6 Haziran 2017 Salı

Dunya Nufusunu Azaltma Projesi - David Icke

Bir bilgisizlik, şaşkınlık ve akıl karşıklığı hali içindeki insanları kontrol altında tutmak için öne çıkarılan karşıklığın ve duman perdesinin aşılmasını sağlayan basit bazı temel kurallar var.
Dünya halkları aşırı bilgi yağmuru altında kalmış durumda. Tabii ki gerçek bilgi değil, sadece bilgi. 24 saat süren TV kanalları, radyo, gazeteler ve Internet insanlık tarihinde hiç görülmemiş boyutta bilgi akıtıyor. İnsanlar aşırı bilgi yorgunu olunca şalterleri kapanıyor.

İşte sistem bunu istiyor. Dizin sırası, önce bombardıman et, şakına çevir, sonra şalter kapansın. Ancak bazı sorular sorarsanız İllüminati planını bütün şeffaflığı ile görmek mümkün. İşte bu sorulardan birisi şöyle olabilir: Devlet, parası olmadığı için muazzam boyutlarda finansal kısıtlama yaparken, muazzam miktarlara mal olan birşeyler mi yapıyor?

Eğer cevap ‘evet’ ise, o zaman İllüminati planı yürürlükte demektir. En belirgin örnek, ‘savaş’tır. Bir ülkenin finansal koşulları ne kadar kötü olursa olsun, savaş için her zaman para bulunur. Evet, bunu yaparlar, çünkü devletler savaşa, halkın iyiliği için değil, İllüminati’nin çıkarı ve insanlar üzerinde ‘kitlesel kontrol’ dayatmak için girerler.

Finlandiya’da Lapland bölgesinin eski Sağlık Bakanı Dr. Rauni Kilde’den domuz gribi hakkında çok cesur açıklama. Domuz gribi aşısının bir aldatmaca olduğunu söyleyen Dr. Kilde, “Bu aşı ile mümkün olduğunca dünya nüfusunun çoğu öldürülmek isteniyor, bu nedenle önce küçük çocuklara ve hamile kadınlara uygulanması öneriliyor” dedi. Bu düşüncenin eski ABD Başkanlarından Henry Kissinger’e ait olduğunu söyleyen Dr. Kilde, 14-15 Mayıs 2009 tarihinde yapılan Bilderberg toplantısında bu kararın alındığını belirtti.

Dr. Kilde, bir televizyona yaptığı açıklamasında, “ABD, hiçbir maddi kayıp yaşamadan hatta milyarlarca dolar kazanarak dünya nüfusunu üçte iki oranında azaltmayı hedeflemektedir” diye konuştu.
Dünya Sağlık Örgütü’ne domuz gribinin ölümcül bir salgın olduğu yönünde beyanda bulunması için baskı yaptıklarını belirten Rauni Kilde, “Böylece aşıyı tercihli değil zorunlu yapmak istiyorlardı. Özellikle hamile kadınların ve çocukların ilk önce aşı ile zorunlu tutulması gelecek nesilleri hedeflediğini göstermektedir” açıklamasında bulundu.


Finlandiya hükümetinin sınıflandırmayı kabul etmediğini ve aşının zorunluluğunu kaldırmak için, hastalığın derecesini normal olarak gösterdiğini ifade eden Kilde sözlerini şöyle sürdürdü; “Hiç kimse aşının bir yıl, beş yıl ya da 20 yıl sonra ne gibi etkilerinin olacağını bilmiyor: Mutlak kısırlık mı? Kanser mi? Ya da ölümcül herhangi bir hastalık mı?”
Dr. Rauni Kilde, “Amerikan yönetimi ileride bundan dolayı doğacak herhangi bir sıkıntıdan dolayı ilaç şirketlerine bir sorumluluk yüklenmemesi için şimdiden önlemini aldı ve onları tüm sorumluluklardan muaf tuttu. Bu bile işin ciddiyetini göstermeye yeter” dedi.

