10 Temmuz 2019 Çarşamba

18 Haziran 2019 Salı

Dünyadaki Isik Görevlileri ve Amaçları


                     Dünyadaki Isik Görevlileri ve Amaçları


Dünya annenin beşinci boyuta; üzerindeki canlılarla yükselme kararı almasından sonra evrensel ruhsal hiyerarşi, ona destek olmak için seferber oldu. Birçok gezegenden oluşan üyelerle kurulan Galaktik Federasyon, dünya annenin bu kararına yardımcı olması için milyonlarca görevli gönderdi. Görevliler, uyanışa yardım etmek için burada bulunurlar. Ama yinede yaptıklarından sorumlulardır. Görevleri bitince geldikleri yere geri dönerler.
Şu an dünya üzerindeki görevlilerin bazıları, dünya yaşamını binlerce defa deneyimlemiş ve dünya tekamülünü çoktan tamamlayarak yükselmiş olan yaşlı ruhlardır. Bazılarıda, direk başka gezegenlerden veya katmanlardan ilk defa dünyaya gelmiş ruhlardır. Her iki grubun amacı; dünya annenin beşinci boyuta, üzerindeki canlılarla beraber geçiş yapmasına yardım etmektir. Bu görevlilerin bir kısmı insanlara, bir kısmı hayvanlara, bir kısmı da doğaya yardım ediyor. Bütün çabaları, dünyayı ışıklarıyla aydınlatmak, şifalamak ve rahat geçişini sağlamaktır. 
Onlar dünyaya gelmeden önce, belirli kalıplar içinde; neler olacağını izlerler ve ne yapacaklarına karar verip görev kontratı imzalarlar. Ancak dünyaya iniş yapınca bütün bu izlediklerini, görevini ve kim olduklarını unuturlar. Bu unutmanın sebebi, çok yüksek boyuttan düşük enerji yoğunluğunun içine girmeleridir. Burada dünya koşullarında; yeniden, nerden geldiklerini kim olduklarını ve görevlerinin ne olduğunu hatırlayıp iş başı yapmaları gereklidir. Bunlardan bazısı uyanır ve görevini yapar. Bazılarıda uyanamaz ve öbür taraftan yapılan bütün müdahelelere rağmen uyandırılamazlarsa görevleri iptal edilir. O görevliler ya geri çağrılır (ölür) yada kendi haline bırakılırlar. Normal insanlar gibi yaşlanır ve ölürler. Ölünce geldikleri yere geri dönerler. Görevini yapamamış olmanın üzüntüsüyle…
Bu sebeple bu tarafa gönderilmiş görevlileri uyandırmak ve görevinin başına gelmesini sağlamak çok önemlidir. Perdenin öbür tarafından bu tarafla bağlantıya girmek için inanılmaz bir destek ve çaba var. İşaretlerle, kişilerle, yazılarla, kitaplarla, hayvanlarla, filmlerle sürekli bir bilgi aktarımı yapılır. Taaki o görevli tamamen uyanıp, iletişim kanalını açıp, kendileriyle bağlantı kurana kadar. Bu bağlantıyı kurmanın tek yolu enerji bedenin düzenli çalışmasını ve şarj olmasını sağlamak ve üçüncü gözümüzü açmaktır. O zaman kişisel antenimiz çeker ve perdenin diğer tarafıyla bağlantı kurmuş oluruz. Bunu başarabilenler kendi bireysel rehberlerince eğitilirler, görevlerini hatırlarlar ve yapmaları gerekeni yaparlar. 
Bazı kişiler eğer önemli bir görevdeyse; onları uyandırmak için bizzat müdahele ediliyor ve yoğun bir eğitime alınıyorlar. Şu anda bu kitabı okuyorsanız; siz de büyük olasılıkla bir görevli olabilirsiniz. Kendinizdeki değişimi takip ederek bunu anlayabilirsiniz. Eğer üçüncü göz ekranından okuma yapıyor veya kodlar alıyorsanız, odanıza; siz uyurken titreşen ve uçan ışık küreleri geliyorsa; görevlisiniz. Seçildiniz ve başarılı olacağınıza inanarak dünyaya geldiniz. Bir çağın bitmesine tanıklık edip, yeni çağın kurucularından olacaksınız…Hatırlayın…Sevgiyle görevinizi yerine getirin.

Bu konuda 2016 yılında şöyle bir mesaj gelmişti: “Görevlileri uyandırmakta zorlanıyoruz. Çoğu görevliyi geri çektik. Bazılarının da görevini iptal ettik ve yeni görevliler indirdik.”

Ayrıca dünyada bir grup görevli daha vardır ki; aramızda olduklarını fark edemeyebiliriz. Çünkü onlar kısa süreli bazı görevler için; üçüncü boyuta girer, görevini yerine getirip birden kaybolabilirler. Bu yüzden de karşımıza aniden çıkan ve kaybolan insanlara, hayvanlara dikkat etmek gerekir.

