Sonra uyandım ve dışarıdaki ışığı gördüm. Ona doğru gitmeye teşebbüs ettim ve yataktan düştüm. Gürültüyü duyup içeri koştu ve beni yerde buldu. İyileşmeye başlayınca başımdan geçenlerden dolayı şaşkın olmama rağmen saygıyla karışık bir korku hissediyordum. İlk başlarda başımdan geçenlerin hepsi hafızamda değildi. Sürekli bu dünyadan dışarıya kayıyor ve soruyordum “BEN HAYATTAMIYIM ?”
Bu dünya diğer dünyadan daha çok rüyaya benziyor.
Üç gün içerisinde tekrar normal hissetmeye başladım, açık fakat hayatımda hissettiklerimden çok farklı bir his. Yolculuk ile ilgili hafızam daha sonra geldi. Artık gördüğüm hiçbir insan ile ilgili bir problem görmüyorum. Bu deneyimden önce kesinlikle çok yargılayıcı idim. birçok insanın kesinlikle berbat olduğunu düşünüyordum. hatta aslında benden başka tüm insanların berbat olduklarını düşünüyordum. Fakat tüm bu konularda artık aydınlanmıştım.

Üç ay kadar sonra bir arkadaş artık test yaptırmamı söyledi, bende gidip scan ve diğer gerekli testleri yaptım. Kendimi çok iyi hissettiğimden dolayı kötü bir haberden korkuyordum. Klinikteki doktorun tüm eski ve yeni scanlarıma bakıp
—Artık burada hiçbir sorun yok ” dediğini hatırlıyorum.
—Gerçekten mi, bu bir mucize olmalı ” dedim
—Hayır, bu tip olaylar oluyor, bunlara ANİ İYİLEŞME olayları denir ” dedi. Hiç etkilenmemiş gibi davranıyordu. Fakat işte burada bir mucize vardı ve hiç kimse etkilenmese bile ben çok etkilenmiştim.


Hayatın gizinin zihin ile çok az ilgisi var. E
vren hiçbir şekilde zihinsel bir işlem değildir. Zihin yardımcıdır, o çok parlaktır. Gerçi şimdilik hepimiz kalbimiz ve daha bilge kısımlarımız yerine zihnimiz ile işlem yapıyoruz. Dünyanın merkezi çok büyük bir enerji dönüştürücüdür; Aynen dünyanın manyetik alan resimlerinde görüldüğü gibi. İşte bu bizim döngümüzdür, reenkarne olan ruhları geri içine çeken. İnsan seviyesine ulaşmanın belirtisi kişisel bilinç geliştirmeye başlamamızdır. Hayvanların grup ruhları vardır ve onlar grup ruhu olarak enkarne olurlar. Bir geyik çok büyük bir ihtimal ile her zaman geyik olarak kalacaktır. Fakat sadece insan olarak doğmak; ister hasarlı, ister dahi olsun sizin kişisel bilinç geliştirmek yolunda olduğunuzu gösterir. Bu yine insanlık denen grup bilinci içerisindedir.

Gördüm ki ırklar kişilikli kümelerdir. Fransız, Almanya ve Çin gibi milletlerin kendi kişilikleri vardır. Şehirlerin kişilikleri vardır, onların bölgesel grup ruhları belirli insanları kendine çeker. Ailelerin de grup ruhları var. Kişisel kimlik kendine benzeyen yan kollar şeklinde gelişmekte. Grup ruhu bizim kişiselliğimizi araştırır. Her birimizin sahip olduğu farklı farklı sorular çok çok önemlidir. İşte Tanrılık, Tanrının özünü sizin üzerinizden böyle araştırır. Sorularınızı sorun, kendi araştırmalarınızı yapın. Böylece özünüzü bulur ve özünüzde Tanrıyı bulursunuz.

Çünkü o tek özdür.

Bunlardan daha da ileri, farkettim ki biz insanlar aslında bir birimizin RUH EŞLERİYİZ.

Bizler yaratılış yönlerinde kendi benzerleri olan aynı ruhun parçalarıyız, fakat yine de ayrıyız. Ben artık her insana baktığımda ruh eşimi görüyorum, her zaman aradığım kendi ruh eşimi. Bunun da ötesinde görebileceğiniz en muhteşem ruh eşiniz kendinizsiniz. Bizler hem erkek hem de dişiyiz. Biz bunu RAHİMde deneyimleriz ve bunu reenkarnasyon durumunda deneyimleriz. Eğer o nihai RUH EŞİNİZİ kendi dışınızda arıyorsanız hiçbir zaman bulamazsınız. Çünkü orada değildir.
Aynen Tanrının orada olmadığı gibi.
Tanrı için dışarıya bakmayın. Tanrı için buraya bakın, kendi özünüze bakın. Yaşayabileceğiniz en büyük aşkı yaşayın. KENDİNİZLE. İşte o zaman her şeyi sevebilirsiniz.

Sizlerin cehennem dediğiniz yere iniş yaptım ve bu çok şaşırtıcı oldu. Şeytan veya kötüyü göremedim. Benim yaptığım iniş daha ziyade cehalet ve bilmemekten kaynaklanan insanların alışılmış ızdırapları idi. İşte o ızdırap verici bir varlık olarak görülür. Fakat benim çevremdeki milyonlarca insanın her birinin hazır küçük bir ışık yıldızı var. Fakat kendi üzüntüleri, travmaları ve ızdırapları ile o kadar tükenmişler ki sanki kimse buna önem vermiyor. Sonsuz gibi gelen bir süre sonra o ışığı bir çocuğun anne/babasını çağırması gibi yardıma çağırdım. O zaman ışık açıldı ve beni tüm korkular ve acılardan izole eden bir tünel bana doğru geldi ve beni sardı.

İşte gerçekte cehennem bu. Bizim yapmayı öğrenmekte olduğumuz ve öğrenmemiz gereken şey, el ele tutuşup bir araya gelmek. Cehennemin kapıları artık açıktır. El ele tutuşup, birleşip hep birlikte yürüyerek cehennemden çıkacağız.

Işık yüce altın bir meleğe dönüşüp bana geldi. Ona ”SEN ÖLÜM MELEĞİ MİSİN?” dedim.
O ise bana gösterdi ki o benim ruh üstüm, benim yüksek benlik matriksim, bizlerin süper tarihi parçamızdır. Sonra ışığa alındım. Yakında bilimimiz ruhu kavrayabilecek. Bu çok müthiş olmaz mı? Bizler ruhsal enerji ve süptil enerjiyi cihazlarla göreceğiz. Fizikçiler atom çarpıştırıcılar ile atomların içinde ne olduğunu anlamak için atomları çarpıştırıyorlar. Onlar quarklara ve çekime kadar ulaştılar. Bir gün onları bir arada tutan o küçük şeye ulaşacaklar ve işte o zaman ona Tanrı demek zorunda kalacaklar.


