12 Nisan 2017 Çarşamba

Sumerlerden Bize Gecen 13 Gelenek


Bu yazi asagidaki linkten alinti yapilarak tarafimca kendi frekansima gore okuyucularim icin hazirlannmistir. Isteyen yazinin orijinalini linke tiklayarak okuyabilir.

https://resistancehonorable.blogspot.com/2017/04/sumerlerden-bize-kalan-gelenekler.html

                                           Sumerler'de Dini Yasam

Sümer dini, önceleri tanrısız bir dindi. İnsanlar öncelikle büyük tabiat güçlerine taparlardı. Büyük tabiat güçleri pasifti, yaratıcı güçten yoksundu. Bu tabiat güçlerine sonradan Tanrısallık biçilmiştir. İnsan aklı soyuttan somuta doğru gelişmiştir ve soyut şeyleri antik çağların insanları somutlaştırmak istemiştir. Bu somutlaştırmadan evvel,Tanrı kavramı yaratıcı olmaktan ziyade soyut olarak 'enerjiyle' ifade ediliyordu. Örneğin Tammuz, bereket tanrısı olmadan önce ağacın ve bitkinin içindeki enerjiydi. Bu somutlaştırma sürecinde Sümerler, o dönem en ileri oldukları astronomiden yararlanmıştır. İnşa ettikleri devasa Zigguratlar ile gökyüzünü gözlemektelerdi. Soyut ilahlarını, gökyüzünde keşfetmeye başladıkları cisimlerle özdeşleştirerek somutlaştırdılar.

Ay Tanrısı, Güneş Tanrısı, Rüzgar Tanrısı vs.Sümer'den dünyaya inancın yayılışı Sami Irktan olan Akadlar, M.Ö. 2500 yılında Sümer bölgesine yerleşiyor ve muazzam bir uygarlıkla karşılaşıp kendi inançlarını Sümer inançlarıyla harmanlıyor. Akadların, hem Batı hem de Doğu'ya doğru genişlemesiyle Sümer inançları denizci bir toplum olan Fenikeliler'e ve Filistin'e ulaşıyor. Fenikeliler vasıtasıyla da Antik Yunan ve Roma'ya...

Sümerlerin İnanna'sı; Semitik toplumların İştar'ı, Fenikeliler'in Astarte'si, Antik Yunan'ın Afrodit'i oluyor. Sümer'in Tammuz'u, Fenike'nin Adonis'i oluyor.


Sümer'in Ninurta'sı, Yunan'ın Zeus'u oluyor. Kısaca, Sümer'de somutlaştırılan ne kadar Tanrı ve Tanrıça varsa bahsi geçen coğrafyalarda da versiyonları türetiliyor.

1- Nevruz: Kutsal Evlilik

Nevruz bir Sümer ritüelidir ve tüm toplumlara da Sümer'den yayılmıştır. Şöyle ki; Sümer'in en ünlü tanrısı Tammuz, bereket ve güneş tanrısıdır. En ünlü tanrıçası ise, bereket, toprak ve ay tanrısı olan İnanna'dır. Sümer'deki inanışa göre, soğuk ve zor geçen kışın ardından baharın gelişiyle her yıl 21 Mart tarihinde Tammuz ve İnanna evlenir. Bu evlilik kışın bitişini, topraktaki bereketlenmeyi simgeler ve her yıl bu tarihte kutlanır. 21 Mart aynı zamanda gündüz ve gecenin birbirine eşit olduğu tarihtir. Güneş tanrısı Tammuz, gündüzü; ay tanrısı İnanna geceyi simgeler ve bu geceyle gündüzün kavuşmasıdır. Tammuz ve İnanna’nın birleşmeleriyle dünyaya bolluk, bereket ve yeşillik gelirdi, hayvanlar yavrulardı. Evlilik, güneşle alakalı olduğundan ritüelde ateşin üstünden atlamakta vardır. (Ateş, güneşi simgeler.) İlk defa M.Ö. 4000 yılında kutlanan bu evlilik, Mezopotamya ve Orta Asya'da Nevruz halini alıp zenginleştirilmiştir. Hristiyanların Paskalyası ve Hıdrellez'in kaynağı da bu kutsal evliliktir. Semitik toplumlardaki 'cemre' inancı da bu evlilikten gelir.

2- Gelin Odasinin Suslenmesi:

İnanışa göre, kutsal evlilik öncesinde Tanrıça İnanna yıkanır, annesi ile konuşarak ondan tavsiyeler alır, kapı arasından hediyelerin gelişini gözler. Daha sonra gelin odası hazırlanır ve çeyizler ziyaretçilere gösterilir. Ancak tüm bu hazırlıklar tamamsa Tammuz’un içeri girmesine izin verilir. 6000 yıldır bu evlilik töreni, o bölgede, bölge çevresinde ve Anadolu’da bu şekilde devam etmektedir. (Tammuz ve İnanna'nın kutsal evliliklerine dair, Tevrat'taki Süleyman'ın Şarkıları'na bakabilirsiniz.)
 
3-Selvi Agaci, Mezarliklar ve Tammuz:

Tammuz için metinlerde şöyle denir: “Bir yığın Haşur Ormanlarının arasında sen pırıl pırıl parlayan bir selvi ağacıydın ve senin bulunduğun yere sadece güneş gelebilirdi”. Sümer tapınaklarında Tammuz'un sembolü olarak selvi ağacı dikilirdi. Tammuz, sular tanrısı Enki’nin oğlu olduğu için, tapınaklarda aynı zamanda havuz, su kuyusu veya çeşme de olurdu. Bugün mezarlıklarda selvi ağaçlarının olmasının nedeni, selvi ağacının “ebedi hayat”ı simgeleyen 'hayat ağacı' olmasıdır. Tammuz gerçek anlamda hiçbir zaman ölmez; ebediyete sahiptir.

4- Noel Agaci:

Bir önceki maddede Tammuz hiçbir zaman tam olarak ölmez demiştim. Evet ölmez sadece derin bir uykuya dalar. Bu uyku, gecenin gündüze galip gelmeye başladığı tarihe denk gelir. Bu tarih gece ile gündüzün yıl içerisinde son kez birbirlerine eşit oldukları ekinoks tarihidir. Bu tarihten sonra gecelerin süresi, gündüzü geçer ta ki 21 Aralık’a kadar. 21 Aralık yıl içerisinde en uzun geceyi içerir. 21 Aralık'ta Güneş tanrısı Tammuz ‘ölür.’ 3 gün sonra ise gecenin kısalmaya gündüzün uzamaya başlamasıyla dirilir. Bu diriliş 25 Aralık’ta kutlanır ve bu kutlamalarda Sümerler, bugün noel dedikleri ağaçları kullanır. Ağaçtaki süsler, her türden meyveyi ve bereketi simgeler; ağacın kendisi ise Tammuz'dur.


5- Tibbin Sembolu:

Yukarıdaki örneklerde hayat ağacının kendisinin Tammuz olduğunu görmüştük. Hayat ağacına sarılı iki yılan Tammuz'un iyileştirici özelliğini tasvir eder. Günümüz tıp çevrelerinde yaygın olarak kullanılan yılan sembolünün kaynağı da yine Sümer'dir.


6- Domuzun Haram Olmasi:
Tammuz'un diğer adı -daha doğrusu bir başka söylenişi- Domuzi'dir. İnanca göre Tammuz ve onun bir sonraki versiyonu olan Adonis, vahşi bir domuz tarafından katledilir. Domuzu mitolojide günahkar,dinlerde haram yapan bilinçaltında yatan 'Tanrı katili' sıfatıdır. Ayrıca ekonomik açıdan, domuzun küçükbaş hayvanlar gibi göç edememesi ve dönemin şartlarınca yaz aylarında etinin sıcağa dayanamayarak çabuk bozulması da nedenler arasındadır.