Sizlere konumuzla alakalı farklı bir örnek daha vereyim Enerji tasarrufu sağlayan ampuller var ya, işte bu ampüller görünüşte enerji tasarrufu sağlarlar ama insan sağlığına tehlikesinden hiçbir resmi ve özel kurum bahsetmez… Bunlar yasal olarak zorunlu kılınıyor. Ampul kırıldığı zaman içindeki son derece zehirli cıva havaya yayılıyor. Her gün milyonlarca ampulün çöpe atıldığı düşünülecek olursa, bilim adamlarının da teyit ettiği üzere, havaya son derece zararlı radyasyon ve kimyasallar yayılıyor.
Evimizde, çalıştığımız iş yerinde; bu ampullerin kullanıldığı her yerde bizi radyasyona ve zehirli kimyasallara maruz bırakmak için yapıyorlar. Biliyorum çoğu insan için bunlara inanmak oldukça zor, ama anlatılanlar gerçek dostlar, bu kirli işleri, kitle katliamı şeklinde değil, aksine gizli ama yavaş yavaş insan sağlığına zararlı, tehlikeli kimyasal maddelerle ve biyolojik virüslere maruz bırakmak suretiyle yapıyorlar…

İşte bu ‘yeşil’ ve sözde tasarruf sağlayan ampuller de bu planın bir parçası olarak sürekli olarak insanlara günlük radyasyon sağlayan diğer kaynaklara ilave edildi. Diğer kaynaklar da malum; cep telefonları ve baz istasyoları, bilgisayarlar, kablosuz erişim, beden tarayıcıları, X ışınlarının aşırı kullanımı, hastanelerdeki tarayıcılar, radyasyonlu yiyecekler, mikro dalga fırınlar, nükleer santral felaketleri, dünyanın farklı yerlerindeki savaşlarda atılan bombalardaki seyreltilmiş uranyum ve siz söyleyin daha nicesi var…

Haarp teknolojisinin iyonosferde açtığı delikler yüzünden, Dünyanın doğal savunma mekanizması kozmik radyasyonu bloke edemiyor. Japonya’daki Fukushima felaketinin bir ‘kaza’ olmadığını gösterecek kanıtlar çoğalmaya başladı. Fukushima’nın hala atmosfere yaymakta olduğu muazzam miktardaki radyasyon, hava ve su yoluyla tüm dünyaya yayılıyor. Bu yayılım, 1986 yılında Ukrayna Kiev’deki Çernobil faciasından daha vahim boyutlarda. Japonya’nın kendisi zaten mahvoldu…
Amaç ne mi? Yeryüzündeki insan nufusunu kendi kontrol edecekleri ideal bir seviyeye getirmek. Bunun için nüfusun azaltılması programına, genetiği değiştirilmiş gıdalar, tarım ilaçları, hormonlu etler, antibiyotikler, ilaç karteşinin ürettiği ilaçlar, yaşlılara tıbbı tedavi uygulamalarının azaltılması, chemtrails/uçaklardan püskürtülen zehirli metaller uzun listeden sadece bir kaçı. Ayrıca aşılar var. Kitle katliamı için insanların bağışıklık sistemi tam hedef alınmış durumda. Hedef kitle, insan bedeninin doğal savunma mekanizması baskılanmak suretiyle sayısız sağlık problemine maruz bırakılıyor…

Bunu yapmanın daha iyi bir yolu var; çocuklarımız daha iki yaşına gelmeden teker teker ya da karma halinde halen gelişmekte olan bağışıklık sistemine zehir dolu saçmalıklar aşı enjekte ediliyor. Tabii o zaman da çocuk, bedeninin, insan bedeni için tasarlanmış olan muhteşem savunma sistemine bir türlü doğal sağlığına kavuşamıyor.


‘Bay Aşı’yı tanıyor musunuz? Kendisi çok tanıdık biri, evet Bill Gates bahsediyorum oldu. Biliyorsunuz, insan yapısı iklim değişikliği konusundaki saçmalıkla için de hem büyük paralar, hem de büyük çaba harcadı. Çok paranızın olması için çok bilgili ve akıllı olmanız gerekmeyebiliyor. Pardon bir de Donal Trump var. Başka bir diyeceğim yok…

Bill ve Melinda Gates Vakfı, ‘3. Dünya Ülkeleri’ndeki aşı kampanyaları için milyarlarca dolar bağışlıyor, ama tabii ki bunun büyük bir bölümü, ‘elit soy’ aileleri bireylerinden Warren Buffet’ten geliyor. Gates, bu hafta Londra’da ‘Global Alliance for Vaccines and Immunisation/GAVI/Aşı ve Bağışıklık için Global Birlik’ tarafından organize edilmiş olan fon geliştirme konferansına katıldı.
Aslında GAVI’nin ana finans kaynağı Gates Vakfı, ama Başbakan David Cameron İngiliz vergi mükelleflerinin paralarından topladığı 814 milyon İngiliz Pound’unu yoksul ülkelerdeki çocukların aşılanması için bağışlamaya karar verdi.