Atom çarpıştırıcılarla sadece onların içinde olanı görmüyorlar, parçacıklar oluşturuyorlar. Tanrıya şükürler olsun ki bunların hayatı çok kısa oluyor; milisaniye veya mikrosaniye kadar. Artık farkına varıyoruz bizler de yaratabiliriz. Her zaman için gördüm ve farkına vardım ki hepimiz bir tür bilgi noktasından geçer ve kendi benzerini yaratmaya başlarız, bir sonraki seviyeyi. Biz araştırmamız esnasında işte bu yaratma gücüne sahibiz. İşte bu Tanrının bizim içimizden kendini genişletmesidir.

Geriye dönüşümden beri ışığı kendiliğimden deneyimleyebiliyorum ve istediğim zaman meditasyon yaparak boşluğun içine nasıl girilebileceğini de öğrendim. Hepiniz bunu yapabilirsiniz.

Bunu yapabilmek için ölmeniz gerekmiyor. Bu sizin donanımınız içinde var, hali hazırda bunun için kablolanmış durumdasınız. Vücut var olan en muhteşem ışık varlıktır. Bu vücut inanılmaz bir ışık evrenidir. Ruh bizi bu vücudu eritip yok etmemiz için zorlamıyor. Olan bu değildir. Tanrı olmaya uğraşmaktan vaz geçin, Tanrı siz oluyor; burada.


Akıl evrende koşan bir çocuk gibidir. Dünyayı kendi yarattığını sanıp sürekli bir şeyler talep ediyor.
Ben akla sordum – “Annenin bu işle ne ilgisi var ?” İşte bu bir sonraki ruhsal farkındalık seviyesidir. Ah evet annem ve aniden egodan vazgeçiyorsunuz. Çünkü anlıyorsunuz ki evrendeki tek ruh siz değilsiniz.
Işığa sorduğum sorulardan birisi
– “Cennet nedir ?” idi
– Buna tüm yaratılmış cennetlerde bir gezintiye çıkarılarak cevap aldım.

Nirvana, Mutlu Av Alanları, hepsi. Hepsinden geçtim. Bunlar bizlerin yarattığı düşünce formu yaratılışlar. Bizler aslında cennete gitmeyiz, bizler yeniden işlem görürüz. Fakat her ne yarattı isek orada bir parçamızı bırakırız. Bu gerçektir, fakat ruhun bütünü bu değildir.

Hristiyanların cennetini gördüm. Bizler bunun çok güzel bir yer olduğu beklentisindeyiz ve tahtın önünde durursunuz, ebediyen tapınarak. Denedim çok sıkıcı. Hepimizin yapacağı bu; çocuk gibi.
Kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum.


Bazı cennetler çok ilginçti, bazıları ise çok sıkıcı. Çok eski olanların daha ilginç olduğunu gördüm, örneğin Amerikan yerlilerinin MUTLU AV ALANLARI. Mısırlılarınki harikaydı. Bu böyle sürüp gider. Bunlardan bir hayli var.

Şayet belirli bir dinin Tanrısına inanan bir grup ruhuna ait değilseniz bunların her birinde sizin kendi yorumunuz olan bir kendini tekrar eden desen var. Yine de her biri biraz farklıdır. Bu orada bıraktığınız parçanızdır.


ÖLÜM HAYAT İLE İLGİLİDİR, CENNET İLE İLGİLİ DEĞİL.
Tanrıya sordum – ” Dünyada var olan en iyi din hangisi? Hangisi doğru? ” Tanrı katı büyük bir sevgiyle dedi ki;
– ” İLGİLENMİYORUM ”
Bu inanılmaz bir incelik. Manası ise şu, ilgilenen varlıklar bizleriz.
Yıldızları en yüksek Tanrı katı bize diyor ki “Sizin hangi dine ait olduğunuz bizim için önemli değil”
Bunlar gelir ve gider, Budizm ebediyen burada değil, katoliklik de ebediyen burada değil ve bunların hepside her geçen gün daha fazla aydınlanmakta. Şimdi bütün sistemlere daha fazla ışık geliyor.
Ruhsallıkta büyük bir reform olacak aynen protestan reformu gibi. Bu konuda birçok insan kavga edecek, bir din diğerine karşı; hepsi de sadece kendisinin doğru olduğuna inanarak.


Herkes kendisinin Tanrının sahibi olduğunu sanıyor, felsefeler de dinler de ama özellikle dinler çünkü bunlar felsefeleri etrafında büyük bir organizasyon oluşturdular. Tanrı katı “ilgilenmiyorum ” der demez anladım ki bununla bizim ilgilenmemiz gerek. Bu çok önemli, çünkü bizler ilgili varlıklarız. Bu bizi etkiliyor işte bu nedenle önemli. Elinizde olan ruhsal bir enerji denklemi.
En üst Tanrı katı sizin hristiyan, budist veya herhangi bir başka bir dinden olmanızla ilgilenmiyor. Bunların hepsi bütünün çiçeklenen çehreleri. Umarım bütün dinler bunu farkeder ve diğerlerine saygı duyar. Bu her dinin sonu değil ama bizler hep aynı Tanrıdan bahsediyoruz.


Tanrı yaşıyor ve yaşamaya fırsat veriyor.
Hepsinin farklı bir görüşü var. Ve hepsi de esas resme katkıda bulunuyor, önemli olan da bu.
Öteki tarafa toksik atıklar, nükleer füzeler, nüfus patlaması ve yağmur ormanları ile ilgili korkular ile gittim. Tek tek bütün problemleri severek geri döndüm. Nükleer atıkları seviyorum. Mantar bulutu seviyorum; bu kendimizi gösterdiğimiz en kutsal mandala için bir prototip. O aniden bizi dünyadaki tüm dinlerden ve felsefelerden çok daha fazla bir araya getirdi, yeni bir bilinçlilik seviyesine. Gezegeni 50 kez hatta 500 kez uçurabileceğimizi bilmekteyken, belki en sonunda artık burada hep birlikte olduğumuzu farkettik. Onlar bunu bize devretmek için bir süre daha bazı bombaları devre dışı bırakmaya devam etmeli. Daha sonra artık buna ihtiyacımız yok” demeye başlarız.


Şimdi biz her zamankinden daha emniyetli bir dünyadayız ve daha da emniyetli olacak. İşte bu nedenle toksik atıkları severek döndüm, çünkü bizi bir araya getirdi. Bu şeyler çok büyük. Peter Russel in söyleyeceği gibi, bu problemler artık ruh boyutunda. Acaba bizim ruh boyutunda bir cevabımız var mı? 