Görevlileri (Isik iscilerini) Nasıl Tanırız?
Görevlileri tanımak çok kolaydır. Bilinçleri büyüktür. Koşulsuz sevgi taşırlar. Bütün olaylara karşı nötr olurlar. Egoları, madde dünya bağımlılıkları yoktur. Çok sade bir hayatları vardır. Kişilere, ilişkilere bağımlı değillerdir. Üçüncü boyut realitesinden ve ilizyonundan çıkmışlardır. Çoğu; doğayla veya hayvanlarla iç içe yaşarlar. Çevreci aktivitelerde bulunurlar. Hayvan hakları savunucuları, çevreciler, insan hakları savunucuları, yardımseverler, genellikle onlardandır. Bilge olurlar. Her konuda fikirleri olur. Kalabalık içinde pek konuşmayı sevmezler. İçe dönüktürler ve kalbe inmiş insanlardır. İçerden beslenirler. Hayatı dışardan izlerler. Bolca gözlem yaparlar. Evlerinde mutlaka hayvan beslerler. Bazısı kendilerini tamamen hayvanlara veya doğaya adarlar. Şifacıdırlar. Onların alanında olanlar kendilerini çok iyi hissederler ve iyileşirler. Girdikleri ortamlara ışık saçarlar. Onları kızdıramazsınız çünkü hep pozitiftirler. Düşük titreşimli duygulardan kurtulmuşlardır. Hayvanlarla, bitkilerle ve doğayla telepatik iletişim kurarlar. Yardım etmekten zevk alırlar. İhtiyacı olanlara rehberlik ederler. İnsanların farkındalığını büyütürler. Onlarla olmak, özlem duyulan yuvada olmak gibidir. Onlara ait herşey tanıdıktır…
Atatürk ve Türkiye’deki Görevliler
Bendeki bilgiye göre; şu anda Türkiye’de Atatürk tarafından görevlendirilen binlerce görevli var. Bunlardan bazısı, bizzat Atatürk bilinciyle geldi. Onun gibi düşünüyor, hissediyor ve yaşıyorlar. Bazısı da sadece onun enerjisiyle besleniyor ve görevlerini yapıyorlar. Bu görevliler; Türkiye’nin yeni çağda üstlendiği misyonunu yerine getirmesi için yardımcı oluyorlar. Ayrıca insanların uyanışında, sevginin, barışın inşasında da görev alıyorlar. Çoğunluğu; kadınlar, gençler ve çocuklardan oluşuyor. Zamanı geldiklerinde uyanıp görevlerinin başına geçiyorlar. Önceden planlandığı gibi…


'Uyanis Rehberi' adli kitabimdan bir bolumdur.

sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

26 Şubat 2019 Salı

Donusuyoruz


Donusum:
Bedenimiz, dunya sartlarina gore dusuk frekansta yasamak icin ayarlanmistir. Dorduncu ve besinci boyuta yukselmemiz icin bedenimizin yavas yavas ust frekansli enerjilerle uyumlanmasi gerekir. Her gun uyandigimizda yeni bir frekansa gozlerimizi acariz. Dunya uzayda hareket halindedir ve icine girdigi her yeni alanda frekansi biraz daha yukselir. Onunla beraber uzerindeki canlilarda da yavas yavas ileriye dogru bir donusum baslar. Hicbir sey sabit kalmiyor. Evrende ve dunyada hep bir buyume var. Bilinclerde, farkindaliklarda, frekanslarda degisim var. Bizler yavas yavas donusuyoruz. Bedenimizle ve bilincimizle daha ust frekanstaki enerjilerle yasamaya hazirlaniyoruz. Su anda dunyada, bilinc olarak-titresim olarak bazimiz 5. boyuta gecis yaptilar. Bazimiz 4. boyutta ilerliyorlar. Bazimiz da ucuncu boyut ile dorduncu boyut arasinda, araftalar. Arafta olanlarimiz, hem bedenlerinde hemde ruhlarinda kaos yasiyorlar. Bu kaos, fiziki ve ruhsal hasarlarla kendini gosteriyor. Degisime direnis gosterildigi icin tetiklenen bir durumdur. Ancak bu gecici bir donemdir. Yavas yavas donuserek onlar da once dorduncu boyuta gececekler sonra da orada besinci boyut frekansina hazirlanacaklar... 

Ucuncu boyuttan cikamayan bazilarimiz da olacaktir. Onlar bedensiz olarak gecisi yapacak kardeslerimizdir. Dunyadaki bulunma sureleri doldugunda sesizce giderler. Ama yok olus ve olum yoktur...olum sadece bize ogretilen bir ilizyondur, programdir. Evrende sadece farkli frekansta titresmek vardir. Degiserek donusum vardir. Bedensiz gecis yapacak sevdikleriniz icin uzulmeyelim. Onlar gittikleri yerde bizlerle yeniden bulusabilme anini sabirla bekleyecekler.