7-Yere Dusen Ekmegin Opulmesi:
Ekmeğin kutsallığı Sabiilerden gelir. Tammuz'un bir başka versiyonuna tapan Sabiilere göre ekmek çok kutsaldı. Öyle ki, buğdayın toplanması ve öğütülmesi zamanında Sabiiler ağlardı. Çünkü bu tarihler, Tammuz'un öldüğü -derin uykuya daldığı- günlere denk gelirdi. Sabiilere göre, ekmek Tammuz'un etiydi. Tammuz, Sabiiler için ana geçim kaynağıydı. Bu nedenledir ki, bugün Anadolu’da hala ekmek yere düştüğü zaman öpülür ve başa konur, ekmek ve buğday kırıntısına basmanın büyük günah olduğuna inanılır ve ekmek bıçakla kesilmez. Çünkü, ekmek binlerce yıl önceki inanca göre bereket tanrısı Tammuz'un etiydi. Ekmeğe verilen önem bu coğrafyada hiç değişmedi. Elbette, Tammuz unutuldu, gitti. (Ek olarak, Sabiiler'e göre ekmek Tammuz'un eti dedik. Şarap da barış ve şarap tanrısı Dionysus'un kanıydı. Her ikisi de dönemin insanları için ana geçim kaynağıydı. Hristiyanların Efkaristiya'sını açıklamak için yeterli bir kaynak.)

8- Kurban Ritueli:
Sümer'de tanrıları sevindirmek, istekte bulunmak, hastalıktan kurtulmak ve adakta bulunmak için, hasta veya sakat olmayan bir hayvan kurban edilirdi. Kurbanları tapınak rahipleri keserlerdi. Kurbanın sağ kalçası ve iç organları Tanrılara takdim edilir, geri kalanı ise dağıtılırdı.


9-Ilk Tek Tanri: Marduk
Marduk, Babil kentinin tanrısıydı ve Sümer'deki Tammuz'un Babil versiyonuydu. Babil şehrinin güçlenmesiyle birlikte o da güçlendi. (Mitolojide tanrılar, doğdukları şehre bağlıydı. Şehir güçlendikçe o şehrin -ya da devletin- kralı, kendi tanrısını da güçlendirmiş ve yaygınlaştırmış oluyordu.) Marduk, M.Ö. 2000'de Kral Hamurabi tarafından Baş Tanrı olarak ilan edildi. M.Ö. 1600'lerde de Kral Buhtunnasr tarafından Tek Tanrı ilan edildi.Marduk Tanrıların Tanrısı konumuna gelince diğer 50 tanrı, kendi güçlerini Marduk'a verir. Her bir gücün, özelliğin de ayrı ismi vardır. Böylelikle, Marduk'un 50 kadar ismi olur. Marduk, kendisine güçlerini sunan tanrı ve tanrıçaları kendi hizmetine alır ve onlara sınırlı güç ve görevler atfeder. Böylelikle eski Sümer tanrıları, tek tanrının hizmetinde birer elçi, veli ve ilahi ögelere dönüşür. Babil'in zayıflaması ve Asur'un güçlenmesiyle Marduk'un Asur versiyonu ortaya çıkar: Devlete de ismini veren Asur tanrısıdır. Ve zamanla Kabala öğretisinde kendine yer edinen bu tek tanrı inancı, modern yapısına Tevrat ile kavuşur.

10-14 Subat Sevgililer Gunu:

Sevgililer günü günümüzden çok daha evvel Antik Yunan'da kutlanıyordu!Sümer'deki Tammuz-İnanna ve Anadolu'daki Attis-Kibele evlilikleri gibi Antik Yunan'da da Tanrıça Hera ile Tanrı Zeus'un kutsal evliliği yüzyıllardır kutlanıyor. Zeus genel olarak partnerlerini aldatan çapkın bir yapısı vardır ve bir gün şekil değiştirerek Hera ile birlikte olur. Aldatıldığı ve gururuyla oynadığı için Zeus'u sadece onunla evlendiği takdirde affedebileceğini söyler ve kutsal evlilik gerçekleşir. Antik Yunan'da Tanrıların Tanrısı olan Zeus evlenince Tanrıça Hera'da Tanrıların Tanrıçası olmuştur. Antik Yunan'daki Hera, Roma'da Juno ismini alır. Roma'da kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak bilinen Juno'ya duyulan saygı sebebiyle 14 Şubat tatil ilan edilir ve bu tarihte çeşitli ritüeller gerçekleştirilir. Böylelikle 14 Şubat, Antik Yunan tanrıçası Hera'nın sevgililere hediyesi olmuş oluyor.

11-Bas Ortusu:
Sümer’de, Babil’de (ve hatta erken Anadolu dönemlerinde bile) her genç kız evlenmeden önce tapınağa gider ve orada bir kere olmak üzere yabancı bir erkekle para karşılığı beraber olurdu. Bu parayı tapınağa bağışladıktan sonra tapınaktan ayrılabilir ve artık evlenebilirdi. Bu tür bir cinsel birleşme son derece kutsal sayılırdı (tıpkı Tammuz İnanna veya Kral-Baş Rahibe birleşmesinde olduğu gibi). Bunu yapmadan genç kız evlenemezdi. Asilzadeler bile kızlarını kendi elleriyle bu tapınaklara getirmişlerdir. Çirkin kızların kötü bir kaderi vardı; bazen kendileriyle beraber olacak bir erkek çıkması için yıllarca tapınaklarda beklerlerdi. Bunun dışında tapınak rahibeleri, bu kutsal fahişeliği sürekli olarak yaparlar ve tapınağa gelir sağlarlardı. Bu kadınların diğer kadınlardan ayrılması için, başlarının bir şalla örtülmesi zorunluydu. Bu örtü, artık o kadının evlenebileceği anlamına geliyordu. M.Ö. 1500 yıllarında Asur kralı, sadece evlenilebilir kadınların değil; evlenen ve dul kalan kadınlarında örtünmesini zorunlu kılmıştır. Böylelikle, üç büyük kutsal kitapta da geçen baş örtüsü adetinin kaynağının Sümerler olduğunu öğreniyoruz.

12-Kartal:
Sümer'de güneşin farklı farklı şekilleri vardır. Sabah, öğle, akşam güneşinin; yaz, bahar, kış güneşinin farklı farklı isimleri, simgeleri ve tanrıları vardır. Sümer'deki sabah güneşini de kartal simgeler. Sabah güneşiyle kartal; doğuşu ve yükselişi ifade eder. Kartal aynı zamanda batmayan güneşin temsilidir. Sümer'den günümüze kadar özellikle devletler tarafından bu simge kullanılmıştır. Kartal, pek çok devlet için gücün sembolü olmuştur.


13-Kutsal Sayilar:
Sümerliler, gökteki 12 burcu ilk kez keşfeden uygarlıktır. Sümerlilerin bir gün 12 saatten oluşuyordu ama 1 saatleri bizim 2 saatimize eşitti; yani toplamda yine 24 saatti. İsa’nın 12 havarisi, bu burçları temsil eder. Sümer inancına göre, burçlarda birer tanrı otururdu ve güneş tanrısı bu burçları ziyaret ederdi (her 2150 yılda bir güneş başka bir burca denk gelirdi ve Sümerliler bunu hesaplamışlardır). Bugün Yahudilikteki ve Hıristiyanlıktaki 7 kollu şamdan, Sümer’in meşhur ağacını ve yedi seyyareyi temsil eder. Tek tanrılı dinlerdeki cehennemin 7 kapısı, Sümer’in yer altı dünyasının 7 kapısı olmasından gelir. Sümerlerde sayı sistemi 10'luk değil; 60'lıktır. En büyük rakam 60, en büyük tanrının rakamı da 60'tır. Ay tanrısının rakamı ise, 30'dur. (Ay Dünya etrafındaki dönüşünü yaklaşık 30 günde tamamlar.).