EVET, Yağmur ormanlarının yok olması yavaşlayacak ve elli yıl içerisinde gezegende her zamankinden daha çok ağaç olacak. Eğer ekoloji ile ilgili iseniz devam edin sizler farkında olmaya başlayan sistemin bir parçasısınız. Bütün isteğiniz ile devam edin fakat kesinlikle strese girmeyin bu daha büyük bir şeyin parçası.

Dünya kendini ehlileştirme işleminde, bir daha hiçbir zaman eskisi gibi vahşi bir yer olmayacak. Doğanın serpilip gelişeceği kaynaklar ve vahşi büyük alanlar olacak. Nufus artışı bilinç sıçraması için gereken optimum rakama çok yaklaştı. Bu nüfus sıçraması politika, para ve enerjiyi değiştirecek.
Rüya gördüğümüzde ne oluyor? Bizler çok boyutlu varlıklarız. Buna berrak ( lüsid ) rüyalarla ulaşabiliriz.
Aslında bu evren Tanrının bir rüyası.
Gördüm ki biz insanlar kendisi de bir benek olan galaksimizin bir beneği olan dünyamızda bir beneğiz. Dışarıda dev sistemler var ve biz ortalama bir sistemiz. Fakat insanlar şimdiden bilinç kozmosunda efsaneleştiler. Dünya/Gaia nın küçücük insanları efsaneleşti. Bizi efsaneleştiren nedenlerden birisi rüya görmemizdir.
Bizler aslında efsanevi rüyacılarız. Aslında bütün kozmos hayatın manasını araştırıyor, tam olarak ne olduğunu. Ve tüm zamanların en iyi cevabı küçük rüyacıdan geldi. Bizler rüyasını gördük. Bu nedenle rüyalar çok önemli.

Öldükten sonra ve geri gelince hayat ve ölüme gerçekten saygı duydum.

DNA deneylerimizde belki de çok büyük bir gize kapı açıyoruz. Yakında bu vücutta istediğimiz kadar yaşayabilme becerisine sahip olacağız. 150 yıl kadar yaşadıktan sonra kanal değiştirmek isteyecek bir sezgisel ruh duyusu olacak. Aynı vücutta sonsuza kadar yaşamak reenkarnasyon kadar yaratıcı değil, bu içinde olduğumuz fantastik enerji vorteksi içindeki enerji dönüşümü.
Bizler aslında yaşam ve ölümdeki bilgeliği göreceğiz ve bundan zevk alacağız. Şimdi olduğu gibi biz zaten her zaman canlı olduk.

Bu içinde olduğunuz vücut her zaman canlı oldu. Bu hiç bitmeyen bir hayat ırmağından gelip Büyük Patlama ve ötesine kadar gider. Bu vücut yoğun ve ince enerji içerisinde bir sonraki yaşama hayat verir. Bu vücut hali hazırda ebediyen canlı

BİZLER BİRLEŞİP EL ELE TUTARAK
HEP BİRLİKTE CEHENNEMDEN DIŞARI YÜRÜYECEĞİZ.

Ceviren: Ismail Ziya
Ekleyen: Cetin Bal/Haci Ali bayram


11 Şubat 2016 Perşembe

Merak Edilenler - Soru ve Cevaplar

Soru: Göbeklitepe için neler düşünüyorsunuz?

Gobeklitepe konusunu yazmistim ben. Tamami ortaya cikarilsa, orda kullanilan teknoloji cok sasirtacak. Yildizlari ve gezegen hareketlerini hesaplayan, gun ay ve yil  ve haftayi hesaplayan, gunese odakli bir astronomik alan insa edilmis. Simdiye kadar bize ogretilen tas tevri tunc devri yalanlarini cokertiyor gobekli tepe.  Bes-alti bin yillik tarihi anlatiyorlardi oysa gobekli tepe 12000 yillik. Ondan daha eski tarihi yerler ve belgelerse ortaya cikacak.Tarih kitaplarini degistirmek zorundalar.

Soru: Istanbul'daki garip koku ne olabilir?

Havadan atilan kimyasallarin kokusudur. Uzerinizde bakir ve altin takilar tasiyin.  Yediklerinize ve ictiklerinize dikkat edin. Su donemde hastalikli hayvanlarin etlerinin ucuz yollardan bilerek Turkiye'ye ve musluman ulkelere sokuldugunu gordum. Tavuklar uc dort haftada hizlica antibiyotikle buyutulup  kesiliyor. Onkarda cok kanser yapan etkiler var. Bunlar, insanligi nefsiyle vuracaklar. yemek nefsiyle. Zor gunler yasiyoruz cunku uyanisi engellmek icin cildirmis durumdalar. Her pislikleri aciga cikmaya basladi. Hem dozaji hem saldirilari arttiriyorlar.

Soru: Merhabalar marslı filmini izlediniz mi bilmiyorum ama filmde nasa'nın halka her yaptığını haber veren , halka hesap vermek zorunda olan, insanlığın yanında bir kuruluş olarak gösterilmekte, sürekli canlı yayınlarla yaptıklarını halka an be an açıklayan bir kuruluş izlenimi verilmekte, ve bütün araştırmaları fizik beden üzerinden... 140 milyon mil öteye astronotuna ulaşılmak için çaba gösteriyor olarak görünmesi sizin için mantıklı mıdır? bu konudaki bilgilerinizi merak etmekteyiz marsla ilgili ve nasa ile ilgili bir yazı hazırlasanız süper olabilir bizler için ...sevgiler
   
  Onlarin yaptigi filmlerin tek amaci, subliminal mesajlarla bilnc altina kodlama yapma, rakam, resim ve sembollerle bilinc altini istedikleri gibi yonlendirme ve algi operasyonu..marsli filmini izledim. inanin hollywood hicbir filmi insana bir faydasi olsun veya egitim amacli yapmaz. Hepsinin arkasinda yahudi zenginleri var. Filmleri, bilgisayar oyunlarini ve muzikleri beyinleri yikamak, sekillendirmek birer robota donusturmek icin yapiyirlar. O filmi izledim evet orda sanki her bilgiyi halka bildirmek prensipleriymis gibi bir hava estiriyorlar..Oysa tam tersi. hHicbir bilgiyi paylasmiyorlar. 20 -30 sne sonra isine yaramayan bilgileri millete sunuyorlar. Halk da nasa bilgi veriyor diye seviniyor. Oysa o bilgiler en az 30 yillik eski bilgiler.
Son yillarda ki uyansitan dolayi, insanlarin nasaya guveni yok oldu. Artik herseyi gizlediklerini biliyor cogu insan. Bu yuzden o filmin o sahnelerini yapmislardir. Bilinc altlarina, nasa isini iyi yapiyor, halki dusunuyor, birsey gizlemiyor mesajini yollamak icin.. Onlardan gelen hic bir bilgiye zerre kadar guvenim yok. Bundan sonra gizlenen ve yasaklanan bir cok bilgi belge ve sir ifsa olacak. Simdiden kendi prestijlerini kurtarmak icin algi operasyonuyla bilincleri etki altina almaya calisiyorlar. Yemezler.... bir bes on sene icinde gokyuznde binlerce dunya disi varliklara ait gemiler aniden gorununce, ne diyecek bunlar insanlara..?.. Ne diyecek bu hukumetler, din adamlari?. Bunu cok merak ediyorum iste. Umarim o gunleri gorurum.
Sizde icind nasa kelimesi gecen film yada bilgiye hep sorgulayarak bakin..Yalanlarla dolu bir dunyada yasiyoruz. Etrafimizda dogruyu soyleyen kimse yok maalesef. Fakat hepsi degisecek..
 