Gunes Patlamalarinin Onemi:
Her gunes patlamasi dunyaya ve uzerindeki canlilara yuksek enerji dalgalari salgilar. Bu yuksek frekansli enerji dalgalari once bizi biraz sarsar ama sonra bizim titresimimizi yukseltir ve bilincimizi
genisletir.Titresimimize paralel olarak; dusuncelerimiz, hayallerimiz daha hizli gerceklesir. Negatif enerjiler dunyadan ve alanimizdan daha hizli temizlenir, sevkat artar. Her Gunes patlamasi oldugunda daha yuksek titresimli enerji dalgalarini realitemizde hissetmeye hazir olalim. Uykusuzluk, bas agrisi, blokajli cakra alanlarimizda kemik agrilari, midede kasilma, yorgunluk yada, sebebsiz gerginlikler, kulakta cinlama, unutkanlik gibi semptomlar yasanabilir..Hepsi gecicidir.

Kaos Olmadan Duzen Olmaz:
Kaos olmadan duzen olmaz. isik olmak icin kaostan, karanliktan gecmemiz gerekir. Yildizlar bile bir boyutta omrunu tamamladiginda, baska bir boyutta yeniden dogmak icin, kara deliklerden gecerler. Bizim dunya olarak su an yasadigimiz da budur. Kaosun, yani karanligin icinden gecerek isik olarak yeniden dirilecegiz, dogacagiz. Degisim boyle oluyor.

Kalbiniz Tek Pusulaniz Olsun: Tek kilavuzunuz, tek pusulaniz kalbiniz olsun. O asla sasmaz ve yanilmaz...Hep onu dinleyin. Ic sesiniz, hisleriniz, onun sesidir. Dogruyu disarda aramak yerine, baskasinin dogrularina tutunmak yerine, kendi dogrunuzu kesfedin ve ona tutunun. 


Siz Madde Beden Degilsiniz:
Siz madde beden degilsiniz.Beden icine girmis bilincsiniz ve saf isiktan olusmussunuz. Beden olebilir ama bilinc sonsuza kadar yasar. Kendini sadece bu bedenle var oldugunu sananlar, olumden korkarlar. Ama gercekte kim oldugunu bilenler burda da baska yerde de olumsuzdurler.



Zihnini Gereksiz Dusuncelerden Arindir:
Zihin, bizi dusuncelerin yogunlugunda oyalayarak hapseder. Oysa dusuncelerimizin buyuk cogunlugu bos ve yararsizdir. Cok az bir bolumu isimize yarar. Bu yararli dusuncelere odaklanirsak, geriye kalan bos ve yararsiz dusuncelerimize olan bagimliligimiz biter ve onlari serbest birakiriz, zihnimizi bosaltarak ozgurlestiririz. Dusuncelerimizi takip edelim ve hangisi isimize yarar, hangisi yaramaz belirleyelim. 

Dogadan Ogrenelim:
Insanoglu, sessizligi, teslimiyeti ve masumiyeti; dogadan, bitkilerden ve hayvanlardan ogrenmelidir. Onlarda ego yoktur. An’da yasarlar ve sevgiyi kosulsuz verirler. Sanildigi gibi onlar, insana hizmet icin burda degiller. Bizimle birlikte dunyayi deneyimlemek icin burdalar. Artik onlarin farkina varalim ve yasama haklarina saygi duyalim. 

Degisime Direnmeyelim:
En basit haliyle aciklamak gerekirse; degisime karsi direnirsek, fiziksel ve ruhsal olarak aci cekeriz. Degisime kucak acarsak, frekansimiz yukselir, cabuk iyilesiriz, yaratici oluruz ve kendimizi yeniden kesfederiz. Degisimden korkmayalim. 

Her Bitis Yeni Bir Baslangictir:
Her bitis, yeni bir baslangic yapmak icin iyi bir firsattir. Biteni canlandirmaya calismakla zaman kaybedecegimize, bitisi kabul edip kendimizi ozgurlestirelim ve yeniden baslamak icin kendimize sans taniyalim. Yeni baslangiclar, yeni seyler, daima enerjimizi yeniler ve kendimizi daha iyi hissettirir.

Kim Oldugunuzu Hatirlayin:
Yasam kosullarinizi ne kadar mukemmellestirseniz de ‘ben’ oldugunuz surece asla mutlu olamazsiniz. Huzuru, ‘biz’ oldugunuzu farkettiginizde bulursunuz. Butun evrenleri icinde barindiran siz, sadece bir zerreye takilmis kalmissiniz. Milyarlarca degisik forma girmis, tek bir bilincsiniz siz. Bunu hatirlamaya calisin.

