Kadinlarin Yukselisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadinlarin Yukselisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2021 Pazar

Kadınların Uyanışı



Karanlık; içindeki ışığa teslim olmadan önce, hayatta kalabilmek için son şansını kullanıyor ve daha da saldırganlaşıyor. Şu an dünyanın her tarafında, kadınlara karşı yapılan saldırıların artmasının sebebi; gelmekte olan ışığın ve değişimin doğum sancılarıdır...Eril enerji, gücünü kaybetmekten çok korkuyor ve bu korku onları daha da hırçınlaştırıyor.

Bütün dünya bundan sonra kadınların; uyanışını, yükselişini, isyanlarını ve yeniyi inşa edişlerini konuşacak. Bu özgürlük savaşçılarının haykırışları, sokaklarda ve evlerde yankılanacak. Eril enerji tarafından kendilerine takılan zincirleri tek tek kıracaklar ve kol kola girip güçlenerek ayağa kalkacaklar. En çok hangi ülkelerde dişil enerji bastırılmışsa; ilk patlamalar, ilk doğumlar, oralarda başlayacak.

İnsanlık, bir kez daha kadının; doğuşuna ve yükselişine tanıklık edecek. Ama bu sefer ‘cadı’ yada şeytan diye diri diri yakılamayacaklar, asılamayacaklar. Çünkü bu sefer daha güçlüler ve  yalnız değiller...Arkalarında; yakılan, asılan ataları da var. 


Hazırlanın...kadının hikayesi önce Ay’a, sonra yıldızlara ve gökyüzüne yazıldı. Şimdi de; dağa, taşa, suya ve toprağa yazılacak. 

Şu an milyonlarca kadın, çeşitli yollardan, kendi varlığına uyanmak için birçok eğitimler alarak; şifacılık, bilgelik ve yaratıcılık yeteneklerini uyandırıyorlar. Zamanı geldiğinde bu kadınlar ortaya çıkacaklar ve gereken değişimi başlatacaklar. Kadın; sadece bir anne, bir eş, bir kızkardeş değil...bütün yaratılış hikayesinin başladığı yerdir. Hak ettiği yeri kendi eliyle yeniden inşa edecektir.

Bütün kadınlara ve içindeki kadını uyandıran erkeklere; sevgiler...saygılar

Aasma Estefan

Aasmaestefan@gmail.com

13 Nisan 2017 Perşembe

Dunyanin Sonu mu Geldi?

Şu anda tüm dünyada neler oluyor? Bu kaosun, terörün, beklenmedik politik gelişmelerin ve daha pek çok olayın sebebi nedir? Neler oluyor? Aileler çocuklarının gelecekleri için endişeli, aslında herkes yaşamı için endişede…


Artık gün geçmiyor ki gazetelerde veya haberlerde yeni bir skandal, doğal afet veya terör olayı ile güne başlamayalım. Bu gündem ne yazık ki sadece ülkemizde değil tüm dünyada yaşanıyor. Yıllarca saklanmış vahşi tecavüzler, skandal politik olaylar, gizlenmiş dosyalar, dünyadaki en tanınmış finans şirketlerinin dolandırıcı oldukları gündemden düşmüyor. Bunlar yeni mi; aslında pek çoğu eski olaylar ama artık saklı kalamıyorlar. Gün geçtikçe her şey şeffaflaşıyor, gün ışığına çıkıyor ve hiçbir şey saklanamaz hale geliyor. Yalana artık geçit yok. Bunun yanı sıra depremler, seller de cabası… Dünya annemiz de bir şeyler anlatmaya çalışıyor sanki…
Dünyadaki bu kriz bize bir şey mi anlatıyor? Yoksa sadece üst üste gelmiş tesadüfler mi olanlar?

Acinin ve Karanligin Sesi Artiyor:

Acının sesi neden gün geçtikçe artıyor? Karanlığın sesi acaba bize bir şey mi anlatmaya çalışıyor? Yoksa yine tesadüf mü?
Tesadüf değilse bu karanlığın bir bilgeliği olma ihtimali var mı? Peki, biz bu karanlığın bilgeliğine teslim olabilecek miyiz? Yolumuzu nasıl bulacağız karanlıkta? Biz bu sesi duyacak mıyız yoksa geçmişte yaptığımız gibi yok sayıp hayatımıza devam mı edeceğiz? Edebilecek miyiz gerçekten? Bu mümkün müdür? Acı buna izin verecek mi?

Yeni Bir Cag mi Basliyor?