Soru:  Sizin gibi deneyimleyemediğim için çoğu şeyi, boyutlar hakkında bir sürü anlayamadığım şey oluyor, eminim ki benim gibi bu 4 boyuta geçme ve beşinci boyuta geçmenin ne olduğunu kavrayamayanlar vardır ,bizleri biraz daha aydınlatabilirseniz çok sevinirim.

Görevli olanların görevleri daha spesifik haller mi alıcak yoksa sadece varlıklarıyla mı insanlığa yardım edicekler ve aydınlatıcaklar , yani mesela şifacılar mı çıkıcak, yaradılışın aslını anlatan kişiler mi olacak, savaşçılar mı olucak, enerjimizi kullanmayı mı öğrenmiş olucağız? tam olarak görevliler dediğiniz kişileri neler bekliyor?
 
Gökyüzünde  binlerce dunya disi varliklara ait gemiler görününce yapılması gerekenler nelerdir? bu varlıklar negatif mi pozitif varlıklar mı insanlık için? sonrası insanlık için nedir? birlikte yaşamayı öğrenmek mi? düşüncelerinizi ve öngörülerinizi merak etmekteyim.
 
Dunyada nasil iyi ve kotuler varsa, dunya disi varliklardan da iyi ve kotuler var. Evrenin olusumu zaten iki kutup uzerinedir. Biri olmadan digeri olamaz. Onemli olan ozgur iradeyle dogru tarafta olmaktir. Gokyuzunden gelen isikli cisimler genelde iyi. Isik halinde oluyorlar veya gokkusagi, beyaz isik gibi isiklari var.
Grimsi buyuk ve matelik kucuk gemilere karsi temknli olmak lazim cunku cogu yeraltindaki negative bir irka aittir. Yer altindaki  grilerle ve reptilian irkiyla calisan ulkeler var. Onlardan teknoloji alip karsiliginda insan deneyleri yapilmasini ve  hybrid cocuklar uretilmesine izin veriyorlar. Bu ulkeye ait gemilerde olabilir metalik olanlar. Su anda dunyada insan gorunumunde cok  hybrid irklar var. 
 
Bu gidisat kotu oldugu icin, ilahi program degisti. Dunyanin yukselisi ve baska bir boyutta yeniden dogusu gerceklesiyor. Dunya ilk defa uzerindeki varliklarla bu gecisi yapacak. Daha onceki yukselislerde insan irki yok edilerek yukselis yapildi. 26000 yilda bir yukselis oluyor. Insanli veya insansiz. Din kitaplarinda bahsedilen tufanlarin sebebi budur. Dort defa reset gordu dunya. Su an besinci irk insasi basladi. Bu besinci irk , ucuncu boyuttan kurtulanlarla devam edecek. Ucuncu boyut korku ve siddedin, egonun, savaslarin  oldugu boyuttur. Din boyutudur. Kole patron boyutudur. Kendimizi, nefs dedigimiz egolardan arindirirsak, ucuncu boyuttan kopariz ve ucuncu boyuttaki dunya hayatinin anlami degisir bizim icin. Maddi ve fiziksel seyler artik bizi mutlu etmez. Para, araba, ev, mal, mulk, sehvet, hirs, is, gereksiz olur. Sevgiye odaklaniriz. Birlige, beraberligie, hayvanlarin ve doganin korunmasina.. iste bunlar ucuncu boyut realitesinden koptugumuzun ispatidir. Sonrasi dorduncu boyuttur. Ruhsal ve bilincsel olarak degisim baslar. Farkindalik artar, soylenen yalanlar anlasilir. Hisler kuvvetlenir. Enerji bedenin kesfi ve bazi ozel yetenekler kesfedilmeye baslanir. Ruyalar degisir, astral yolculuklar baslar. Kulaklar cok duyarli olur ve normal insanin duyamadigi sesleri duymaya baslarsiniz. Bilgi acligi cekersiniz surekli arastirma, sorgulama ve ogrenme meraki baslar. Bunlarda dorduncu boyut realitesidir. Kendinizi bu sekilde besinci boyuta hazirlarsiniz. Besinci boyutta ise bedenin fiziken agirlasmasi azalmaya baslar. Hafifleme ve hareket kaabiliyeti artar. Yercekiminin azaldigini hissedersiniz. Meditasyon veya zikre gerek kalmadan kolayca transa gecilebilirsiniz. Imgelemeyle dunyayi, hayati degistirebilirsiniz. Istekleriniz daha cabuk olmaya baslar. ( pozitif odakli istekler,) Beden yavas yavas eteriklesmeye baslar. Dunyadaki her aciyi, her sevinci hissedersiniz, duyarsiniz. Hayvanlarla, insanlarla ve bitkilerle telepatik olarak konusmaya baslarsiniz. Icinizden gelen sesi daha cok duyar ve onunla sohbete baslarsiniz. ( su anda aklima deli diye akil hasta esine kapatilanlar geldi. Onlarin hicbirisi aslinda deli degil. Onlar cok zeki ve besinci boyut ve ustundeki boyutlari cok cabuk kesfetmis ustatlardir, Malesef dunyaya uyum saglayamadiklari icin insanlar tarafindan ilaclarla olume terkediliyorlar, Onlara cok uzuluyorum. Onlar bir ciddiye alinsa, dinlense inanilmaz bilgiler elde edilir. )
 

    Gorevlilere gelince; Bazi gorevliler sadece burda fiziken bulunmakla karanligi aydinlatiyor, bazilari sifaci, bazilari bilgi aktarici, bazilari medyum, bazilari bilim adami ve kesifler icin burdalar. Bazilarida Mehdiyete hizmet icin burdalar. Bazilarida rehberlik icin. Mesela ben bilgi aktariyorum. Ogretmen, rehber konumunda. Zaten meslegimde ogretmenlikti. Bilgi akisi baslayinca ben yaziyorum. Ama cogunlukta bana yonlendirilenlerin yonunu bulmasi icin rehberlik ediyorum. Cunku degisimden haberleri olmayan, kendini deli sanan yada cin carpmis, seytan musallat olmus diye kandirilan bir suru yolunu kaybetmis gorevliler var. onlar bana cok yonlendiriliyor.Gorevimi ve tum gorevlileri seviyorum. dunyadaki tum duzeni sevgiyle degistirecegiz. ve oyledir. amin

Soru: Merhaba, Profilinizde nur topundan bahsetmissiniz. Ilgimi cekti bunu biraz daha aciklar misiniz?