Degisimi Kucaklayin:
Dar ve sinirli kaliplardan cikin, degisik seyler yapin, Hep sizden bekleneni degil, caninizin istedigini yapin. Sizi mutlu eden seyleri hayatinizda cok tutun, mutsuz edenleri serbest birakin. Olumlu dusunun pozitif olun ve enerjinizi degistirin. Kendi kendinizi sifalayin. Evrendeki her zerrede oldugu gibi, icinizde de; isik-karanlik, eksi-arti, iyi-kotu....yani zit kutuplulugun oldugunu bilin.

Simdiye Donebilmek:

Gecmisteki acilara, hatiralara tutunursaniz gecmiste kaybolurusunuz. Gelecekle ilgili korku, endise ve kaygilar duyarsaniz, gelecekte kaybolursunuz. Kendinizi simdiye geri getirmedikce, huzuru bulamazsiniz...Her neredeyseniz, simdiye donun.


Yasanmisa Taniklik Etmek:

Yasanmis olana taniklik etmek icin dunyadayiz…Herseyi onceden izledik, neler olacagini gorduk ve senaryoya kabul ettik. Sonra da unutarak dunyaya indik ve tum izlediklerimizi bizzat yasiyoruz, duygularimizi deneyimliyoruz.



Degisim Bizden Baslamali:

Bizler cogunlukla etrafimizdaki insanlari kendimize gore degistirmeye calisiriz. Bilmeyiz ki degismesi gereken  kisiler onlar degil, kendimiziz. Degisim, bagimliliklarimizdan kurtulup ozgurlesmekle baslar...Merkezimize, degistirmek istedigimiz insanlari degil, kendimizi koyalim. Biz degisirsek, etrafimizdakiler zaten degisir. 

Yanlislar Bizi Dogruya Goturur:
Bizler dogruyu bulmak icin, defalarca yanlislar yapmak zorunda kaliriz. Ogrenmenin guzelligidir bu. Dogrunun, guzelin kiymeti ancak yapilan yanlislardan sonra bilinir. Yanlislar yapmaktan korkmayin. Yaptiginiz yanlislar icin kendinizi yargilamayin,sucluluk duymayin. Hayat bizim ogretmenimizdir...sevin her haliyle…

Huzur, Zihinden Cikinca Baslar:
Butun sorunlarimizin ve hastaliklarimizin kaynagi zihindir. Zihin, bizi dar bir kalip icine hapseder ve dunyamizi karartir. Hareket alanimizi daraltir. Ozgurce ucmamizi engeller. Bu yuzden medya ile zihnimizi hep aktif tutuyorlar. Bizler zihinden cikinca, huzur baslar...Fiziken ve ruhen sifalanma baslar. Kaynaga erisim baslar. Zihinden cikmak icin duzenli olarak meditasyon yapmamiz gerekir. Evrendeki telepatik iletisim agina erismenin tek yolu meditasyondur, dinginliktir ve ice donmektir





Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com

23 Ocak 2019 Çarşamba

Kabal İnsanlari Nasıl Kontrol Ediyor?





1-Dışardan bilinçaltımızı programlayarak:

Çocukken özgürüz, korkusuzuz, safız, temiziz ve yaratıcıya çok yakınız. Sonradan, dışardan programlanmalarla, başkalarının istediği bir bireye dönüşerek, özgürlüğümüzü kaybederiz. En başta ailemiz tarafından programlanmaya başlanırız. Geldiğimiz ailenin, dini değerlerine, inanç kalıplarına ve kültürüne uygun eğitim alarak programlanırız. Amaç, onları üzmeyecek, karşı gelmeyecek, sadık bir bireye dönüşmektir. Hem aileye hem sisteme uygun bireyler olana kadar, dışardan programlanma aşama aşama devam eder. Aileden çıkan çocuk; okullar aracılığıyla tek tip eğitim sistemiyle, birer robot şeklinde programlanır. Bu programlanma; cezalandırma, pişmanlık, suçluluk ve sevgisizlik duyguları da yüklenerek güçlendirilir. Çünkü, bizden beklenen kişi olmaya mecburuz. Aksi halde, sistem bizi bozuk bir makineymiş gibi tamir etmeye çalışır ve ayarlarımızı bozar. Uyum sağlayamazsak, hasta veya deli kategorisine alınararak ilaçlarla pasif moda getiriliriz. Bunun adı da ‘şifa’ olur.
Böylece düşünemeyen, hayal kurmayan, sorgulamayan, ayıran, bölen, yargılayan, korkan ve koşulsuz biat eden bireylere dönüşürüz. İçimizdeki çocuğu, dört duvar içine hapsedip, dışardan programlanmış bir zihinde yaşamaya başlarız. Kim olduğumuzu, niçin dünyaya geldiğimizi unuturuz. İlizyonun içinde kayboluruz. İçimizdeki çocukla bağlantımız kopar ve acı çekeriz. Bu sistemin işlemesine yardım eden en önemli etkenler de; din, para, politika, cinsellik ve eğitim sistemidir.