Alinti
Kaynaklar: Muazzez İlmiye Çığ, 'Kuran, İncil ve Tevrat'ın Sümer'deki Kökeni' Kaynak Yayınları

6 Nisan 2017 Perşembe

Neyi Beslersek O Hayatimizda Daha Uzun Kalir- Referandum Ozel

Cevremizde gelisen olaylarin yada hayatimizdaki kisilerin devamliligini veya ayakta kalmasini saglayan enerjileri biz uretiyoruz. Kaygiyla, korkuyla yada sevgiyle..farketmiyor. Dusuncelerimizle neyi daha cok beslersek o hayatimizda daha uzun kaliyor. Bu yuzden de hayatimizdan bir an once cikip gitmesini istedigimiz herseyi dusunmeyi birakmamiz gerekir. Yani birseylerin kalmasini istiyorsak bolca dusunmeliyiz, kurtulmak istiyorsak bag kesip, dusunmeyi birakmakliyiz. Cunku kisi yada olaylar biz istedigimiz kadar hayatimizdalar. Onlarla bagimizi kesip, dusunmeyi birakinca; onlarin hem bizim icin onemi kalmiyor hem de bizden beslenemedikleri icin hayatimizdan cikip gidiyorlar ve yeni gelecek olanlara yer aciyorlar.

Bana yazanlar genelde ulke yonetiminde yer alan kisilerle ilgili rahatsizliklarini dile getiriyorlar ve ne zaman gideceklerini soruyorlar. Sabirla hepsini cevaplamaya calisiyorum ama bilinki onlari konusmamiz, onlarin yaptiklarina uzulmemiz, kaygilarimiz ve ulkenin gelecegi icin korkmamiz bile onlarin hayatimizda daha uzun kalmasina sebep oluyor. Cunku ayakta kalabilmek icin ihtiyac duyduklari enerjiyi karamsar dusuncelerimizle biz uretiyoruz onlara. Bir yandan kendi destekcilerinden beslenirken diger yandan da bizden yayilan umutsuzluk enerjisiyle besleniyorlar. Bizler farkinda olmadan onlara olan kizginliklarimiz yuzunden umutsuzca hep onlari dusunuyoruz ve iyi olmayan bir dusunce enerjisi uretmis oluyoruz. Yaydigimiz karamsarlik ve negatif enerji ise sadece onlara guc veriyor. Bu yuzdende 24 saat hayatimizin ve zihnimizin icinde olmak icin butun medyayi ele gecirdiler ve 24 saat yalan dolanla bizi ve dusuncelerimizi kontrol altinda tutuyorlar.

Inanin sadece bir haftaligina hayatinizdan televizyonu, telefonu ve interneti cikarsaniz bambaska bir insana donusursunuz. Surekli zihin kontrolu programinin etkisindeyiz. Bilincli olarak bizleri; kendilerine enerji ureten tuplere donusturmek icin calisiyorlar.

Buna engel olmanin tek yolu; iyimser olmak, onlardan kurtulmus bir Turkiye'yi dusunmek, sevgi ve barisla 'Bir' olmus bir toplumu hayal etmek ve birbirimizi sevmekten gecer. Nefret ederek, kizarak asla kurtulamayiz bunlardan. Ozellikle de; 'nasilsa secimi kazanirlar', 'oy calarak basta kalirlar', 'cumhuriyeti yikacaklar' gibi negatif dusunceleri uretmek tamamen onlarin isine yarar. Aksine onlarla ilgili kaygilarimizi sifirlayip, hic kafaya takmayip, 'nasil olsa kaybederler' deyip sakince disardan izleyici olursak, beslendikleri enerjiler azalir ve gucleri zayiflar.

Sevgi dolu bir gulumseme ile 'Hayir' la gittiklerini dusunun yeter..

Ulkemiz, su an ustundeki insanlarla birlikte bir donusum yasiyor. Yuzlestigi tum hastalikli yanlarindan, icinde bulundugu karanliktan cikmanin yollarini ariyor. Bu yuzden, karanligi dahada guclendirecek kisilere degil aksine daha da aydinlatacak kisilere ihtiyac var. Burda da bize buyuk gorev dusuyor. Umutsuzlugumuzla negatif bir enerji yayip ondan beslenenleri guclendirmekten vazgecip tum hunerlerimizle isik olmaya ve kendi alanlarimizi aydinlatmaya ihtiyacimiz var. Bizler once kendimizi sonra yakin alanimizi isigimizla aydinlatmaliyiz ki aydinlanma zincirindeki diger halkalar da onunu gorebilsin ve ayaga kalkabilsin.

Biz malesef 'Bir' olmayi ve sevmeyi ogrenene kadar parca parca dagilmaya mecburuz. Yasayacagimiz her bir ser, sonraki nesile 'Hayir' olarak geri donecektir. Bizler buraya bir isik kanali acmaya geldik...gelecek nesiller icin...ve bunu insa edecegiz... Ettik..Bizler gelecekten gelen zaman yolculariyiz. Yasanmis olana taniklik etmek ve yapilan yanlislari duzeltmek icin geldik. Artik bilgi cagina girdik. 'Dinlerle kontrol donemi' kapandi. Kolelik duzeni yikiliyor..Uyanis hareketi buyuyor..

Daha hizli uyanmanin yolu bilinclenmektir. Bilgi bizi dusuk frekanslardan kurtarir. Ilizyonu bitirir. Bize sistemin isleyisini gosterir, kendimizi korumayi ve sistem disina almayi ogretir. Olaylari; icine dalarak degil, disardan izleyerek sekillendirmeyi ogretir. Kisilere ve olaylara olan bagimliligimizi bitirir, gercek resmi gormemizi saglar. Bilgi isikdir. Isik olan yerde karanlik beslenemez..Donusur..

Her karanlik kendisini aydinlatacak isigi icinde barindirirmis.. Ne kadar karanlik o kadar isik..Turkiye ile ilgili endiselerinizi sevgiyle umuda donusturun ve bilinki..referandum sonucu her ne olursa olsun:

"Turkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktir."

" Turkiye Cumhuriyeti seyhler, dervisler, muritler, meczuplar memleketi olamaz..."

                                                                                           M.Kemal ATATURK




Sevgiler!

Aasmaestefan

29 Mart 2017 Çarşamba

İnsanlar da Bitkiler Gibi Birbirlerinden Enerji Cekebilir

İnsanlar da bitkiler gibi birbirlerinden enerji çekebilirler. Bu yuzden belirli korunma yöntemleri almakta fayda var.



Bielefeld Üniversitesindeki bir grup biyoloji uzmanı bitkilerin diğer bitkilerden enerji çekebildiğini buldular. Bu durum insanların da aynı şekilde enerji çekebileceğini kanıtlama yolunda önemli bir adım olarak görülüyor.

İşte sizin alanınızdan enerji çekilmesini engellemek, enerji alanınızı temizlemenizde ve başka insanların enerjilerini serbest bırakmanızda size yardımcı olabilecek beş yöntem:

1-Merkezinizde kalın ve topraklanın: Analiz eden benliğinizde ya da egonuzda değil de, ruhsal varlığınızda kalırsanız, alanınıza giren şeyleri anında farkedersiniz.Tam anlamıyla topraklanmışsanız, başka insanların enerjilerini ve duygularını niyet ederek kolayca topraklama kordonunuzdan serbest bırakabilirsiniz.

2-Direnç göstermeyin: Direnç gösterdiğimiz üzerimize yapışır. Bir grup ya da  belli bir insan yakınlarınızdayken kendinizi rahatsız hissediyorsanız, kendinizi korumak için direnç göstermeyin, çünkü bu yabancı enerjiyi sizin alanınızda tutar. Vücudunuzun saydam cam ya da su gibi şeffaf olduğunu hayal ederek dirençsiz bir duruma geçin. Böylece, biri size gücünüzü azaltacak bir etki gönderdiğinde, sizin içinizden geçip gidecektir.