Bir bebek dogdugunda , nur topu gibi bir kizin yada oglun oldu derlerdi. Nur topu olayi oylesine soylenmis bir soz bile olsa aslinda gercektir. Nur demek isik demektir. Isik zaten enerjidir. Bizler yaradandan gelme kucuk nurlariz, isik tozlariyiz. Ondan geldik ona gidecegiz. Evrendeki herseyde O'nun izi vardir. Hersey canlidir ve bir evrimlesme icindedir. Hareket halindedir, titresim halindedir. Enerjidir.
Gelelim nur topuna. Insan ruhu kucuk bir tenis yada pinpon topu buyuklugunde nurdan yani isiktan olusmustur. Bu isik topu her ruhun tekamul seviyesine gore buyuk veya kucuktur. Alim veya evliyalarin isigi daha buyuk. Peygamberlerinkine bakamayiz, zarar gorur eririz. Allah katinda yukseldikce isigimiz dahada buyur. Bizler dunyaya dogum yoluyla gelmeye karar verdigimizde, isiktan dar bir tunelden gecerek geliriz. Anne karnina yerlesince dogum animizda da yine garip bir sekilde musambanin kiristirilmasi seklinde benzer bir ses esliginde zar dedigimiz perdeyi yirtarak bu tarafa geceriz. Gozlerimizi acariz. Nur topu gibi dunyaya inmis oluruz. Aslinda bebegin kalbi olustuktan sonra o nur topu yerine yerlesir ve bilinc olarak yasar. Hem perdenin bu tarafini hemde diger tarafini ayni anda yasar, duyar ve gorur.
 
Bu inannilmaz bir duygudur. Birgun bunlari yasadigimizi hatirlayacagiz. 
Demin kalpten bahsettik ya. Nur topunun birlestigi yer kalbimizdir. O nur topu yaraticidan kopmadir. Onun parcasidir. O yuzden biz kalbimizle severiz. asik oluruz. O yuzden insanlara iyilik yaptigimizda, yardim ettigimizde kendimizi iyi hissederiz. Ozur diledigimizde, af ettigimizde hafifleriz. Cunku sevdikce kalpteki nur buyur. Sevgi, affetmek, yardim etmek, empati gibi duygular kalpte yasanir. Kalbin duygularidir. Bu duygularimiz cogaldikca, biz sevdikce yaraticiya daha cok yaklasiriz, onu daha cok bizimle hissederiz. Cunku Allah sevgidedir. Sevginin oldugu her yerdedir. Kalp sevgi demektir. Sevginin yesermedigi kalpte ise Allah barinmaz. Bu yuzden kalp gozuyle gormek, kalple sevmek, kalp diliyle konusmak ve kalp kulagiyla dinlemek lazim

Soru: Beynimizin evrenle baglantisini anlatir misiniz?

Beynimiz tum egolarimizin, anilarimizin biriktigi alandir. Bizi evrene baglayan merkezdir. Evrende ne varsa beynimizin icindedir. Beyin biyolojik bir bilgisayar gibi calisir. Ne dusunursek bize, onunla ilgili resimleri gosterir. Dusuncelerimiz temiz degilse, gelen resimler ve bilgilerde temiz olmaz. O yuzden kin ve hasetle yatip, kabuslarla uyandigimizda sikayet etmeyelim. Evrendeki tum varliklardan yayilan negatif veya pozitif titresimler evreni sekillendiriyor. Dunyanin etrafindaki manyetik enerji duvari, bizlerin dusuncelerine gore sekilleniyor. Pozitif dusunceler gonderdigimizde o manyetik duvar pozitif enerjiyle gelisiyor ve bize yansimasi da guzel oluyor. Ama gonderdigimiz negatif dusunceler o manyetik duvari negatiflestiriyor ve bize yansimasi kotu oluyor. Sistem bir su dongusu gibi calisiyor. Evrimlesmede tipki bir su dongusu gibi calisiyor. Tekamul de.. Ilahi sistem mukemmel calisiyor. Iste bu degisimler surekli beynimize de kayit oluyor. Sonra da beynimiz  dusuncemize uygun verileri, kayitli yerden bulup bize gosteriyor. Bu da ruya, hayal, kabus, vizyon diye tanimlaniyor.
David Icke'nin beynin evrenle baglantisini anlatan su yaziyi cok begeniyorum:

( Biri konuşsa hemen hissediyorum. Bu titreşimsel bir iletişim. Mesela, seninle aramızda bir sessizlik var, sen bana birşey söylediğin zaman benim beynim onu deşifre ediyor. Bu titreşimsel bir iletişim. Kuvvetle hissettiğim birşey var, bunu sadece insanlar duymuyorlar, bu bilgi sürekli olarak sirkülasyon yapıyor. 
Bir radyo istasyonu için bir röportaj yaparsan 100.000 kişi dinler, ama o bilgiyi taşıyan yayın frekansı etere geçer ve o radyo röportajını dinlemeyen kişiler tarafından da bilinir. Yani onlara titreşimsel bir seviyeden geçer.
beyin biyolojik bir bilgisayar gibi. ensesinden bir kabloyla internet agina bagli bir bilgisayar gibi. googleden nasil bilgi sorgulama yapiyorsaniz, dusuncemizlede istedigimiz bilgiyi evrende sorgulayip, ona uygun titresimleri vizyon, ruya, his, durugoru veya sesli mesaj olarak alabiliyoruz. Beynimiz bir anten gibi calisiyor. Evrendeki kayitli tum ses, dusunce ve resim titresimlerini veri olarak cekiyor. Duygu ve dusuncelerimiz, inanclarimiz bu verilerde secicilik yaparak, bize uygun olani bize yansitiyor. Yani inaclarimiz,mduygu ve dusuncelerimize gore bize gelen verileri belirleyebiliyoruz.)
 

Soru: Aasma hanim biz kimiz ve niye burdayiz?