Şimdi gelen çocuklar, bu sisteme uyum sağlayamıyorlar ve okula gitmek istemiyorlar. Onlar, zaten donanımlı geliyorlar. Herşeyi biliyorlar. Sadece yüzeye çıkarmakta zorlanıyorlar. Bunun sebebi de doğdukları andan itibaren dışardan gelen kötü programlanmalar ile, içerdeki potansiyellerinin bastırılmasıdır.
Bu çocuklar; az uyuyan, az yiyen, başka boyutlardan sesler duyan ve görüntüler gören, kendi kendine dil öğrenen, telepatik, medyumluk gibi özel yetenekleri olan çok zeki çocuklardır. Gün gelecek okula bile gitmeden herşeyi kendileri öğreniyor olacaklar.

Dünya'ya önce gökkuşağı çocukları geldi. Gökkuşağı serisi 1970'lerde dünyaya sevgi ve barışı yaymaya çalıştılar. Ancak karanlık tarafından, farkedildiler ve önleri kesildi. Bu ışık çocuklarının artmasından korktukları için; hayatımıza klorlu suyu, DNA’sıyla oynanmış tohumları, aşıları ve hastalıkları soktular. Sonraki yıllarda dünyamıza indigolar geldi. 2000 yılından sonra indigolara, yıldız tohumu çocuklar eşlik etti. 2012 yılından itibaren, kristal çocuklar gelmeye başladı. Şimdi ise elmas çocuklar geliyor. Hem de milyonlarcası...Bu çocuklar Dünya'yı ayağa kaldıracaklar ve bizi kurtaracaklar. Onlar bizim geleceğimiz. Onları mümkün olduğunca sistemden uzak tutmalıyız ve korumalıyız. Önlerini açarak, yapmak istedikleri için destek vermeliyiz. Onlar çocuk değiller, aslında bizim atalarımızdır. Hepimizden daha yaşlı ve daha bilgedirler. Dünya’yı bu özel çocuklar ve onların doğmasına portallık eden kadınlar kurtaracaktır.

Bu yüzden de karanlığın şu an ki hedefi; çocuklardır. Çünkü; sevginin, ışığın, şifanın, barışın, hayvanların ve doğanın koruyucularıdır onlar. Gaia’nin çarpan yüreğidirler onlar…Bu yüzden de çok iyi korunmaları gerekir. 


2-Subliminal mesajlarla ve 25. kare tekniği ile zihinlerimizi kontrol ederek:
Sömürücü ve emperyalist düzen, asla bilinçli ve zeki toplum istemez. Çünkü bilinçli toplumlar çabuk uyanır ve ayaklanır. Onları kontrol altında tutmak zorlaşır. Sömürmek ve haklarından çalmak zorlaşır. Uyanmış kitleler, kölelik düzenine engel teşkil ederler. Bu yüzden de neler olup bittiğini anlayamayan, anlasa da tepki göstermeyen, hakları için savaşmayan ve Bana dokunmayan yılan bin yaşasın modunda bir insan türüne ihtiyaç duyarlar. Bunu da planlı ve programlı olarak ince ince işleyerek başarıya ulaşırlar. Subliminal mesajlarla zihin kontrolü’ özellikle teknoloji ve medya sektörünün yaygınlaşması ile birlikte ortaya çıkmış bir 'Piskolojik Savaş Silahıdır'.

Medya organları, bilgisayar, internet ve sinema en büyük beyin yıkama araçlarıdır. Asıl hedef çocuklardır. Çünkü Ağaç yaş iken eğilir. Bilinçaltımız, telkin yoluyla ikna olmaya müsaittir. Bütün alışkanlıklarımız, inançlarımız ve kendiliğinden gelişen eylemlerimiz belleğimize kaydolur ve zamanla bunlar tekrarlandıkça bilinçaltı tarafından ‘kodlanma’ olarak kabul edilir. Bilinçaltı, depoladığı bu bilgileri kullanarak bizim ruh halimizi veya kararlarımızı etkiler. Bilinçaltımız biz farkında olmadan, evrenden sürekli sinyaller alır ve hafızasına kaydeder. İşimize yaramayan milyarlarca kayıt barındırır. Bu kayıtlardan, bizim ilgi alanımıza göre verileri kullanır, diğerleride hafızada bir yerlerde kalmaya devam eder. Bilinçaltımız bir bilgisayar gibidir. Yükleme yada silme yapılabilir. Hatta bilinçaltı kayıtları kopyalanıp başka bir yere taşınabilir. Bilim adımları, önümüzdeki 20-30 yılda, insan bilincinin bir bilgisayara yada başka bir bedene transfer edilebileceğini söylüyorlar. Bilinç, klonlanmış bedenlerin beynine, bilinç olarak aktarılabilecek. Kabal’ın bu çalışmaları çoktan başardığına ve malum aile bireylerinin, kendi bilinçlerini zamanı geldiğinde, yarattıkları yeni bedenlere transfer edip, ondan sonra da eski beden için ölmüş süsü verilerek ortadan kaldırdıklarını düşünüyorum.