Dediğine göre 80 milyon çocuğun aşılanması ile 1.4 milyon hayat kurtulacakmış. “Bu beş yılda her iki saniyede bir çocuğun aşılanması demek oluyor. Her iki dakikada bir çocuğun hayatı kurtulacak.” Demek İngiliz vergi mükelleflerinin koyduğu para bunu sağlayacak.
Denetleyicilerinin, kitlesel olarak nüfusu azaltma programları var. Bu ruh hastası ve ahlaksız soy aile şebekesinin insanların başına örmek istediği konuların en azını bile bilseniz, dünya olaylarına bir baktığınız zaman ortaya başka bir soru daha çıkıyor:
“Peki o zaman, neden kendi istedikleri bir şeyin zıddı gibi görünen bir şeyi başarmaya çalışıyor ve bunun için finans sağlıyorlar?”
Bu soruyu ne zaman sorsanız cevap hep aynı oluyor. Aslında istediklerini başarıyorlar, ama zorbalıklarını, şekerle kaplayarak satıyorlar! Bu durumda, neden ‘Kabal’ın ölmesini istediği çocukların hayatını kurtarmak istesinler ki! Cevap: Aşı programları, hayat kurtarmak için değil, yok etmek için planlandı da ondan! GAVI/ Aşı ve Bağışıklık için Global Birlik’, bazı aşina isimlerin ‘Birlik’i…
Dünya Sağlık Örgütü(WHO), Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu (UNICEF), Dünya Bankası Grubu, Bill ve Melinde Gates Vakfı, bağış yapan ülkelerin hükümetleri, gelişmekte olan ülkelerin hükümetleri, aşı endüstrisi, Araştırma ve Teknik Sağlık Endüstrisi, sivil toplum kuruluşları/örgütleri ve ‘bağımsız’ bireyler.
GAVI, 2000’de İsviçre, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nun toplantısında kurulmuş. Bunlar Bilderberg Grubu’ndaki aynı kişiler. Biliyorsunuz, hani şu kitlesel olarak insan nüfusunu azaltmak isteyen grup.
Bilderberg’ci Bill Gates, Norveç’in Bilderberg’ci Başbakanı Jens Stoltenberg ile görüşmeye gittikten kısa bir süre sonra Norveç’de, GAVI’nin hedef ülkelerdeki aşı kampanyaları için, Norveç’in bağışlarını iki katına çıkaracağı ilan edildi.
Norveç, ‘yoksul ülkelerdeki çocukların hayatlarını kurtarmak için’ aşı programında Bill Gates ve İngiltere ile birlikte yakın temas içerisinde çalışıyor. Norveç Prensi, İsviçre’deki Bilderberg konferansından döndükten sonra bunu duyduğuna çok memnun olmuş olmalı… Aslında gerçeği suratımıza çarpıyorlar, ama bunu ancak neye bakmamız gerektiğini bilirsek görebiliriz.
Plan 21 ile de durum aynı. Bu da 1992’de Brezilya, Rio de Janeiro’daki B.M. Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda kuruldu. Konferansın başkanı, petrol zengini, Kanadalı bir işadamı olan Maurice Strong idi. Bu kişi hayatı boyunca Rothschild ve Rockefeller ailelerine hizmet etmiştir.
Plan 21, Birleşmiş Milletler organizasyonlarının, belirli devletlerin ve ‘önemli’ grupların, global, ulusal ve lokal olarak her alanda, insanların çevreyi doğrudan etkilemelerine karşı gerçekleştirilecek olan bir eylem planıdır.
Plan 21, ‘koruma’ adı altında dünyanın her yanını çalıp, insanları serf ya da köle yapacak olan küresel faşist bir kontrol yapısının dayatılacağı bir ‘nüfusun azaltılması’ planıdır. Yeni bir sorunun zamanı geldi:
Olmuyorlar….Plan 21 soy aileler tarafından yaratılmış olup, onların kontrolündeki Birleşmiş Milletler’in çalışmasıdır. Dünyayı ele geçirme programının 40 bölümü vardır. Amaçlar şöyledir:
– Ulusal egemenliklere son verilecek,
– Toprak kaynakları, eko sistemler, çöller, ormanlar, dağlar, okyanuslar, içme suyu, tarım, şehircilik, biyoteknolojinin planlaması ve yönetimi devlete ait olacak, herkes eşit olarak köleleştirilecek,
– Finans kaynakları ve iş dünyasını devlet tayin edecek,
– Özel mülkiyet kaldırılacak,
– Aile birimi yeniden yapılandırılacak,
– Çocukları devlet yetiştirecek,
– İnsanların işlerini devlet belirleyecek,
– Seyahatlerde büyük kısıtlamalar yapılacak,
– İnsanlar için yerleşim bölgeleri oluşturulacak,
– İnsanlar yaşadıkları yerlerden ayrılmaya zorlanacak ve kitlesel yeniden yerleşim sağlanacak
– Eğitim kalitesi düşürülecek (bunu zaten başardılar)
Bütün bunlar dünya devleti/hükümetinin ‘global’ vatandaşlara ve ‘global’ köylere dikta dayatacağı sürecin habercileri. Çoklu seviyeli Kontrol Sistemi, insanları global, bölgesel, ulusal ve yerel seviyelerde bu şekilde yönetecek.
Plan 21’in, şimdi adı ‘Süreklilik için Lokal Hükümetler’olan Lokal Çevre Girişimleri için Uluslararası Komite’nin başkanı olan Harvey Rubin’e özel mülkiyet ve konuşma özgürlüğü, veAmerikan Anayasası’nın Hak ve Özgürlükler maddesi ile bağlantılı olarak özgürlükleri nasıl etkileyeceği sorusu sorulduğu zaman cevabı kısa olmuş: “Kollektif haklar söz konusu olduğu zaman bireyler arka koltuğa geçer”.