3-Auranızdaki alana sahip çıkın: Hepimizin vücudumuzu saran bir enerjik aurası vardır. Eğer bu kişisel alana sahip çıkmazsak buna girmeye çalışan yabancı enerjiye karşı savunmasız oluruz. Kişisel alanınıza sahip çıkmanın bir yolu olarak auranızın sınırlarının farkında olun (Bu, vücudunuzdan aşağıda ve yukarıda yaklaşık kolunuz genişliğinde bir alandır).

4-Enerjinizi temizleyin: Altın rengi yüksek titreşimlidir ve yabancı enerjiyi temizlemede faydalıdır. Auranızın üzerinde (1 m kadar yukarıda) altın bir duş kafası hayal edin ve onu açın, bu temiz altın enerjinin auranızdan ve vücut alanınızdan geçerek topraklama kordonunuzdan akıp gittiğini canlandırın. Anında temiz ve tazelenmiş hissedeceksiniz.

5-Enerjinizi geri çağırın: Kendi enerjimiz kendi alanımızda olduğunda başka enerjilerin bizim alanımıza girmesi için yeterince alan yoktur. Fakat başka insanlara ve projelere dikkatimizi verdiğimizde enerjimizi etrafa yayarız. Başınızın 1m. kadar üzerinde temiz altın bir güneş yaratın ve bunun bir mıknatıs olmasına izin verin ve bunun sizin dağılmış tüm enerjinizi içine çektiğini hayal edin ve çekerken de altın enerji içinde temizlemesini sağlayın. Bu güneşi daha sonra auranızın tepesinden vücut alanınıza indirin ve enerjiyi kişisel alanınıza serbest bırakın.

Kaynak:http://www.bbncommunity.com/people-can-draw-energy-from-other-people-the-same-way-plants-do/

Yayınlayan sevgili arkadasim SummerSun 'a tesekkurler!

16 Şubat 2017 Perşembe

Kendi Frekansımızı Yükselterek İyileştirmek



Bir dalganın belli bir zaman birimi (genellikle saniye) içerisinde tekrarlanma sıklığına, yani bir saniye içindeki döngü sayısına “frekans” denir.  “Hertz” birimiyle ölçülür. Herşey titreşmektedir. Bu nedenle herşeyin frekansı vardır. İnsan bedenindeki her hücrenin kendine göre bir doğal frekansı vardır. Aynı şekilde, her hastalığın, her bakterinin , her virüsün de doğal frekansı vardır. Her hücreyi kendi doğal frekansına döndürmek, bedeni sağlığa kavuşturur. Bedenin frekansıyla çatışan, onu bloke eden dalga boyları ise hastalığa hatta ölüme  neden olabilir. Yalnız maddî/fiziksel şeylerin değil, duyguların, düşüncelerin, isteklerin, ilişkilerin, filmlerin, kitapların, dokümanların, toplumsal konuların ve bireysel bilincimizin de frekansı vardır.

 Amerikalı Bilim Adamı Dr. David Hawkins , ( 1927-2012) frekanslar , frekansların bilinç düzeylerinde etkisi , ilişkisi üzerine binlerce araştırma yapmış ve ortaya Hawkins bilinç haritası denen Tabloyu çıkarmıştır. Yaptığı deneylerde , yüksek frekanslı duygu ve düşüncelerin ; düşük frekanslı olanlardan daha güçlü ve etkili olduğunu . En yüksek frekansa ulaşmış bir bilincin düşük frekanslı 70 milyon bilinci dengelediğini klinik olarak kanıtlamış ve Power vs Force - An Anato my of Consciousness ( Güç Kuvvete Karşı – Bilincin Anatomisi ) Kitabında detaylı olarak anlatmış.


Yapılan araştırmalardan kritik seviyenin 200-cesaret olduğu, ölçümü 200 un altında çıkan duyguların düşüncelerin, durumların kişiyi ve çevresini zayıflattığı , yorduğunu, aşağıya çektiğini ortaya çıkartmış.

Bir başka ilginç bulguysa , yüksek bilinç frekanslarının şaşırtıcı sayıda düşük frekansı dengelediği yönünde . Bireylerden herhangi birinin bilinç frekansı yükseldiğinde , çok sayıda düşük frekanslı bilinci etkileyip dengeleme imkanı olması .

Tablo şöyle :

300 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 90.000 kişiyi,
400 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 400.000 kişiyi,
500 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 750.000kişiyi,
600 seviyesindeki bir kişi 200’ün altındaki 10 milyon kişiyi,
700 seviyesindeki bir kişi ise 200’ün altındaki 70 milyon kişiyi dengelediği görülmüş.

 Pozitif ve herşeyi olduğu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji,750.000 insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji,10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydığı enerji,70 milyon insanin yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yaydığı düşük enerjiyi dengelemektedir...

Yapılan araştırmalar ve sonuç teyitleri yıllar sürmüş ve yüzbinlerce denek üzerinde çalışılmış.
Hawkins, insanlığın %85’inin 200’ün altında titreştiğini, son dönemde insanlığın ortalama farkındalık seviyesinin 204’e ulaştığını, yani negatif-pozitif sınırını aştığını, ancak insanın  anlamlı bir şekilde tatmininin 250’nin altında gerçekleşemediğini yazmaktadır.                                                                  
Bireyler gibi, toplumların ve kültürlerin, ülkelerin, coğrafyaların  da titreşim seviyeleri vardır. Bu titreşimler , o alanda yaşayan insanlar, bitkiler , toprak, hava, eşyalar,binalar  vs tarafından oluşturulmaktadır. 200’ün altındaki enerji alanları, açlık, kıtlık ve hastalıkların çok yaşandığı, cahillik ve işsizliğin çok olduğu, ilkel şartlara sahip ortamlardır. Tatmin edici bir yaşam 250 lerde başlamaktadır. 300’lerde teknolojik ve ekonomik olarak çok gelişmiş bir toplum mümkün olmakta, 400’lerde ise yüksek bir eğitim, bilgi, kültür ve sanat seviyesi yaşanacaktır.  500, başka bir büyük sıçramanın gerçekleştiği bir eşiktir. 500’lerin sonlarında toplum artık spiritüel bir toplum haline gelmektedir. 600, bütün topluma şefkat ve sevginin hâkim olduğu, bütün eylemleri sevginin yönlendirdiği bir seviyedir.

 Şimdi tablonun 200 ün altında kalan ve 200 ün üstünde kalan kısımlarına tekrar göz atalım . Sonra dönüp içimize, düşüncelerimize, sözlerimize, dualarımıza bakalım . Biz acaba bu tablonun neresindeyiz. Yaşadığımız yeri, mahalleyi, kenti, ülkeyi, dünyayı iyileştirmek için bizim üzerimize düşen nedir ?

Kaynak : Power vs Force - An Anato my of Consciousness
Dr. David Hawkins 


Alinti: http://tolgayazicier.blogspot.com/2016/03/kendi-frekansimizi-yukselterek.html

15 Şubat 2017 Çarşamba

Bizim Umutsuzlugumuz Karanligin Umutlarini Besler


Neden baskasinin yazdigi senaryoyu oynuyorsunuz? Siz kendi senaryonuzu yazin, birakin onlar oynasin. (Bana gelen mesaj)

Daha once de yazdigim gibi; dusuncelerimiz zihinden enerji halinde evrene yayiliyor ve bir projeksiyondan yansir gibi yasamimiza senaryo olarak geri donuyor. Yansima basladiginda bizler dusuncelerimizle yazdigimiz bu senaryoyu oynamaya baslariz. Kimisinde figuran, kimisinde bas rolde...Durum boyle iken yazilan senaryonun icerigi de buyuk onem tasiyor. Cunku en cok yayilan dusunce ne ise senaryoda ona gore sekilleniyor. Bu durumda negatif cogunluk dusuncesiyle negatif bir senaryoyu olusturmus ise, azinlikta kalan pozitifler o senaryoda figurana donusuyor. Basrolde negatif cogunluk ve belirleyici de onlar olmus oluyor. Eger pozitif cogunlukca senaryo yazilmissa bu sefer de basrolde pozitif cogunluk, figuranlik ise negatif azinliktadir. Sistem boyle devam edip gidiyor...