Bu olaylar dünyanın sonuna mı yoksa yeni bir dünyanın başlangıcına mı işaret ediyor? Hep birlikte göreceğiz; anda her şey mümkün ancak gelen tüm rehberlikler aslında yeni bir çağa geçmekte olduğumuzun haberini veriyor.
Gezegenimiz milyonlarca yıldır pek çok döngüden geçti, enerjiler yükseldi ve alçaldı. Aslında yaşam da döngülerden oluşuyor. Her an yeni bir an başlıyor ve bitiyor. Her an her şey değişiyor.
Şu anda da eski bir döngü kapanıp, yeni bir dönem başlar, der pek çok ruhani liderler ve astroloji. Bir süredir kova çağına geçtiğimiz bir dönemdeyiz. Bu ne demektir? Artık AKIL çağından çıkıp SEZGİ- HİSSETME çağına geçtiğimizin habercisidir. Bu dönem bize neyi anlatıyor? Birazdan bahsedeceğim ama tek bir cümleyle ifade etmek gerekirse BEN‘den BİR’e geçmekten bahsediyor bu dönem.
AKIL çağı yüzyıllardır düşüncelerle dünyayı hissizleştirdi. Dünya anamızın kaynaklarını tüketti ve sadece bilim ile bir yerlere gelmeye çalıştı ve sonunda düpedüz duvara çarptık. Diyeceksiniz ki aklımızı kullanmayacak mıyız… Elbette kullanacağız ama gerçeği/hakikati hissederek… Biz hissizleştik.

Bizim Olmayan Hayatlar:

Neden hissiz haldeyiz? Nasıl bu hale geldik? Bir yalan yaşıyorduk ve bu yalanla kendimizi uyuşturmuştuk. Plastikten yapılmış bir sürü sahte hayatlar… Acımızı saklamak için yarattığımız sahte maskeler… Duygularımızı yok sayıp, görmezden gelip bastırdık. Duyguları hissetmek duygusallık olarak algılandı hatta ayıplandı. Zayıflık olarak görüldü.  Kendi otantik benliğini yaşayamayan bir sürü kayıp hayatlar ortaya çıktı.
İhtiyaçlarımızın karşılanması için tek yolun maddiyat olduğunu düşündük. Güç, salt para kazanmakla eş oldu. Bu yoksunluk bilinci, maneviyatı yok etti. Sadece akıl yoluyla yaşamaya başladık ve kalbin sesini hissizleştiğimiz için duyamaz hale geldik. Ve kendi gerçeğimizi unutup başkalarının gerçeğini yaşamaya başladık, yani başkaları tarafından yönetildik. Kendimize ait olmayan hayatlar yaşadık. Yürüyen robotlar haline geldik.


Ilahi Disilin Uyanisi:

Dünyanın bu hale gelmesinin tek sorumlusu biziz, oysa ki şimdi de başkalarını suçlamaktayız. Uzun süredir bu kurban rolünü oynamaktayız.
Bir yandan da kendi gerçeğimizi kendimizin yarattığına da uyanmaktayız. Bu dönem UYANIŞ dönemidir. İLAHİ DİŞİL’in uyanışı… Yani  SEVGİ’nin… Gel gitlerin olması doğaldır. Bu bir süreç ve sabır gerektiriyor. Yolumuzu artık SEZGİLERİMİZLE bulacağız ama bu özelliği uzun süredir kullanmıyoruz.
Kaos gibi gözüken de aslında gerçek bir temizlik. Derin bir gezegensel dönüşümün zirvesindeyiz. Bunu pek çok kişi artık hissiz hale geldiği için felaket olarak görmekte. Ancak bu bir dönüşümdür.
Diyeceksiniz ki nasıl nefret, ayrımcılık, ötekicilik bakış açılarını sevebiliriz? Tecavüzcüyü nasıl kabul ederiz? Yolsuzluğu, kontrolsüz güç gösterilerini? Politikacıların yalanlarını?
Peki ya bunlar bizim gölgelerimiz, yani göremediğimiz ve farkında olmadığımız parçalarımızsa? Ya bizlerin kolektifin bir yansımasıysa?
“Açı doyurduğumda, hakareti affettiğimde, düşmanımı sevdiğimde, bunlar güzel erdemler. Fakat ya dilencinin en fakirinin ve suçluların en gaddarının kendi içimde olduğunu görürsem!.. Ya şefkatime en muhtaç kişinin ve en azılı düşmanımın kendim olduğunu fark edersem! O zaman!…” Carl Gustav Jung

Acinin Icinden Gecerek Isiga..