Tekamul icin burda olanlarimiz var ve onlarin tekamulu icin yardim amaciyla gelenler var. Ben bunlara gorevliler diyorum. Isteyen alim, evliya veya melek diyebilir. Kendisi nasil rahat edecekse. Cunku sekilciligi egoya donusturenlerimiz olabilir hala. Hepimiz dunya yasaminda bir ruyadayiz aslinda. Ilizyondayiz. Var oldugunu sandigimiz evimiz, arabamiz, yatagimiz tamamen birer resimden ibaret. Beynimiz cevremizdeki bu seyleri titresimlerine gore algilayip bize birer resim halinde gosteriyor. Bizde onu gercek saniyoruz. Yani ev, para, mal, mulk, araba icin kole gibi calisirken aslinda birer fotograf icin ugrasiyoruz. Hepsi birer hic aslinda. Hersey beyninin bize birer fotograf gostermesi kadar basittir. Madem aslinda birer hic, o zaman ne icin savasiyoruz? Bizler buraya yiyip, icmek ve cogalmak icin gelmedik. Sevmeyi ogrenmeye geldik. Barisi, yardimlasmayi, korumayi ve 'Bir' olmayi ogrenmeye geldik. Olabildik mi? Hayir! Cunku biz butunun bir parcasi olan kardeslerken, bizi dinlerle, mezheplerle, renklerle, dillerle, sinirlarla ve irklarla ayirdilar. Sadece insan kardeslerimizle ayirmak yetmedi, hayvan ve bitkileride yok etmemizi sagladilar. Oysa biz bu dunyayi korumak ve birbirimizi kollamak icin soz vermistik. Verdigimiz sozleri unuttuk ve olum uykusunda, icinde bulundugumuz ruyayi gercek sanip izlemeye basladik. Olum uykusu dedigimiz bu yasamda bir kac senedir hizla uyanislar yasaniyor. Bu uyanislar ya ruyada yada gercek hayatta bize dokunularak yapiliyor. Dokunus perdenin diger tarafindan destekle oluyor. Dokunarak uyandiracak kisi, evliya, peygamber, alim, olmus bir akraba olabilir. El temasi ile oluyor. Uyandirilanlara ben oncu savascilar diyorum. Cunku onlar once kendileri uyanacak ve hatirlayacak, sonrada digerlerini uyandiracaklar..Gorevleri bu. Bu yuzden bazen aniden karsimiza tanimadigimiz biri cikabilir, ilginc bir sekilde elimize, basimiza yada omuzumuza dokunabilir..Buyulu dokunus diyorum ben buna. Uyanistan sonra zorlu bir egitim basliyor. Kitaplar, makaleler, web sayfalari, arkadaslar, yeni insanlar,resimler, semboller, filmler ve videolar. Bazi geceler melek yada evliyalar, isik topu olarak bizzat uyku halindeyken gelip mudahele ederler. Gerekli yuklemeleri yaparlar. Bu gorevlilerden bazilari eger rahatsizsa, ruya halindeyken ameliyat yada ne gerekiyorsa yapiliyor. Astral alemlerde ve boyutlarda gezdirilip, yerler gosteriliyor. Gorevlerini yapmalari icin tum egitimler bittiginde, ikinci bir dokunusla hersey hatirlattiriliyor. Ikinci dokunustan sonra insanlar kim oldugunu, neden burda oldugunu ve gorevinin ne oldugunu hatirlarlar. Is basi yaparlar. Tekamul sinavinda olanlari olum uykusundan uyandirmaya calisirlar. Dunya hayatinin aslinda bir yalandan ibaret oldugunu, ilizyon oldugunu ogretmeye calisirlar. Boylece uyanislar cogalir ve dogumlar gerceklesir. Uyanis arttikca dusunceler guzellesir. Dusunceler guzellestikce duzenler degisir. Savaslar biter, sinirlar kalkar, zalimler gider, farkliliklar biter. Sevgi ve Baris insa olur.  Bizler iste bunun icin buradayiz.

Su anda dunyada insandan cok gorevli gelenler var. Gorevli gelipte uyanamayanlar geri donuyor ve yerine daha yuksek bilincle yenileri gonderiliyor. Degisim kacinilmaz. Simdiye kadar bilinen hersey, ters duz olacak. Bildigimiz, inandigimiz ve baglandigimiz hersey degisebilir. Bundan kurtulmanin yolu yok. Ne olursa olsun bu degisim olacak. Ne kadar zaman alirsa alsin. Ne cikarilacak savaslar nede saldiklari gazlar, hastaliklar engel olamayacak buna. Bu duzen degisecek ve tum dunya 'Bir' olmayi ogrenecek. Once Turkiye'den  ve Orta dogudan baslayacak bu degisim. Sonra Afrika'da. Ozellikle Ortadogu ve Afrika  gelecekte hem zengin hemde verimli topraklara sahip olacak. Col kurakliklari bitecek. Turkiye Anadolu'dan yeniden parlayacak. Gunes olacak muslumanlara ve Turk devletlerine. Yeni guc merkezleri Turkiye, Afrika ve Ortadogu olacaktir. Sistem dongusu yer degistirecek ve simdiki guc merkezleri tum statulerini en gec on seneye kadar kesin kaybedeceklerdir.

Soru: Bazen dusunuyorum eger gorevli isem diye. Gorevli oldugumuzu nasil anlarim?  Korkmalimiyim?

Gorevli iseniz korkacak birsey yok. Egitim cogunlukta ruyada oluyor. Sonra uyanis arttikca hatirliyorsunuz ruyada ogretilenleri. Bilgiler, goruntuler gelmeye basliyor. Yapmaniz gerekeni yapiyorsunuz. Bu egitim boyunca hayatiniza giren kisilere ve soylediklerine cok dikkat edin. Bazen insan suretinde melekler ve peygamberler kisa sureli ani ziyaretler yapabilir. Siz anlamazsiniz o anda cunku izin vermezler. Ama sonrasinda akliniza dusururler ve yasan olayin aslinda ne oldugunu hatirlatirlar size.

Isik topu halindeki ruhumuzla uyku halindeyken manada ucarak istedigimiz yere ve zamana gidebiliriz. Hatta savaslara katilabiliriz, yardim edebiliriz insanlara. Ben ruya diye bildigimiz ama aslinda benim mana hayati diye tanimladigim uyku halindeyken suriyeli bir ailenin kacirilan iki cocugunu kurtardim. Kurban edileceklerdi. Mesela ruyalarimda hep hayvanlari ve cocuklari kurtariyorum. Bazilarimiz ruyasinda hep savasirlar, savaslara katilirlar. Insanlari kurtaririlar. Egitim verirler, ders calisirken gorurler kendini veya ogretmenlik yaparken..Boyle ruyalar gorenler gorevlilerdir. Gunduz dunya hayati dedigimiz madde tarafinda, gece ise perdenin obur tarafi dedigimiz mana tarafinda calisirlar. Kisaca gunduz dunyada gunes gece ise manada yildiz oluyorlar. Bu gorevliler mehdiyet ve sistem degisikligi oncesi ortam hazirlamak icin burdalar.