Madem yasayacagimiz her seyi kendimiz uretiyoruz. O zaman belirleyici olarak ne dusundugumuze dikkat edersek, planli ve programli sekilde dusunce yayarsak icinde bulundugumuz realiteyi degistirebiliriz. Kontrolu ele alabiliriz. En cok olmasini istedigimiz seyleri hayal ederek, olmus oldugunu dusunerek evrene enerjisini yayabilir ve bize senaryo olarak donusunu bekleyebiliriz. Bunun bilincine varirsak, hem hayat nehri istedigimiz yonde akar, hem de kurtulmak istediklerimizden kurtulmus oluruz. :) (Anladiniz siz..)


Son gunlerde, bikmadan usanmadan sikayet duyuyorum 'neden ulkemiz bu hale geldi?' diye. Hepimizin bunda payi var. Birileri yillardir merdiven altlarinda, bodrumlarda gizli sakli orgutlenip; simdiki durumun olmasi icin dusunce uretirken, o dusuncelerini besleyip evrene yansitirken; bizler gunumuzu gun ediyorduk. Icimizde gizlice buyuyen, beslenen karanligi goremedik. Cunku fazla isik gozlerimizi kamastirmisdi. Oysa en guzel anlarimizda en cok firsat varken o guzel gunlerin devami icin biraz dua, biraz sukurdu tek gerekli olan...Yapabildik mi? Kacimiz yapik? Bugunku durumda kacimizin payi var?

Simdi, durum bu haldeyken; 'neden bunlar basimiza geliyor' diye dusunmekle zaman kaybediyoruz. Cunku geldigimiz nokta sebep aramaktan cok cozum uretmek gerektiren bir noktadir. 1919'u yasamis bir millet olarak bize umutsuzluk yakismiyor. Biz umutsukluk icinde yasadikca, yaydigimiz negatif enerji, karanliga ait dusunceleri daha da besliyor ve onlarin yaydigi hain planlarin gerceklesmesine yardim ediyor. Yani biz farkina varmadan aslinda onlara yardim etmis oluyoruz. Bizim umutsuzlugumuz, karanligin umutlarini besliyor.

 Peki bu durumu degistirmek icin ne yapabiliriz?:

Hemen dusuncelerimizin kontrolunu ele alip, her ne olursa olsun pozitif yonde gelistirmeliyiz. Hizli sonuc almak icin dusuncelerimizi resimle, muzikle, sozle sesli olarak evrene yaymaliyiz. Isteyenler dua seklinde de yapabilir. Bu calismalari, inanarak yapmak cok onemlidir. Kisa bir meditasyonla zihni devreden cikarmaliyiz. Eger zihin susmazsa ikide bir olumsuz mudahalelerde bulunabilir. Bu yuzden guzel dusunceleri yayma calismalari yaparken; onlarin olacagina dair guclu bir inanc, yansimayi hizlandiracaktir. Diger bir avantajimiz ise; calismalarimizi sevgiyle yaptigimizda, sevginin hizli ve donusturucu enerjisinden de yararlanmis oluruz. Sevgi yuklenerek yapilan her calisma aninda karsilik bulup boyutumuza daha cabuk yansiyacaktir. Boyle bir gucumuzun var oldugunu bilip artik kullanmaya baslamaliyiz.

Su an Turkiye'nin yuzde altmisa yakin bir kesimi; 'mezhepcilik, boluculuk, insan, hayvan ve tabiat dusmanligi, din, dil ayrimciligi, kadin dusmanligi, cocuk tacizi, calma, yalan soyleme, kendisi gibi dusunmeyeni ve yasamayani oldurmek isteme' dusunce carkiyla besleniyor...Bu dusunceler surekli bilincli sekilde ayni kisiler tarafindan ele gecirilmis medyayla halka pompalaniyor. Dusuk bilincli insanlar bu dusunceleri alip, kendi enerjisiyle tum evrene yayiyorlar. Haliyle realiteyi bu yuzde altmislik bir negatif enerji ureticisi belirliyor. Bizde baskasinin yaydigi bu kotu dusuncelerin bizim realitemize donusunu yasiyoruz. Yani kisaca, baskasina ait kurgu bir senaryoyu izliyoruz, yasiyoruz. Onlar basrolde bizler figuraniz... Artik bu korku filmine ve figuranliga son vermenin zamani geldi. Onlara senaryo nasil yazilir nasil oynanir gosterelim...


Bizler isiga aitiz. Isik karanligi donusturur. Sevgi, evrendeki en yuksek, en hizli donusturen enerji olduguna gore; Negatif dusunce ve olay yaratan tarafi, sevgimizle, isigimizla temizleyebilir donusturebiliriz. Yarattigimiz umut dolu guzel dusuncelerle realiteyi belirler ve karanliga giden damarlari kesebiliriz. Sevgi, baris, birlik- beraberlik, yardimlasma, 'Bir' olma bilinciyle guzel gunlerin geldigini simdi su an gorelim ve yayalim..

Uyari: Lutfen imgelemlerde, dusuncelerde ve isteklerde 'me,ma' olumusuzluk eklerini kullanmayalim. Or:Cumhuriyetimiz yikilmasin' dersek, 'ma' olumsuzluk eki yuzunden 'yikilsin seklinde bir donusum olur. Bunun yerine soylememiz gereken dogru cumle: 'Cumhuriyetimiz sonsuza dek devam etsin, kurtulsun' seklinde olmalidir.


Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com

Almadigimiz Dersler Hep Tekrarlanir


Hayatimiz cok degerlidir. Ona bu degeri veren ise; yasadigimiz acilar ve sevinclerdir. Bunlar hayatimizin tuzu ve biberidir. Ikisi olmadan nasil yemegin tadi yoksa, onlar olmadan hayatimizin da tadi olmaz. Acilari, en az sevinclerimiz kadar sevmeyi ogrendigimizde; hayatimiz gercekten anlamli olmaya baslar. Emek vermeden ekilen urunden, goz yasi dokmeden yasanan hayattan verim alinmaz.


Yasama dair butun istediklerimizin gerceklestigini dusunun...Sonsuza dek mutlu olmamiz gerekir dimi...Ama olmayiz. Bu buyuk mutluluk kisa bir sure sonra yerini buyuk bir bosluga birakacaktir. O boslugu, baska baska istekler pesinden kosarak doldurmaya calissak da asla dolmayacaktir. Hep bir eksiklik ve daha fazlasina sahip olma duygusu hissedilecektir. Cunku yasayamadigimiz acilar, dokemedigimiz gozyaslarinin yeri henuz dolmamistir. Yasanilan bunun eksikligidir..

Hayat negatif ve pozitifin dengesiyle tamamlanir. Birinin olmamasi yasami eksik kilar. Kisiyi hasta eder. Insani gercek anlamda insan yapan yasadigi acilarin ve sevinclerin dengesidir. Yalniz bu sevinclerin ve acilarin gecici olduklarini bilip, almamiz gereken dersleri alip sonra da sali vermemiz gerekir. Aksi halde onlara asiri tutunmak, bagimli olmak; hem An'i kacirmamiza sebep olur hem de sonraki gelecek olanlarin gecikmesine sebep olur. Yani bu durum her acidan bizde kayiplara sebep olur. Bes yil boyunca, giden sevgiliye uzulursek; bize bir yil icinde gelecek olan yeni bir sevgilinin gelisini bes yil geciktirmis oluruz. Herseyi dozunda ve dengede yasamayi ogrenmeliyiz. Kisilerin ve olaylarin, bize getireceklerine ve bizden gotureceklerine sevgiyle izin vermeliyiz. Bu yasamdaki dogal bir dongudur. Bardak dolar ve bosalir..Geleni al, gideni saliver...Onlara asiri baglanip, bizde iyice yerlesip kok salmasina ve kroniklesmisine izin verme. Cunku egoya donusur..