İnkar ettiğimiz her parçamız olumsuz düşünceler şeklinde etkilerini sürdürmeye devam ederler. Bu yüzden geçmiş deneyimlerimizle yüzleşmemiz ışığa uzanan yoldur. Maalesef acıdan kaçarak değil acının içinden geçerek ışığa kavuşabiliyoruz. Acıyı yok sayarak, görmezden gelerek yaşamak depresyon ve pek çok hastalığa, ayrıca dünyadaki bu kaosa sebep olmaktadır. Dönem kendi karanlığımızla yüzleşme zamanıdır. Bunlar bende yok, başkalarının suçu deme zamanı eski bilinci temsil etmektedir. Bizler görünmez bağlarla birbirimize bağlıyız ve kolektif bilinçte bulunan tüm bu yansımalar hepimize aittir. Kimileri atalarımızdan gelmiştir kimisi daha da geçmişten.
Dışarıyı suçlayarak kurban rolünü seçmeye devam edemeyiz. Gezegenin genel çöküşünün sorumlusu biziz. Mutluluğu hep dışarıda aradık. Hep dışarıyı suçladık ve savaş bu yüzden başladı. “BEN biliyorum”dan başladı. Bizim acımız buradan doğmaktadır. Kişisel sorumluluk ancak yeterince olgun olanlar için mümkündür. Kendimizi olumsuz durumlarda bulduğumuz zaman bunları kendimizin yarattığını kabul etmekle başlayan bir süreçtir.

Savas, Kontrolsuz Erilden:

Bizler eril ve dişilin dengesinden oluşuyoruz. Eril ve dişil her erkekte ve her kadında mevcuttur. Bütünlük sadece dengede olduğu zaman gerçekleşir. Eril analitik düşünce, sonuç odaklı, analizci, bir yol takip eden, inisiyatif alan, avlayan, analitik, doğrusal, matematiksel, nüfuz edici olan olup, sol beynimizin fonksiyonları ile ilişkilidir. Erilin diğer tanımları güneş, animus, aktif, Yang, Şiva’dır.
Dişil taraf ise hisler, yaratıcılık, özgürlük, kabullenme, yumuşaklık, güven, izin verme, süreç odaklı,  üretme, akışta olan olup, değişime yatkın, sağ beynin fonksiyonlarıyla ilişkilidir. Dişilin ay, alıcı, anima, Yin, Shakti gibi tanımları da vardır.

Bir iç mimarın, kadın veya erkek fark etmez, yaratıcılığı dişil tarafından, bunu harekete geçirip eyleme koyması ise eril tarafından gelir. Veya bir toplantıda proje yaratmak dişil tarafımızın, projeyi eyleme koymak eril tarafımızın işidir.

Savaş ve sömürgecilik, kontrolsüz erilin göstergesidir ve altında pek çok korku barındırır.
Kocasından dayak yiyen bir kadının buna rıza göstermesi de bastırılmış dişilin dengesiz bir özelliğidir. Dayak atan adam ise yine dengesiz erili temsil etmektedir ve yoksunluk bilinciyle ilişkilidir. İkisi de geçmişte yaşadığı sevgisiz deneyimleri yansıtmaktadır.
Tüm bu kaos, yeni dünya enerjisi olan ilahi dişile dirençten kaynaklanmaktadır ve altında pek çok korku barındırır.

Sakinles ve Icine Don:

Karanlıktan ışık doğar. Acı yoluyla ruhumuzun amacına dair farkındalığa ulaşabiliriz.
Peki şimdi maneviyatı yükseltmek için ne gerekiyor?  Birliği deneyimleyebilmek için yaralarımızı sarmalamak gerekmektedir; kendimizi işe yaramayan davranış kalıplarından özgürleştirip duygusal bedenimizi güçlendirmemiz gerekmektedir. Bu nasıl olacak… Sakinleşip içimize dönerek… Bunun için artık pek çok yol ve yöntem var. Sadece bir adım atmak gerekiyor.

Gucunu Sevgiden Alan Kadin Sesi:

Tüm dünyada kadın yürüyüşleri, kadın hareketleri başlamıştır.  Pek çok ruhani lider yıllar önce bu dönem için kadınların çok önemli bir rol üstleneceğini görmüştür. Artık kadınlar ses vermektedir. Sesimizi çıkaracağız ama gücümüzü sevgiden alarak.
“Günışığı kadar net görüyorum; insanlığı daha üst bir tekâmüle taşımanın liderliğini kadınların yapacağı saat geliyor.” Hz. İnayet Han (1882-1927)
Kadınlar rahimlerine indiği zaman erkekler de kalplerine ineceklerdir. Bunu da başka bir yazıda paylaşacağım.




Yazan: Seda Rodop Soran' a bu guzel yazi icin tesekkurler!
Alinti: http://www.kadinbu.com/dunyanin-sonu-mu-geldi/

23 Şubat 2016 Salı

Kadinin Yeniden Dogusu

                         Baslangicta sadece disil enerji vardi. Hersey onunla yaratildi.