Geleceğin yetişkinleri olacak çocuklarımızın bu kabusta yaşamaya programlanıyorlar. Sahibi bu ‘Kabalist’ olan Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim, Kültür Organizasyonu (UNESCO), 2005-2015 dönemini, ‘ESD/Sürekli Gelişim İçin 10 Yıllık Eğitim Süreci’ olarak ilan etmiş bulunuyor.
Başka bir deyişle; çocuklarımız için kitlesel zihin programlaması operasyonu…
Bir belgede şöyle diyor: “ESD/Sürekli Gelişim için 10 Yıllık Eğitim Süreci ulaşılması zor ve karmaşık bir tahhüttür… Bu, hayatın her yönüne dokunur… herkesin değerlerini, davranışlarını ve sürdürülebilir bir gelecek ve pozitif bir sosyal değişim için gerekli olan hayat tarzını öğrenir…”
Dediğim gibi, çocuklarımız için tam bir zihin programlama operasyonu. Sistematik olarak eğitim kalitesinin düşürülmesinin bir sebebi de aşağıdaki bir başka ‘sürdürülebilirlik’ belgesinde özetleniyor:

Genellikle daha yüksek gelirli yüksek öğrenim görmüş kişiler, daha düşük geliri olan daha az eğitimli kişilere oranla, daha fazla kaynak kullanabiliyorlar. Bu durumda daha fazla eğitim, sürdürülebilirliğe olan tehdidi arttıyor.
Şeytani yapılar Plan 21’i destekledilerse mutlaka altında ölüm, yıkım ve kontrol vardır. Clinton, hiçbir politik ve halk görüşüne dayanmadan, ‘Başkanlık Emri’ ile Başkan’ın Sürdürülebilir Gelişim’ Konsey’ini kurdu. ‘Sürdürülebilir Gelişim’ terimi, klasik Orwell dili olup, belirli birşey gibi görünüp, aslında tamamen farklı birşey olmasıdır.

Süreklilik sağlamak için muhalif çevreye çeşitli zararlar verip yakıp yıkmayı anlarım, ama bunun arkasında olan kişiler faaliyetleri ile dünyayı mahvediyorlar. Plan 21 ise sürekli gelişim için değil, sürekli ‘kontrol’ sağlama ve kitlesel olarak nüfusu azaltma planı.
Uluslararası bağlayıcılığı olan Biyo-Çeşitlilik Anlaşması, Birleşmiş Milletler 1992 Dünya Zirvesi’nde bir ‘Rothschild-Rockefeller kuklası’ olan Maurice Strong’un başkanlığında yapıldı. Böylece ‘çevre komplosu’ o zamandan beri epeyce yol almış oldu.
Amaç kitlesel olarak nüfusun azaltılması ve geriye kalanlar üzerinde de en aşırı düzeyde kontrol sağlamak. Birleşmiş Milletler’in Küresel Biyo-Çeşitlilik Belirleme raporu, insan sayısının %85’inin azaltılmasını öneriyor. Sadece A.B.D.’nin sürdürülebilirlik planı haritasına bir bakınca bu uygulama için nüfusun azaltması ölçeğini anlamak mümkün…