Hayatimizdaki herseyi bir ders almak icin yasariz. Red ettigimiz, kactigimiz yada almamakta direndigimiz tum dersler belirli dongulerde hep tekrarlanir. Bugun Ahmet'le almadigimiz ders, ucgun sonra Ayse'yle yeniden karsimiza cikar. Onunla da almazsak baskasiyla cikar..Taki biz o dersi alana kadar. Bunu bilirsek; yasadiklarimizin onemini kavrariz. Nedenlerimiz ve nicinlerimiz anlam degistirir. Hayatimizin kontrolu elimizde olur. Notr oluruz. Boylece bizi eskiden asiri etkiyelen olumlu-olumsuz kisiler yada olaylar; bizdeki gercek degerine kavusur ve rahatlariz. Ilizyon biterse, ego biterse geriye 'Hic' kalir. Yani gercekte olan...'O' kalir.




Hatalarindan dolayi kendini asla suclama. O hatalar ders almak icin yapildi. Kendini affet ve sev. Yeni hatalar yapmaktan da korkma. Cocuk kadar masum, onyargisiz ve cesur ol hayata karsi. Burasi sadece yolun basidir. Daha gitmen gereken cok okul ve alman gereken cok ders var. Dunya hayatina takili kalmak gitmen gereken yolu daha da uzatir.

Yerinde dur! Bir liman ol, gelene gecene..Onlara kucak ac, sevgiyle tasi ve zamani geldiginde gitmesine de izin ver..Bil ki hepsi senin gelisimin icin senin cagirdiklarin idi..Bu kadar da ciddiye alma herseyi....Bugun varsin....Yarin yoksun!

Soru:Bastan sona hayatinizda neler olacagini bilseydiniz, onlari degistirmeye calisirmiydiniz? Yoksa neler olacagini bilmenize ragmen; hepsini o An'da yasamayi mi tercih ederdiniz?


Sevgiler!
Aasmaestefan@gmail.com


13 Şubat 2017 Pazartesi

Öte Dünyadan Mesajlar - Bir DMT Deneyimi



mastodon crack the skye
Artwork: Mastodon Crack the Skye
Ben ne bir madde kullanıcısıyım, ne de içicisi. DMT'yi duymuştum ancak bunun için hiçbir arayışta olmadım, ta ki DMT beni bulana kadar. Onu birkaç kez denedim ama sizinle paylaşacağım bu deneyim, bana bazı cevaplar veren ve sonuncu kullanımım olandı. Bu tecrübeden sonra hayatım tamamen değişti ve sorularım cevaplandı. Bundan sonra da bir daha DMT'ye ihtiyaç duymadım.

Bu son deneyimim gerçekliği parçalayan, egoyu yok eden ve korkuyu bitiren bir deneyimdi. Buraya ulaşabilirseniz yaşayacağınız şeyi söyleyeyim:  öte-aleme, ölüm sonrasına bir dalış! Bunu başarır da bu son noktaya kadar gelirseniz göreceğiniz tek şey ölümden sonraki yaşam değil, aynı zamanda da tüm nedenleri ve nasılları da cevaplayacaksınız. Buna nereden geldiğimiz ve neden burada olduğumuz da dahil.

Biliyorum, buna inanması güç geliyor. Hükümetlerin onlarca yıldır DMT'den haberi var ve bunu yasakladılar, çünkü onun size neler göstereceğini biliyorlar. Şimdi biri bana şunu cevaplasın: Nasıl oluyor da hepimizin her gece doğal olarak salgıladığımız bir kimyasal nasıl oluyor da yasadışı oluyor? DMT ile yönetimlerin yaşadığı sorun, onun yaşam değiştirici potansiyeli!

Bir kere bu eşiği geçip geri döndüğünüzde, artık Dünya'nın gerçekte ne olduğunu ve bunun içindeki sizin rolünüzü biliyorsunuz. Bir daha kontrol mekanizmaları, korkular, etiketler ve ayrım söz konusu olamıyor. Matriksten çıkıyorsun Neo, ve onun arkasında neyin olduğunu biliyor, onun metalden bir makine olmadığını biliyorsun!

DMT deneyiminden yoksun bir insan asla onu alan kişinin nelere tanık olduğunu tahmin edemez. Tanık olunan şeyi zihnin yarattığını varsaymak kolaydır. Gösterilen şeyi hiçbir akıl, ama herhangi bir seviyedeki hiçbir akıl tasarlayıp sunamaz. Varoluşun üstüste ve içiçe katmanlar gibi birbirine örüldüğü, her şeyin aynı anda varolduğu bu ortamda kendi zihnimin bile bir gözlemciden öteye gidemeyeceği insan üstü bir realiteydi.

DMT alan bir insan için baş sorun, yaşanan çoğu şeyi açıklamak için hiçbir dilin hiçbir kelimesinin yeterli olmayacağı.
bulutların üstünde
yüksek alemler (temsilî)

Sadece basit bir psikedelik ilaç olmadığını nasıl bileceğim?


İyi bir deneyimde gördüklerinizden geriye sadece % 5-10 bile getirebildiyseniz şanslısınız. Çünkü bizim madde-tabanlı realitemiz bu yaratımı anlayabilmemiz için çok yoğun. Öbür tarafta herşeyi anlamak öyle kolay, tüm cevapları almak öyle rahat ki. Geri döndüğünüzde bu büyük soruların cevaplanmışlığı duygusuyla dönüyorsunuz. Bazen zihninizde cevapları halen görüyorsunuz ama buraya dönünce çoğunu nakledemiyorsunuz.

DMT'nin bir diğer farkı yolculuk boyunca yaptıklarınızın tümüyle kontrolünüz altında olması. Hiçbir şekilde kafa yaptığınızı düşünmüyorsunuz. Tamamen ayıksınız ve bu alemdeki koşulları bırakıp tümüyle buranın ardında yatan bir başka yeri ziyaret ettiniğinizi biliyorsunuz. Zihninizin uğraşabileceği ya da tasarlayabileceği tüm sınırların ve zamanın ötesinde bir dünyaya gittiğinizi biliyorsunuz. 

Tanımlanamayanı nasıl tanımlarsın? İmkansızı nasıl açıklarsın? Deneyim anlatıcı kelimelerle öylesine sınırlanmıştır ki çoğunlukla görünmüş olan şey anlatılamaz. DMT ile dünya tamamen yer değiştirir. O tümüyle gitmiştir. Realite ondan çok daha güçlü bir şey tarafından silip süpürülmüştür. Üstelik yerine gelen şey organik maddeyi, üç boyutlu uzayı ya da zaman döngüsü gibi hiçbir referans noktasını barındırmaz. 

Çoğu kişinin melek diyeceği bir şey gördüm (aşağıda tecrübemi anlatacağım) ancak bunu böyle dediğim anda onu görmeyenin gözünde kanatlı bir insan resmi belirecek. Bu görünen şeyi muazzam derecede hafife almak olurdu. Bu "melek" katı değil ve dış çeperleri güçlükle seçilebiliyor. O'nun parlaklığı, süper-keskin netliği bile tek başına tarif edilemez. O'nun dokunuşu bedenimin her bir tek atomunu ve ruhumu tanık olmadığım yoğunlukta bir hoşluk ve mutlulukla uçuruyordu. 