Subliminal Mesaj Tekniği:1940’lı yıllarda Hitler Almanya’sının denemeye başladığı, telkinle zihin kontrolü çalışmalarına, daha sonra Rusya ve Amerika devam etmiştir. Akıl hastanesindeki hastalar, cezaevlerindeki suçlular ve kimsesiz insanlar üzerinde bilinçli olarak yıllarca denemeler yapılarak, başarı elde edilmiş ve günümüze kadar da yeni zihin kontrol teknikleri geliştirilmiştir. Bu tekniklerden en önemlileri ‘Subliminal mesaj’ ve ‘25. Kare’ tekniğidir. Bir çok devlet, halkını kontrol altında tutmak için; zihin kontrolüne önem vermekte ve çok büyük paralar harcamaktadır. Öyleki sadece zihin kontrolü yapmak için tv kanalları kuruluyor, filmler ve diziler yapılıyor. Özellikle çizgi filmler, en kolay subliminal mesaj tekniği uygulanan programlardır ve hedefleri de; çocuklardır.

Belirlenen tek tip fikirlerin; insanlara görsel karelerle empoze edilmesi uzun zamandır subliminal mesaj tekniği ile yapılmaktadır. Subliminal mesaj; ekrandaki bir nesnenin içine dikkatli bakılmadıkça farkedilemeyecek kadar belirsiz şekilde, bir sembol, resim yada kelime yazılarak, bilinçaltına ekilmesi şeklinde oluyor. Belirli bir süre bu mesaj tekrar edilirse de bilinçaltı tarafından bir programlanma olarak kabul ediliyor. Bunların hepsi, biz farkında olmadan oluyor. Çünkü bilinçaltımız, alanımıza yayılan milyarlarca gerekli-gereksiz bilgiyi sinyal şeklinde alıp kaydediyor.


25. Kare Tekniği: Bu teknik en çok televizyon ve sinemalarda yayınlanan programlarda kullanılıyor. Müzik videoları, bilgisayar oyunları da bunun içindedir. İzlediğimiz filmlerin sinema bandında; saat, dakika ve saniye olarak dizilişi vardır. Her bir görüntüde saniyeden sonra gelen karede 24 tane küçük kare bulunur. Bu her küçük 24 kare, bir ekran büyüklüğünde kareyi oluşturur. Bu sıralamada yer alan ‘control-track’ denilen aralık; kesilerek anlık bir görüntü şeklindeki 25. kare oluşturulur. Böylece görüntü; 1/24 yerine 1/25 olur ve her 25. karedeki görüntü, ekranda en dikkatli izleyicilerin bile farkına varamayacağı bir patlama şeklinde görünüp kaybolur ve bilinçaltına kaydolur. Bu olay saniyeler içinde olduğu için gözle görülemez. Bu yüzden de farkedilmeden, ustaca kullanılıyor ve bilinçler programlanarak zihinler kontrol altına alınıyor.

Bu teknik eskiden en çok ürün satışlarını arttırmak için kullanılıyorken; son yıllarda, özellikle bilgisayar oyunlarına ve çizgi filmlere eklenen cinsellik ve şiddet içerikli mesajlarla yeni nesli bozmak için kullanılıyor. Ayrıca uyuşturucu, alkol ve sigara kullanımı aşılamak, dini yada politik fikirleri aşılamak için de kullanılmaya başlandı.

Sürekli bilgisayar oyunları oynayan çocuklarda ve gençlerde davranış bozuklukları, saldırganlık ve algılama zorluğu tespit edilmiştir. Çizgi film izleyen çocukların bedensel ve zihinsel gelişmelerindeki dengenin bozulduğu gözlenmiştir. Erkek çocuklarda erken tüylenme ve kız çocuklarda regl başlangıcı 7-8 yaşına kadar düşmeye başladı. DNA’sı bozulmuş gıdalarla genlerimiz bozulurken, diğer taraftan da subliminal mesajlarla ve 25. kare tekniğiyle bilinçaltımıza hastalıklı mesajlar kodlanarak hasta bir toplum haline getiriliyoruz. Bu yüzden son yıllarda; çocuk tecavüzleri, hayvan tecavüzleri, ensest ilişkiler, bunalım geçirip intihar eden gençler, cinnet geçirip karısını ve çocuklarını katleden erkeklerın sayısında artış olmuştur. Şiddet ve cinayetlerdeki bu artış ile bonzai kullanımı, içki ve sigara kullanımının sebebi yıllardır insanlara uygulanan subliminal mesajlarla zihin kontrolüdür. 
Toplumlardaki bu bozulmayı engellemek için öncelikle çocuklarımızı ve gençlerimizi bu saldırılardan korumalıyız. Onlara; çizgi filmleri, dizileri, videoları ve televizyonu izletmeyelim. Bilgisayar oyunlarını oynatmayalım. Dijital ortamda hazırlanmış düşük frekanslı müzikleri dinletmeyelim. Çocuklarımızı doğaya çıkaralım. Plastik oyuncaklar yerine; bakırdan, demirden, tahtadan, bezden yapılmış oyuncaklar alalım. Hayvanlarla zaman geçirmelerini sağlayalım. Resim, müzik, dans, spor ve sanat aktivitelerine yönlendirelim. Bütün bunlar, onlara çok iyi gelecektir.