Aaron Russo, Eddie Murphy’nin başrolü oynadığı ödüllü film ‘Trading Places’in yapımcısıydı. Ölmeden önce yıllarca insanları bu komploya karşı uyarmak istedi. 2007’de açık açık Rockefeller ailesinden Nick Rockefeller’in kendisine, nüfusun en az yarıya indirileceğini söylediğini açıklamıştı.
Obama yönetimi tarafından atanmış olan ‘bilim çarı’ John P. Holdren de bu çeteden. 1977’de yazarlarından birisi olduğu ‘Eko-Bilim’ adlı kitapta insan nüfusunun en fazla bir milyar olması gerektiğini, gıdalara ve içme suyuna müdahale edilerek kitlesel olarak nüfusun azaltılmasını, zorunlu kürtajı, gayrımeşru çocukları devletin almasını ve hamileliği önlemek için zorunlu bedensel implantlerin yapılmasını öneriyordu.

Esrarengiz Georgia Kitabeleri, A.B.D.’nin Georgia eyaletindeki Elbert beldesinde bulunan ve astrolojik olarak hizalanmış granit bir anıttır. Buna Amerika’nın ‘Stonehenge’i denir. (Stonehenge, İngiltere’nin güneyinde büyük taşlardan oluşan bir yapıt). Georgia kitabelerini 1979’da R.C.Christian takma adlı kişinin yazmakla görevlendirilmiş olduğu belirtilmektedir. Çeşitli dillerde yazılmış olup, gelecekteki dünya için 10 maddelik rehber niteliğindedir.

Bu 10 maddelik rehberde şöyle denmektedir: “İnsanlığı 500.000.000’un altında bir sayıda tutup doğa ile denge içersinde tutun. Sağlık ve çeşitliliği geliştirerek üremeyi akıllıca kontrol altına alın. Demek öyle? Peki bunu kim yapacak? Tabii ki Küresel Dünya Devleti!
Plan, ‘Plan 21’i, birkaç yıl içerisinde mümkün olduğu kadar çok geliştirmek. Zaten bu yüzden Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 2011-2020 dönemini Birleşmiş Milletler Biyo-Çeşitliliğin On Yılı ilan etti. ‘Biyo-Çeşitlilik Strateji Planı’nın amaçlarının uygulanmasını geliştirip desteklemek için resmi olarak yapılıyor. Yani, benim burada anlattıklarımın hepsi geliştirilip destekleniyor. Hatta daha fazlası da var…

Şimdi İllüminati’nin sahneye koymuş olduğu ‘Büyük Plan’ının yeni bir aşamasındayız. İnsan toplumunda büyük değişiklikler yapılıyor ve milyarlarca insan uykudan uyanmazsa hepsi uygulanacak. Bunların gerçekleştiğine dair işaretler de var. Uyanışın hızlanıp önümüzdeki yıllarda daha hızlı bir şekilde genişlemesi lazım.
Yani bütün bunların kendiliğinden mucizevi bir şekilde yok olmasını beklemek gibi bir seçeneğimiz yok. Bütün bunlar, ancak biz gerçekleşmesine göz yummazsak gerçekleşmez dostlar…

Kaynak: David İcke

Asagidaki linkten alinti yapilmistir.
https://tasavvufvebilim.wordpress.com/2016/01/14/illuminati-ve-kuresel-kiyamet/#more-407

3 yorum:

Sevgili Asma dogru veya yanlis..bircok korku ve komplo teorilerinin mahfettigi insanlar biliyorum..iyi oluşun akişinda bile olamiyorlar.belki bu sekilde dusunulmesini istemeleride komplo teorisidir.sevgi ve iyi dileklerimizle hersey guzellikler ici de olsun.sevgilerimle..

bence bunların neredeyse tamamı GERÇEK GELECEK KÖTÜ.

Yorum Gönder