Bizi çevreleyen ışık-enerjisi (ya da enerji-ışığı) varlığım Onun kim olduğunu farkettiğinde değişti ve O gülümsedi. Bu son DMT yolculuğumda onların(ve bizim) geldikleri yere, yaşamlar arasındaki yerimize götürüldüm. Tekrar ediyorum, bu yerin ne olduğunu tarif edecek bir kelime yok, çünkü orası tüm kelimelerin ötesinde. O, onu yaratan her şeyin enerjisini taşıyor ve yüksek seviye duygular onu kontrol ediyor. İfadeler yeterli olamıyor çünkü onu enerjisiyle, duyguları ve armonisiyle tecrübe etmek gerekiyor ki nasıl çalıştığı tümüyle anlaşılsın. 

Korku artık hayatınızda rol oynayamaz. Kontrol? Gitmiştir. Ego? Gitmiştir. Bu, yaşam-dönüştürücü, tanımlanamaz ve bu gezegende deneyimleyebileceğinizi en yoğun deneyimdir. UYARIYORUM! 


LÜTFEN DİKKAT!


DMT bir oyuncak MADDE değildir ve farklı şeylerin, eğlencenin falan peşindeyseniz kullanılmamalıdır. Eğer hayatınızı (büyük ihtimalle) köklüce değiştirecek bir deneyime kesinlikle hazır olduğunuzdan eminseniz, ancak o zaman size tavsiye edebilirim. Eğer hazır değilseniz, kötü bir yolculuk yaşamanız muhtemel. Benim size tavsiyem DMT'nin size gelmesine izin verin. O ancak siz hazır olduğunuzda sizi bulur.
büyütmek için resmi tıklayın

DMT etkisindeki görsel netlik öyle inanılmazdır ki hayatta gördüğünüz hiçbir görüntü yanından dahi geçemez. Ayrıca bu görüntüleri çizerek tasvir de edemiyorsunuz. Ancak size bulduğum bir görsel ile bunu bir nebze olsun aktarabilirim belki. Bu örnek, durumu tam ifade etmese de gördüğüm en iyi ifadesi.

Üstte hep gördüğümüz bir ayçiçeği ile allta DMT'nin etkisi altında göreceğinizi bir ayçiçeği örneği.

Size göstermek istediğim şey, tanık olduğum görsel fark tam olarak bu değil. Ama doğru istikamette bir benzetme. Anlayabiliyor musunuz? 

Bu tehlikeli mi?


Yalnızca şaşkınlıktan ölmekten korkuyorsanız, evet (teşekkürler Terence McKenna)! Siz değişmiyorsunuz ama Dünya tamamen bir başka şeyle yer değiştiriyor, sınırlar çözülüp kayboluyor ve sizi birkaç kelimeden ibaret olan bir yere getiriyor. Burada olduğunuzun ne kadar önemli olduğuna dair size bilgi veren bir varlık tarafından karşılanmayı beklemiyorsunuz. Kafanızdaki cevaplanması en güç soruların cevaplanmasını beklemiyorsunuz. Üstelik sorularınız sadece cevaplanmakla kalmıyor, tamamen anlaşılıyorlar da.


Problem şu ki dilimiz öte-alemi tanımlayabilecek kapasiteye sahip değiller. Cevapları görebilirsiniz, onları hissedebilirsiniz ama geri dönüp onları akıllara kazıyacak kadar tarif edemezsiniz.

15 Ocak 2013'teki DMT Deneyimim


Bu defasında ciddi bir şamar yedim çünkü bizi tutsak eden tüm perdeyi kaldırmaya ve öbür tarafta ne olduğunu keşfetmeye niyet ettim..

En başta geleneksel geometrik şekiller gördüm ancak bu seferinde öyle çok çekim hissettim ki ruhum sanıyorum beden kıyafetimi bıraktı ve ayrıldı. Bedenimde çok fazla baskı vardı. Öyle çok ki güçlükle nefes alıyordum. Ama tamamen ─dışarı─ çekildikten sonra her şey değişti!


Huzurdan başka tüm duygular kayboldu. Hayatta önemli gördüğüm her şey anlamsızlaştı ve gülünçleşti. Bir rüyadan uyanmış gibi hissettim. Gerçekliğin çok sığ ve kıt bir parçasından ayrılmış yuvaya dönmüşçesine asıl ve tam gerçekliğimize uyanmıştım.


Bizim, kendini gözlemleyen evren olduğumuzu anlatmak öyle zor ki. Pek çokları için hepimizin bağlantılı olduğunu, her şeyde hepimizin hep bir olduğuna inanmak öyle zordur ki. Biz her birimiz, titreşimini ya da atımını azaltarak evreni bu beden kıyafetlerinden tecrübe eden sonsuz enerji akışlarıyız. 

Ruhumun yukarı doğru çekilip, önümdeki geometrik şekiller içinden terk bedenimi terk ettiğini hissettim. Neredeyse tam üstlerine vardığımda geçite benzer bir şey açıldı ve bu geometrik şekiller ─evimiz olan─ bir başka boyuta sızdı. Bu kesinlikle şimdiye kadar gördüğüm en inanılmaz şeydi!


Varlıkların buluşması


Dikkatimi ilk çeken şey zamanın durmasıydı. Ansızın farkına vardım ki artık zamanın ve mesafelerin hiçbir manasının olmadığı bir yerdeydim.


Duygusal anlamdaysa hissedebildiğim tek şey bir çeşit sevgi ve huzurdu; ancak alıştığımzdan çok daha derin, çok daha güçlü. Burada olumsuz duygular yoktu. Bir sükunet battaniyesinin altında bulunmak gibi.


Şimdi aynı konumdaydım ama yaşamın-ötesinde. Burası saf enerji ve titreşimdi. Her şey diğer tüm şeylerle kelimelerle tarif edemeyeceğim bir bağlantı içindeydi. Görüntüsel manada, biliyorum bu bir anlam ifade etmeyecek ama, bu bağları hem görebiliyor, hem de göremiyor gibiydim. 

Halen şu geometrik ızgara içindeydim ve o benimle birlikte hareket ederken hemen önümde, mavi renkte ışıyan saydam bir elin uzandığını gördüm. Yukarı baktığımda o gördüğüm en güzel, olağanüstü bir varlıktı. Ruhum ve altımdaki beden bu varlığın bana gülümsemesiyle ağlamaya başladım. Varlık öylesine parlak ve saydamdı ki özelliklerini belli belirsiz seçebiliyordum.

Onun içinden arkayı görebiliyordum ve muhteşem bir pırıltısı vardı. Bana dokunması içimdeki tüm atomları yeniden canlandırdı; hem ruhumu, hem de altımdaki beden kıyafetimi. (Ç.N: Eterik bir kıyafetten, temsili bir bedenden bahsediyoruz. Fizik beden kendi dünyasında hareketsizce yatıyor.) Sanki tüm varlığım coşku ve sevgiyle öylesine dans ediyordu ki başka her şeyi silinip süpürülmüştü.

Ruhum ansızın farketti ki bu varlıkla ezelden beri tanışıyordum. O, tüm yaşamlarım boyunca her gerektiğinde bana destek olmak için burada bulunandı. Beynim bunun nasıl olabileceğini anlamıyordu ama ruhum onu tekrar görebilmek için coşkun bir sevinçle dans etmeye devam ediyordu.


Elimi tutup yukarı doğru bana eşlik etti. Beni sınırlayan geometrik şekiller arkamda kaldıysa da mercanı andıran bir tür bariyer ile çevrelenmiştim. Bunun ne için olduğunu sordum. Bana, burada her zaman memnuniyetle karşılanacağını ama hem kendimin hem de onların güvenliği için bir gözlemci olarak kalarak fazla yaklaşmamam gerektiği ya da yaşamlar arasında kullandığım yerlere erişmemem gerektiği söylendi. 

Onun gibi buradaki daha uzakta hareket eden başka varlıkları da görebiliyordum. Hepsi ışıktı ama tarif etmesi olanaksız bir şey. Her şeyin enerji ve duygusu ışığı yaratmıştı. Gerçek manada mesafe yoktu ve tüm zamanlarda ve mekanlarda bulunabileceğimi hissediyordum.