Soru: Dunya uzerindeki ve insandaki ley hatlari aynimi?

Dunyanin uzerinde belli noktalarda cok yogun enerjiler var. O noktalardan ley hatlari geciyor. Bu ley hatlarinin kesistigi noktalar uzerine tapinaklar veya piramitler, tas bloklar insa edilmistir. Kabede bunlardan biridir. Kabe dunyanin kalbidir.  Dunyada olan bu ley hatlarinin aynisindan insanin uzerinde de vardir. Insan dunyanin kucuk bir modelidir. Bizdeki ley hatlarinin kesistigi noktalarda chakralarimiz var. Chakralarimiz enerji bedenimizin sarj olmasi icin donen carklar gibiler. Dunya'nin kalbi kabe ise; insanin uzerindeki kabe de kalbimizdir. Ha kabede kupun etrafinda donmussun ha kendi kalbinin etrafinda mevlana gibi donmussun ikiside ayni isi goruyor. Allah'i sadece bir yondeymis gibi dusunup o yonde durup namaz kilmak da bana gore yanlis. O heryerdedir. Her yondedir. Her yonde de ibadet edilebilir. Namaz kilarken, huzura cikiyorum deyip kibleye donmek ve O'nu sadece kiblededir diye dusunmek hatadir bence.

Soru: Ucuncu goz ile kalp gozu ayni mi?
Kalp gozu denilen sey, bas gozu, ucuncu goz veya ic goz...hepsi aynidir. Biz belli bir kivama geldigimizde gozlerimizi kapattigimizda bir ekran aciliyor. Renkler cok canli ve mukemmel. Ekrandan goruntuler, resimler gorulebilir, bilgiler okunabilir. Bazen okumalar net bazen bulaniktir. Bedenin enerji yukune gore degisir bu. Enerjimiz yeterli degilse goruntuler ve yazilar bulaniklasiyor veya kisa zamanda kayboluyor. Sanki okyanusun altinda yuzerken bir kagidi okuyormusuz gibi bugulu bir ekrana donusuyor. Ben buna insanin televizyonu diyorum. Merak ettigimiz birseyi sordugunuzda onun cevabi ekrana geliyor. Bir cesit internet sorgulamasi gibi. Bu yuzden nete baglanmak da denebilir. Hepimizin bagli oldugu evrensel bir enerji ve bilgi aginin birer tasiyicisi ve parcasiyiz. Mukemmel bir hediye bize yaratandan. Kullanmasini ogrenmek lazim.

Soru: Astral seyehat ile Tayyi-mekan ayni seymi?

Astral seyahat, yada tayyi mekan olayi bence ayni seydir. Farkli zamanlarda farkli isimler kullanilmis ama olay ayni. Bu olay tam uykuya dalma aninda oluyor. Once kulaklarda bir ugultu basliyor sanki suyun altindasiniz kulaklarda garip bir ses olur ya kafayi suya koyunca. Iste ona benzer bir ugultu. Sonra kalp alanindaki yesil chakramiz bir cark gibi donmeye basliyor hafif titreme oluyor ve govdenin ortasindan sanki kalp alanindan bir cengelle icinizden birsey cekiliyormus gibi havaya kalkiyorsunuz. Aslinda yataktasiniz hala ama o isik topu icinizden cikmis oluyor ve bilinciniz onunla. Yataktaki kendinizi izliyorsunuz yukaridan. Sonra duvarlardan gecerek yukseliyorsunuz gokyuzune ve yolculuk basliyor. Bazen ruh goturuyor sizi istedigi yere. (Astrallere perdenin digger tarafindan da destek veya mudahele olabiliyor.) Bazen siz yer belirliyorsun suraya gitmek istiyorum diye ve oraya gidiyorsunuz. Bazende bir kuvvet cekiyor size ve goturlup  gezdiriliyorsunuz. Mekanlar, gezegenler, yerler gosteriliyor. Herkesin yasamasi gereken bir deneyimdir. Cok guzel bir duygudur. Butun insanlarda yapilmasi olasi bir yetenektir. Hepimizde mevcuttur ama aciga cikmasi saglanmalidir.
 
Soru: Boyutlari anlatirmisiniz?

Ben butun boyutlarin ic ice olduguna inaniyorum. Hepsinin birer enerji perdesiyle ayrildigini dusunuyorum. Bizler dunyadaki yasamda, ruhsal yukselis yasadikca bu boyutlardaki enerji perdelerini bir bir asiyoruz. Yukseliyoruz. Yakin zamanda dorduncu boyut perdesinin kalkacagina inaniyorum. Bu yuzden olmus insanlari ve onlarin seslerini cok duymama ve gormeye baslayacagiz.

Soru: Olunce bize ne oluyor?

Bu soruya kendi yasadigim deneyimle cevap yazayim. Bir keresinde olen insanlara ne oldugunu ekrandan izledim. Ama kendim bilinc olarak da ordaydim. Tipki dunyadaki gibi agaclar, evler ve esyalar vardi. Orasi dorduncu boyuttu. Dunyada olen kisiler aslinda hala yasiyorlar sadece bedenleri bir elbise gibi eskiyor ve yok oluyor. Isik beden olarak kalan insan bir enerji perdesinden gecip diger tarafta kaliyor. Hatta bir sure oldugunu bile anlamiyor. Anladigi zaman, korkup panik olup, donmeye calisanlar gordum. Asiri dunya hayati bagimliligindan dolayi korkuyorlardi ve buda enerjilerini cok dusuruyordu. Bir kapanda gibi hissediyorlardi kendilerini. Sonra gokyuzunde isiktan bir delik acildi. Beyaz bir isik yayiyordu icinden. Bu tunel tipki bir girdap gibiydi, solucan deligi diye bildigimiz tunele benizyordu. Ordaki insanlarin bir kismini icine dogru cekti. Bir kismi geride kaldi sadece bakiyorlardir. Bendeki izlenim o anda, sadece isigi gorebilenlerin o tunele cekildigiydi.



Baska bir zamanda, bir depremde olmus bir apartman dolusu insan gordum. Hala tipki dunyada oldugu gibi yasamaya devam ediyorlardi. Tarlada calisip, yiyeceklerini yetistiriyorlardi. Dunya hayatindan farksizdi. Kacinci boyutta olduklarini hatirlamiyorum. Onlarla konustum. Hatta benim bulundugum boyuta gelip evimizi gezdiler ve tekrar kendi boyutuna donduler. Cocuklu ailelerdi.

Soru:Hep enerjiden bahsediyorsunuz. Bu kadar varligin yarattigi enerji nereye gidiyor?