Tarih, bize istenildigi kadar gosterildi. Gerisi yok edildi, yakildi veya gizli depolarda saklanildi. Buna ragmen, hala acikta kalan veya sergilenen heykellere bakildiginda binlerce yil once kadinlarin hakimiyetini ve gucunu gosteren binlerce kanit bulunabilir. Misir, Yunan ve Sumer tanricalari en cok goze carpanlardir. Bu kanitlar, bize binlerce yil once kadinlarin guc sahibi oldugu 'Anaerkil' bir kultur yasandigini gosteriyor. Yani erkekler uzerinde guc sahibi olan kadinlar sosyal yapilari ve gucu kontrol ediyorlardi.

Sonra dinlerin gelmesiyle baslayan yeni dongude kadinlarin gucu erkeklere gecmis oldu. Boylece 'Ataerkil' bir kultur basladi. Bu sefer de erkek hakimiyetine dayali sosyal yapilar olustu. Her alanda guc kontrolu onlara gecti. Kadinlarin haklari ellerinden alindi. Tarihe dayali kadin izleri yavas yavas silindi. Binlerce kadin cadi diye diri diri yakildi. Seytan olmakla suclandi. Egitim almasi engellendi ve kapatildi. Adeta tanricaliklarinin intikami alinmis oldu.

Binlerce yillik bu dongu ise bir kac yil once tamamlandi. Simdi tekrar kadinin eski gucunu yeniden kazanma zamani geldi. Bu sefer erkek ustunde bir hakimiyet kazanmak icin degil, esit haklara sahip olmak icin savasiyor. Ve bunu basaracak da. Insan oldugunu ve saygiyi hak ettigini hatirlatacak hepimize.

Son yillarda kadina yonelik siddetin artmasinin sebebi de budur. Eski duzenin carpikligi ve eksiklikleri gunyuzune cikiyor ki bu duzen yikilirken daha iyisi insa edilebilsin. Degisim coktan basladi ama buna karsi savasan bir guc var. O gucle savas bitince kadin yine ait oldugu yere geri donecektir. Esit haklarla dengeli bir kadin erkek statusu ortaya cikacaktir. Kimse kimse uzerinde ustunluk taslayamayacak. Insanlar ne kadin ne erkek olacak. 'Insan' olmayi 'Bir' olmayi ogrenecek.

 Yeni cagi kadinlar ve cocuklar kuracak....Dunyayi onlar kurtaracak.

                                 Ayni Konunun Disil ve Eril Enerji Olarak Aciklamasi



Disil enerji kadinda bulunan enerjidir. Eril enerji erkekte bulunan enerjidir. Yaratilmis her canli eril veya disil enerji bir arda olarak yaratilmistir. Ikisi aslinda 'Bir' olmak icin yaratilmistir. Denge icin. Fakat once disil enerji baskin oldu, sonra eril enerji. Simdi artik ikisininde dengeye oturmasinin zamani geldi. Eril enerji, disil enerjiye gore daha serttir ve egolarin etkisindedir.  Disil enerji ise yumusak, sifaci, sevgi dolu, merhametli ve yaraticidir. Bu yuzden erkekler daha keskin, inatci ve bencil olurlar. Kadinlar ise nazik, kirilgan, korumaci ve yaratici olurlar.

Annelerimizi dusunun. En zor zamanlarda bile yoktan var ederler. Mutfakta hicbirsey yokken, kisa zamanda; yaratici, sevgi dolu ve sifaci gucuyle ne yemekler cikarirlar. Cunku yaratmak onlarin dogasinda vardir. Yavrularini korumak beslemek yaradilisinda vardir. Bitmek tukenmez bir sevgileri vardir. Onlari kirsaniz bile, icten ice hep severler yavrularini. Onlar hep kalpten konusur ve kalpten severler. Bu yuzden anneleri, kadinlari ve kizlarinizi aglatmayin. Kadinlar olmadan birsey yaratamazsiniz. Cogalamazsiniz. Cocuk doguran bir erkek gosterebilir misiniz? Kendisini, erkek oldugu icin kadindan ustun sayan erkekler acaba zeka genlerinin transferinin sadece anneleri tarafindan yapildigini biliyorlar mi? Kendisini doguran ve besleyen, zekasini belirleyen kadina ustunluk taslamak, hor gormek ve zulmetmek zalimliktir. Insanlik disidir.

Eril enerji beynimizin sol tarafini idare eder ve mantikla calisir. Disil enerji ise sag tarafini idare eder ve duygularla calisir. Beynimiz her iki tarafi, bu donem gelen enerjilerle dengede tutmayi ogreniyor. Aralarindaki catisma da bu yuzdendir. Gucun dengelenmesidir. Bu catisma sukunete erdiginde hem eril hemde disil enerji 'Bir' olmayi ogrenecektir. Sevgi, sevkat ve sifa saracaktir her yeri.


Sevgiler!

Aasmaestefan@gmail.com