Aasma Estefan
'Uyanis Rehberi' adli kitabimdan bir bolum.
Amazondan yada asagidaki linkten alinabilir.




22 Ocak 2019 Salı

Evcil Hayvanlarimiz Olduklerinde Nereye Giderler?

Arkadasimin hayvanlarla ilgili hazirladigi guzel bir yaziyi okuyucularimla paylasmak istedim.
Yazinin orijinal linki:

https://gulunseyirdefteri.blogspot.com/2019/01/sevgili-dostlar-bu-konu-benim-uzun-bir_71.html


Sevgili Dostlar
Bu konu benim uzun bir suredir uzerinde calistigim ve ilgi alanima giren ve ruhsal olarak yonlendirildigim konulardan biridir. Hayvanlara ve dogaya olan sevgimden dolayi artik bir seyler yapmam geektigime inandigim zamanlarda eszamanli olarak karsima cikan sevgili Mary Getten’ den hayvanlarla ve doga ile telapatik yolla iletisim kurma dersleri aldim. Benim onlara olan sevgim benim yillar once  vejeteryan olmama sebep olmustu ama en cok da onlarla iletisime gectikten sonra onlarin dunyasini tanidiktan sonra sevdigimi soyledigim tum bu canlilarin etini yiyerek devam edemeyecegimi anladim. Bu yazinin vejeteryanlikla bir ilgisi yoktur ben sadece kendi deneyimimi de buraya eklemek istedim…

Bu yaziyi  Joanne Sacred Scribes in web sitesinden sizler icin cevirdim. Benim halihazirda bildigim bu konuyu sizinle de paylasmak icin yonlerdirme aldim diyelim...
Umarin hepinizin gonlune isik olur. Hayvan dostlarimiza oldukten sonra ne oldugunu ve onlarin ruhsal dunyasini merak ediyorsaniz okumaya devam edin...

Olduklerinde evcil hayvanlarimiza ne olur?

Birçok insan öldüğünde evcil hayvanlarımıza ne oldugunu merak eder. Tıpkı insanlar gibi, evcil hayvanlarımızın ruhları da “ölmez”. fiziksel” ölümlerini takiben ruhları genellikle bizimle birlikte kalır ve ruhları bize hayatta oldukları zamanki gibi aynı arkadaşlığı, yoldasligi ve sevgiyi sağlamaya devam eder. Bizler genellikle onlarin varlıklarını bilinçli olarak algılayamayız ama ruhsal seviyede ölen kedi, köpek, kuş vb. cevremizde olduklarini sezgisel olarak biliriz.

Peki öldüklerinde evcil hayvanlarımıza ne olur ?
Hayvanlar bu dunyadan fiziken ayrilip diger tarafa gectiklerinde canlı ve iyi durumdadirlar.Yeryüzünde var olan tüm hayvanlar, "Ruhsal boyutta da varolurlar. Orada  korku ya da saldırganlık olmadan  uygun sekilde beslenerek ve saf, masum manevi varlıklar olarak saygı görürler. Hayvanlar diger tarafa gectiklerinde ki bunlarin icine geçmiş yaşamlarımızın hepsinde sahip olduğumuz tum evcil hayvanlar da dahildir. Yaşamları boyunca bize gosterdikleri aynı saf, kararlı koşulsuz sevgi ve sadakat ile bizi izlerler.

Çoğumuz evcil hayvanımızın tuylerinin kokusunu veya yumuşaklığını veya kendine özgü sesini ve kişiliğini hatırlayabiliriz. Bir hayvanın ölümünden sonra birçok insan, kısacık bile olsa, evcil hayvanlarını görebildiklerini, duyabildiklerini veya hissedebildiklerine ikna olmuş durumdadir. Bir odaya girdiginizde  hic birisinin köşede durduğunu veya belirli bir sandalyede oturduğunu hissettiniz mi? Donup bakiyorsunuz, hissediyorsunuz  ama orada kimse yok mu?

Bazen evcil hayvaniniz hayattayken, bir odanın bir köşesine dikkatlice bakabilir ve arkadaşlarının, yanından geçenlerin varlığını hissettiklerini belirtmek icin kuyruklarını sallayabilir veya hirilti gibi bir ses cikarabilirler. Kişisel notum; ( joanne ) yıllar boyunca evcil hayvanlarımın bir kısmı tarafından ziyaret edildim ve etrafimda olduklarinda bir sevgi ve barış hissi duydum. Ben hala sık sık bahçemin etrafında ve evin içinde beyaz kedim “Mange” inin hayattayken en sevdigi koselerde durdugunu hissederim. Yıllar önce sahip olduğum genç bir Jack Russell terrier olan 'Daisy', de zaman zaman beni ziyarete geliyor.