Hala elimi tutarken beni bizim/onların geldiği yerin yakınına götürdü. Bu enerji yapısının/binasının içinde (bina kelimesi bu yapıyı tanımlamaktan çok uzak ama kelimelerle yapabileceğimin en iyisi bu) kendi varlığımı hissedebiliyordum. Bu bütünün bir parçacığıydım ve dünyada, kendi içimden geçen bir madde tecrübesini edinmekteydim. Burada artık hiç yalnız hissetmiyordum. Hatta ben bu yerin kendisi ve bütünün parçasıydım.


Varoluşumuzun "katı tarafı" ilüzyondu ancak onu da biz yaratmıştık. Madde bazlı beyinlerimizin bu yeri ve alemi bedenlerimizde yaşarken kavraması mümkün değildi. Orada, asıl evimizde tüm cevaplar ortadaydı. Akla gelebilecek tüm sorularsa biz onları zaten bildiğimiz için gayet açıktı. Sadece onları bildiğimi hatırlamam gerekiyordu.


Cevapları buluyordum derken, teker teker soruyor ve cevap alıyor anlamında demiyorum. Özümden aynı anda akan binlerce cevapları kastediyorum. Beynim küçük bir zerresini bile anlamaya yetişemiyordu ama özüm cevapların yarattığı enerji ve keyifle parlıyor, ne varsa kavrayıp yutuyordu.


Nereden geldiğimizi artık biliyordum. Şeylerin nasıl işlediğini artık biliyordum. Neden hatırlamadığımızı, doğmadan önce ne olduğunu, öldükten sonra ne olduğunu... Enerjinin kuvvetine bakıyordum ve Onun ne olduğunu çok iyi biliyordum. Çünkü bu her şeyin gerçekleştiği, ve defalarca buradan gidip geldiğim yerdi.

Kafama bir soru düşerken, daha tamamlanmadan cevabını buluyordum. Her şey son derece açık ve net, anlaşılması ise kolaydı. Kendime gülüyordum; çünkü beynim yaşadığı imkansız şeyleri rasyonel bir şekilde kaplara oturtmaya çalışıyordu ancak başaramıyordu.

Yavaş yavaş bu yerden uzaklaşmaya başlıyordum ki eski dostum beni bıraktı ve gülümsemelerin en güzeliyle bana baktı. İkimizde geri dönme vaktimin geldiğini biliyorduk. Dönüş yavaşça gerçekleşirken zihnimin bu keşfettiklerimi ne derece geriye getirebileceğim konusunda endişe duyuyordum. Ben bunu düşünmeyi bitirmeden o çoktan aklımdan ne geçtiğini bildi ve bana her şeyi geri götüremeyeceğimi, çünkü madde-bazlı boyutlara dönerken her şeyin sıkıştırıldığını ya da yoğunlaştırıldığını söyledi. Özüm onları taşıyabiliyordu ama beynim değil. Ayrıca bana, bunları zaten önceden de bildiğimi, ve tekrar bileceğimi hatırlattı ve sımsıcak bir şekilde şunları söyledi: “Sadece kendin için yarattığın bu gösterinin tadını çıkar. Sana hiçbir zarar gelemez. Cevaplar sana geldikçe zihnin de hislerini ve duygularını hatırlayacak.”

Ben DMT'yi kendim edinmedim. Ben hazır olduğumda o beni buldu. Bu konuda konuştuğum birkaç kişi de aynı şeyi söylediler. DMT kesinlikle bir oyuncak ve zihin meşgalesi değil! O tüm inançlarınızı darma dağın edebilir ve kuvvetlem muhtemel hayatınızı tüm açılardan değiştirebilir. Son düşüncemdir.

Son düşüncem...


Dünya üzerindeki yaşam benim için tamamiyle değişti. Yaşayan, yani canlı şeyleri daha fazla önemsiyorum. Bu hayattaki sorunlar, acılar hiçbir şey ifade etmiyor. Yeniden doğduğumuz her defasında, diğer yaşamlardan duygular ve tecrübeler getiriyoruz. Ama bunlar ruhumuza kilitlenmiş ve zihin bilincimizden gizlenmişler. Bu "veri" zihinde/kafada değil; o tüm uzay zaman boyunca atomlara saçılmış durumda. Her şey "bağlantılı" olduğu için bu veriler de öyle. 


Merak edebileceğiniz birkaç şey daha...


Bu bedenlerimizle hamilelik döneminde, aşağı yukarı 3 aylıkken buluşuyoruz. Ancak hamilelik boyunca ve doğumdan sonraki birkaç ay boyunca bedenimizi oldukça sık terk ediyoruz. 

Aynı zamanda hem burada, hem de oradayız. Ben buna ruh bölünmesi diyorum. Bedenimdeki ruhum tamamının sadece bir parçası. Diğer taraftaki parça çok şeye müdahil olamıyor çünkü O burada olup bitene odaklanmış durumda oluyor. 

Yetmiş yıl burada uzunca bir zaman olabilir ama orada neredeyse başladığı gibi bitiyor. 

Ebeveynlerimizi bir dereceye kadar biz seçiyoruz. Her birimiz bu hayata bir takım hedeflerle geliyoruz. Ebeveynlerimizi de işte bu hedeflerimize ulaşmada yardımcı olabileceklerden seçiyoruz. Bu sebeple birkaç ila bir sürü ebeveyn seçilebilir. Ancak, bizim için en iyi, ya da bizi en güzel yetiştirecek ebeveynleri değil de hedefimize bizi ulaştırabilecek olanları seçiyoruz.


Hedefiniz ne olursa olsun; hayat sürekli dümeninizi o tarafa kıracaktır. Ona ister ulaşın ya da ulaşamadan  yaşamınızı yitirin, farketmez. Eğer yaşamınız sürekli tekrarlayan döngülere giriyorsa belli ki bu tekrarlayan yoldan öğrenmeniz gereken bir şey var. 

Eğer intihar ederseniz cehennem ya da bir lanetleme yok. Ancak olay şu ki, tekrar gelecek, ve aynı şeyleri tekrar, tekrar ve tekrar yaşayacaksınız. Ta ki hedefe ulaşana kadar. Bu seçiminizle olacak; zorlama değil. Amacınıza ulaşamazsanız ilerleme kaydedemezsiniz. Bu yüzden ona ulaşana kadar ilerlemek isteyeceksiniz. 

İnsanoğlu genelde zengin ya da başarılı olmanın mücadele ve çabaya değer olduğu görüşünde. Ama asıl başarı amaçlara ulaşılması. Çünkü bu hayatta yaşanan güçlükler bir sonraki hayatta yaşanmak zorunda kalmazlar. 

Biz acı çekmeyi kötü bir şey olarak anıyoruz. Ama yetmiş ya da bilmem kaç yıl bu bedende geçen yaşam büyük resimde sadece bir kalp atışından ibaret. Beden acı çekiyor olabilir ancak ruh deneyim kazanmaktadır ve Ona zarar gelemez. 

Hayatınızda sizinle daha önce bağlantıya geçmiş olan bir ila beş kişi olabilir. Bana öyle geliyor ki dünyaya tekrar girmeden önce planlanmış, birbirlerine yardım etmek için bir araya gelen küçük çekirdek gruplar olabilir. Kendim bu kategoride hayatımda iki kişi keşfettim.


Ölüm anında korku ve kuşkuya yer olmayacak. İnsanlıktan saklanan bu rüyadan uyanmaya başlayacaksınız. 

Kaynak: Hidden from Humanity

Çeviri: Emre Güney 'e emegi icin tesekkurler!


Öte dünyadan mesajlar - Bir DMT deneyimi

By Emre GUNEY on Dec 23, 2016 11:36 pm