Dunya uzerindeki tum varliklar birer enerji makinesi gibi enerji uretiyorlar. Bu enerjinin bir kismini gunluk yasamlarindaki aktivitelerinde kullaniyorlar, bir kisminida evrene yolluyorlar. Evrene giden enerjinin tamami free enerji olarak bize donusumu saglanabilir. O enerjiyle calisabilecek her turlu alet, araba veya elektrik uretimi yapilabilir. Tesla'nin insanlara anlatmaya calistigi sey buydu. Evrende hazirda bulunan bu bedava enerjiyi insanlarin yarari icin kullanima hazir hale getirmeye calisti ama guclu insanlar onu durdurdu. Bizler bir gun bu enerjiyi bedava kullanma imkanina sahip olacagiz. O zaman ne elektrik direklerine veya tellerine nede petrole ihtiyacimiz kalmayacak. Bunlardan elde edilen vergilerde kalkacaktir haliyle.Bazi ulkeler Tesla'nin projelerini gelistirip bedava enerjiyi kullanilabilir hale getirdiler. Ancak halktan gizliyorlar. Cunku devletler ve sirketler, elektrik ve petrolden cok para kazaniyorlar.

Soru: Hz Isa siyah mi?

Hz Isa'yi bir kac kez ekrandan gormustum. Orta boylu zayif, omuzuna kadar inen siyah duz saclari vardi. Kisa sakalliydi. Gozleri acik kahverengiydi. Kendi sahsi fikrim, Da Vinci'nin 'Son Aksam Yemegi' tablosundaki Isa portresi, gercegine cok yakindi. Benim gordugumde cok benziyordu bu haline.
Internette bazi kaynaklarda esmer bir dogulu hali oldugu, bazilarinda da siyah kokenli oldugu, bazilarinda ise acik kumral ve renkli gozlu oldugu anlatiliyor. Hangisi dogru bilemiyorum.

Bir kac aydir Hz isa bilinci kisisel akasamizda aktif oldu. Onu merak etme, ruyada gorme, onunla ilgili gercekleri sorgulama gibi davranislar icine girebiliriz. Bu sene onun yasamiyla ilgili cok sey ogrenebiliriz. O adeta icimizde yasamis gibi olacak. Cunku yasam bilgisi zaten bizde kayitliydi, ve onu anlamamiz, tanimamiz ve hissetmemiz icin aciga cikiyor. Evrenin baslangicindan beri yasanmis hersey bilgi olarak hepimizin dnasinda kayitli. Hepimiz birbrimizle ilgili herseyi biliyoruz ve birbirimizi taniyoruz. dna aktivasyonu arttikca bu bilgilere ulasma imkanimiz da artiyor.  Hepimiz aslinda biriz. Birlikte aydinlanmayi bir ogrensek.

Soru: Buyu hakkinda bilginiz var mi?

Bu konuyla hic ilgilenmedim. Merak da etmedim ama bu tarz seylerin; negatif enerjinin, belli bir dusuncenin, sozlerle veya sembollerle baska bir kisi yada alana transfer edilmesi oldugunu dusunuyorum. Eger kisi sevgi kanalinda ise; gelen bu negatif enerjiler kendisine zarar vermeden bloke olur ve geldigi noktaya yansiyarak geri doner. Cunku sevgi titresimi en yuksek olan enerjidir. Hicbir negatif enerji ona erisemez ve onu yenemez. Sevgi yaraticinin saf enerjisidir.

Soru: Saclar negatif enerjiyi cektigi icin ortuldugunde koruma saglaniyormus diye duydum. Acaba islamda ortunme bunun icin mi var?

Gonderilen Islamda ortunme yoktur. Arap islaminda ve radikal yahudilerde vardir. Korunma manevi olarak yapilir. Maddesel bir ortuyle enerji halindeki bir tehlikeden kendini koruyamazsin. Maddesel ortu sadece maddeden gelebilecek tehlikeden korur. Manevi tehliklerden ancak manevi ortunmeyle korunabilirsin. Buda dualarla, imgelemelerle yapilan koruma duvarlari veya cemberleri ile olabilir.
Bence kuranda bahsedilen korunma ve ortunme ruhsal ortunmedir, ruhsal korunmadir. o zamanki bilincle yapilan yorumlarda hersey madde boyutu icin dusunulmus nedense. Oysa Kuran da bahsedilen bir cok sey manevi yasama yoneliktir. Ben bunu goruyorum Kuran'da.. Ruhsal yukselis baz alinmis.

Soru: Astral seyahatten geri donmeme durumu var mi?

Hayir. Oyle birsey asla olamaz. Soyleyenler bilgisizlikten soyluyorlar. Zaten astral seyehat yapabilen bir kisi bunun dogru olmadigini anlar ve bilir. Boyle bir soylem muhtemelen deneyim yasamamis olanlardan geliyordur. Bizler toplum olarak bilmedigimiz herseye korku ve negatif olarak yaklastigimizdan..buda ona benzer bir durumdur bence. Astral seyehatte yukselisde kulak uguldar, kalp alani cark seklinde donebilir, bir kancayla icinden birsey cekiliyormus gibi hissedilebilir ama cikis basladimi gerisi bildigin kanatlanip ucmaktir. Donus ise, nefes alip vermek kadar basit ve hizlidir. Gozlerini ac yeter. Hepimiz zaten derin uykudayken astral seyehat yapariz. Ama uyaninca ruyada ucmak olarak tarif ederiz.. Astral seyehat cok guvenlidir..guvenle yapilabilir..Korku hissi olmadan denenmelidir...

Soru: Buyu hakkinda neler biliyorsunuz? Nasil bozulur biliyor musunuz?

Buyu konusu hic ilgimi cekmemistir. Tamamen karanliga ait. Ama buyu diye bilinen seyin, iyi veya kotu, belli bir dusuncenin; sozle, resimle veya sembolle baska birine transfer etmek oldugunu dusunuyorum. Bu olay negatif enerji transferi olarak hazirlanmissa ve o kisi dusuk titresimde, stress altinda veya sorunlu bir insansa, onu etkiliyor dahada negatiflesmesini sagliyor, hasta hissettiriyor..
 
Eger kisi yuksek titresimde bir insansa, sevgi kanalindan besleniyorsa ve pozitifse, hazirlanan o negatif enerji transferinin hicbir etkisi olmuyor. Cunku yuksek titresim dusuk titresimi her zaman donusturur ve yok eder.
 
Ornegin sifa amacli ise etkisi daha cabuk olur. Ancak birilerini birlestirmek manasinda hazirlanmissa, ozgur iradeye mudahele oldugundan dolayi iyi bir sey degildir ve bedelini yapan da yaptiran da karma olarak ceker. Ektigini bicme olayi..
 
 
 
 



Sevgiler!

Aasmaestefan@gmai.com