Bir hayvan öldüğü zaman, hala temas kurabilir. Fiziksel bedenleri ölmüş olsa bile, ruhları hala canlı ve iyidir. Evcil hayvanlarimiz öldükten sonra, sık sık insanlarıyla yani sahipleriyle olan fiziksel temasları, sarılmaları, sıcaklıklarını, sevgilerini ve yakınlıklarını özlerler. Ayrıca  insan / sahibinin kayıplarindan dolayı kederlendigini ve üzüldüğünü gördüklerinde onlarda oldukça üzülebilirler. Sahibleri onları duyamadigi veya göremediği için herhangi bir sekilde onlari rahatlatmanın bir yolu olmadığını bilirler.
Bazı evcil hayvanlar bu hayattan ayrildiktan sonra tekrar bedenlenip yeni bir enkarnasyona başlarlar. Bunu yaptıklarında, bu yeni bedenden ve içerdiği her şeyden etkilenirler. Açlık ve alışkanlıklar, artan duyumları ve içgüdüleri, uyku halleri, “yeni” olmaları, yeniden genç olmaları ve yeni sahiplerinin kişilikleri. Farklı bir adla adlandırılırlar, yeni kokularla, yeni  insanlarla ve her şekilde yeni bir yaşamla yeni bir evde yaşamaya baslarlar.
Yeni bir hayata gecmelerine rağmen, iletişim kurabilen ruhları olduğu için her zaman erişilebilir durumdadirlar.

Peki öldüklerinde evcil hayvanlarımıza ne oluyor ve nereye gidiyorlar?
Bedenler  (veya enkarnasyonlar) arasında olabilirler, bir kaya veya ağacın yanında takılabilirler veya en sevdikleri sandalyede tembellik edebilirler. Yeni bedenleri ve yeni yaşamları olabilir. Komşunuzun yeni kedi yavrusu ya da Afrika'daki yeni doğmuş bir aslan olabilirler ya da aileye tanıttığınız yeni köpek yavrusu ya da kedi yavrusu bile olabilirler. Hatta “cennette” sıkısmıs sahibinin “Diğer Taraf” a ya da “Gökkuşağı Köprüsü” ne gelişini bekliyor olabilirler.

Gökkuşağı Köprüsü ( rainbow bridge )
Cennetin sadece bu tarafı Gökkuşağı Köprüsü denilen bir yer.

Burada özellikle birine yakın olan bir hayvan öldüğünde, bu evcil hayvan Gökkuşağı Köprüsü'ne gider. Tüm bu özel arkadaşlarımız için birlikte koşup oynayabilecekleri çayırlar ve tepeler, bol miktarda yiyecek, su ve güneş ışığınin oldugu sicak ve rahat bir ortam vardir .
Hasta ve yaşlı olan tüm hayvanlar sağlığa ve zindeliğe kavusurlar. Zarar görmüş ya da sakat kalmış olanlar, tıpkı geçmiş zaman ve hayallerimizde onları hatırladığımız gibi, tekrar bütün ve güçlü hale getirilirler.

Hayvanlar, küçük bir ayrinti disinda cok mutludurlar. Bu ayrinti ise; her biri geride bırakmak zorunda olduklari icin kendileri icin çok özel olan birisini özlerler. Hepsi birlikte koşarken ve oynarken , bir anda durup uzak bir mesafeye bakarlar. Gozleri parlar, vücudu kasitli ve istekli bir sekilde titremeye başlar. Birdenbire gruptan ayrilmaya başlar, yeşil çimlerin üzerinden uçar, bacakları onu daha hızlı ve daha hızlı taşımaya baslar. Iyi tesbit!! O  özel arkadaşınız ile nihayet o koprude bulusursunuz ve bir daha asla ayrılmayacaksınız. Mutlu öpücükler yüzünüze yağar; elleriniz yine sevgi ile onlarin kafasini oksar ve bir kez daha evcil hayvanınızın güven veren gözlerine bakarsiniz. Cok uzun zamandır hayatınızdan çıkmis olmasina ragmen hiçbir zaman kalbinizden çıkmayan o dost...
Sonra Gökkuşağı Köprüsü'nü birlikte geçersiniz…
“Gökkuşağı Köprüsü” kavramı, evcil hayvanlarla insanlar arasındaki sonsuz sevgi bağını ifade etmenin bir yolu, araştırma, sezgiler ve kişisel deneyimlerle, öldüklerinde evcil hayvanlarımıza ne olduğunu bilebiliriz.


Kaynak   : Joanne Sacred Scribes
Ceviri      : gulunseyirdefteri